Yukarıdaki başlık çok anlamlı ve bir o kadarda sık kullanılan bir slogan. Türkiye’de yaşayanların neredeyse tamamına yakınının hemfikir olduğu bir söz. Bugüne kadar konuşan, yazan, siyaset yapan, akademik çalışmalar üreten ve sıradan halktan hiç kimsenin buna itiraz ettiğini duymadım, görmedim, hatırlamıyorum. Bir toprak parçası üzerinde yaşayan tüm halkların üzerinde hemfikir olduğu bir konu nasıl oluyor da hayata geçmeyip binlerce insanın ölümüne neden olunuyor.

 

En son dün halk adına siyaset yapanların en başında bulunan, baş siyasetçimiz Başbakan Erdoğan da aynı sözleri tekrarladı: “Hiç Kimse Kürt ve Türk’ün Arasına Nifak Sokamaz”. Buraya kadar her şey tamam olmasına tamam da bu nifakı kim çıkarıyor? Uzaydan falan gelip ülkemizi karıştırmak isteyen dış mihraklar mı bu kadar acıya neden olan duyguları aşılayıp gidiyor? Ya da hiçbirimiz suçlu değilsek, geçmişte yaşanan acılar ve bugün devam edenlerin suçlusu kim ve niye bunları yapıyor?

 

Siyasetin dilini olabildiğince sivriltip, barışa hizmet edecek olan dili bir tarafa bırakıp yerine savaşı körükleyecek olan dili yerleştirmek olmasın sakın bunca acının ve nifakın sebebi?

 

Ekranlara çıkıp barış ve gerçek kardeşliğin dili ve ortak paydası üzerinde konuşmak yerine kin ve nefret tohumları ekip gerekirse binlercesi daha ölebilir, zaten biz bugünler için doğmuşuz diyenler olmasın sakın bu kin ve nefretin sebebi?

 

Yazdığımız kitaplarda insanlığa hizmet eden evrensel insan haklarını ve normlarını dikkat alıp onlara göre bu insanlara gelecek inşa etmeye uğraşmak yerine kişisel, kabilesel ve ırksal egolarımızı tatmin etmek için yazdığımız fikirlerimiz olmasın sakın bu nefret ve düşmanlığın sebebi?

 

Birbirimizi anlamadan, konuşturmadan karşılıklı geliştirdiğimiz ön yargılarımız olmasın sakın bu gidişatın sebebi.?

 

Acılarımızı ortaklaştırmak yerine karşıtımızın acısına sevinmek olmasın sakın sebebi bu kinin ve nefretin?

 

İşte bu halkların arasına nifak eken onları ayrıştıran sebepler. Samimi vicdanların kolaylıkla ortadan kaldırabileceği sebeplerdir bizi ayrıştıran, kutuplaştıran hatta düşmanlaştıran. Tabi kişisel ve partisel menfaatlerimizi de unutmayalım, fanatikleştirdiğimiz taraflarımızı.

 

Martin Luther King boşuna söylemiyor şunları: “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik; ama bu arada çok basit bir sanatı unuttuk: Kardeş olarak yaşamayı.”

 

Başbakanımız BDP’li milletvekillerinin elini uzun bir süre sıkmadı. Kendince sebeplerini de ortaya koydu. Haklı ya da haksız olduğunu bir tarafa bırakarak şunu sormak istiyorum: Böyle bir tavır geliştirdiğiniz zaman size oy veren 21 milyon insan şu mesajı vermiş olmuyor musunuz; BDP’ ye oy veren yaklaşık 2 milyon seçmenin elini, ey bana oy verenler sıkmayınız. Bu anlayıştır halkların arasına nifak sokan, onları ayrıştıran. Aynı şekilde BDP’nin de beklentilerin aksine tam bağımsız bir siyaset geliştirememesi de katkı sunuyor bu ortama.

 

Sorgulamaya başladığımızda doğrularımızı şunu görmeye başlıyoruz: Bu dünyadaki herkes kardeştir önemli olan o kardeşlik bağını bulmaktır.

 

Nifak yerine kardeşlik anlayışının hâkim olması için öncelikle kardeşlik hukukunun gereklerini eksiksiz olmasa bile bir şekilde yerine getirmek lazım. Kardeşi aç yatan rahatlıkla tok yatabiliyorsa öncelikle kendisini sorgulamaya başlasın. Başkalarının acılarını görmeyip kendi penceresinden bakıp onlara sevinebiliyorsa insan, önce kendi vicdanına bir sille vurmalı. Kardeşlik, üzerinde kurulacak eşit, ortaklaşmış bir vicdan ve insani değerleri ön planda tutan bir anlayışa ihtiyaç duyuyor. Biz bu ortamı sağladıktan sonra kardeşlik ruhu kendiliğinden nifak, kin ve nefretin üstesinden gelir.

 

Evet, bizim dışımızda hiç kimse Türklerin ve Kürtlerin arasına nifak tohumu sokamaz. Yani eğer biz, siyasetimizle, gazetelerimizle, televizyonlarımızla ve özel çabalarımızla gerçek manada kardeşlik tohumlarını ekip kin ve nefreti bir tarafa bırakırsak hiç kimse bizi ayrıştıramaz.

 

Sözlerime Beydaba’nın şu anlamlı cümlesi ile bitireyim: “Akıllı adam, yatışmış olsa da, kini, küllenen ve eşelenmeyen ateş gibi sayar.