7 Ocak 2015 tarihinde Fransa’da yayın yapan Charlie Hebdo isimli mizah dergisi silahlı kişiler tarafından basılmış, 12 kişi bu baskında yaşamını yitirmişti. Tüm dünyada kınanan bu saldırı sonrası Cumhuriyet gazetesi 4 sayfalık Charlie Hebdo seçkisi yayınladı.
Gazetenin iki yazarı da köşelerinde, saldırı sonrası çıkan özel sayının kapağını taşıdıkları için yargılanmışlar ve yapılan yargı sonrası ikişer yıl ceza verilmişti.
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan hakkında verilen ikişer yıl hapis cezasının gerekçeli kararı ortaya çıktı.
“Halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek ve bu suretle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” olarak özetlenebilecek olan TCK 216/1 maddesiyle yapılan yargılamanın esasları açıklanan gerekçeli kararda,
“Fransız dergisine yapılan saldırının temelinde, o derginin İslam peygamberi Hz. Muhammed'e yönelik olarak gösterdiği saygısız yaklaşımın olduğu tartışmasızdır.” Diyerek, Charlie Hebdo’ya yapılan saldırıya haklılık getiriliyor.
“İslami inanışa göre peygamberin bir resminin dahi yayınlanmasının kabul edilemez olduğu yolundaki gerçekliktir.”
“İslami inanışa göre Hz. Muhammed'i resmetmek mümkün değildir.”
“Hz. Muhammed'in bilinen en güzel haliyle resmedilmesi bile kabul edilemez bir durum iken, onun karikatürünün yayınlanmış olması kesinlikle retçi bir yaklaşımla karşı karşıya kalacaktır.”
“Maddede yer alan suç, bir tehlike suçudur. Yani sonucun gerçekleşmesi zaten gerekmez. Açık ve yakın tehlike bu davada bu şekliyle gerçekleşmiştir. Zira insanlar yayından hemen sonra 81 ilin 47'sinde ve bazı illerde, birden fazla ilçede tepkilerini toplu olarak ortaya koymuşlardır. Bu durum başlı başına bir tehlikedir.”
“Peygamberlerinin resmedilmesini kabul edemeyenler, birçok yerde harekete geçmiş, yani tahrik olmuş, toplu tepkilerini dile getirmişlerdir. İşte bu toplumsal barışı bozmaya namzet açık ve yakın bir tehlikedir” ifadeleriyle belirlenen tahriklerin tek taraflı olduğu gizlenmemiş. 216/1 maddesinde ise bir kesimin diğer kesime karşı tahriki gerekli olduğu gözden kaçmış/kaçırılmış. Yazarlar kışkırtma yapmış olsalar bile kendilerine karşı bir kışkırtma olmuştur ki bu da suç değildir.
“Bu ülkede dinsel kökenli (mezhepsel yaklaşımlar da bu çerçevede değerlendirilebilir) ani toplumsal reaksiyonlar bize çok yabancı değildir. Örneğin, 18 Nisan 2007'de Malatya'da Hıristiyanlık ile ilgili kitaplar yayınlayan Zirve Yayınevi'nde çalışan kişiler öldürülmüştür. … Sivas olaylarına ilişkin hafıza daha tazedir. 2006'da Rahip Santoro öldürülmüştür. 1930'da Kubilay Olayı vardır. 1978 yılı Maraş olayları vardır. Yakın geçmişte ateist olduğunu gizlemeyen yazar Aziz Nesin'in İslam dinine yönelik bazı hakaret içerikli sözler söylediğinden bahisle Sivas'ta toplu halde harekete geçen insanlar, Aziz Nesin'in kaldığı bildirilen oteli galeyana gelerek ateşe vermiştir. Olayda çok sayıda yazar, ozan ölmüştür. Aziz Nesin bu olaydan kurtulmuştur. Üstelik bu sözleri tam olarak nasıl söylediği bile belli değildir.”
Gerekçeli kararın bu paragrafı daha da ilginç. Kendisine gerekçe temin etmeye çalışan mahkeme, Malatya, Maraş ve Sivas katliamlarının öldürülenlerce yapılan kışkırtma olarak göstermeye çalışıyor. Aziz Nesin’i “ateist” diye nitelerken de ateistlik bir aşağılama/hakaret gibi kullanılmış.
“Sanıkların üzerine atılı suçun genel kast ile işlendiği tartışmasızdır…. Sanıklar birer köşe yazarıdır. Açıklamalarını, tepkilerini sözlerle ifade edebilecek yeterliliğe ve entelektüel birikime sahiptirler…. Bu yazının fikirsel olarak ayrıca Charlie Hebdo kapağı ile pekiştirilmesine gerek var mıdır? Olağan bir kabul ile, aslında yoktur… Sanıklar muhtemel tepkiyi öngörmüş, ancak geri adım atmamışlardır.”
Kapak resmini koymaya gerek var mıydı? Yazarak yapsaydınız önemli değildi, ifadeleri gerekçe yerine mazeret sunma girişimleridir.
“Mahkememiz, içinde yaşanılan toplumda büyük kesimi oluşturan İslami dinsel topluluğunun inançlarına, doğrularına saygı duymakla yükümlü olup…”
“Sanık Hikmet Çetinkaya her türlü teröre karşı olduğunu, kaldı ki yer verdiği çizimin Hz. Muhammed olduğuna inanmadığını söylemektedir. Sanık Ceyda Karan'ın hareket noktası ise herkesin bir diğerinin inancına ve ifade özgürlüğüne saygı duyması gerektiğidir. Dolayısıyla, kendisinin de bu ifade biçimi karşısında saygı görmeyi hak ettiğini aslında söylemektedir. Ancak bunlar temelde sanıkların yaptıkları eylem nedeni ile nedamet içinde olduklarını gösteren şeyler değildir. Bu durum, özellikle gerekçede bildirilerek sanıklar için takdiri indirim nedenleri uygulanmamıştır."
Gerekçenin bu bölümü de diğerlerinden farksız, sadece verilen cezaya kılıf uydurmaktan öteye geçmemektedir. Yazarın kendisine saygı duyulmasını istemesini özür dilememek olarak nitelemek ne kadar doğrudur?
Gerekçeli kararın can alıcı bölümü, “Unutulmamalıdır ki, hâkimler sadece hukuka ve vicdana uygun karar vermezler” ifadesidir.
Hakimler sadece hukuka ve vicdana uygun karar vermezler ifadesi, içerisinde barındırdığı yanlışlar ve hukuksuzluklar ayrı bir konu olmak kaydıyla, bu kararın hukuk dışı olarak verildiğinin de ifadesidir.
Gerekçeli karar, verilen kararın hukuksuzluğunu ispatlayan en önemli belgedir. Aynı zamanda diğer mahkemelerin verdikleri kararları da kuşkulu hale getirmektedir…