'Hâlbuki gayet basit: Kürdistan, Kürtlerin yaşadığı yer'

Tayfun Atay, 'Kürdistan' sözcüğü ile ilgili bir yazı kaleme aldı

'Hâlbuki gayet basit: Kürdistan, Kürtlerin yaşadığı yer'

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Tayfun Atay, "Ben Kürdistan vekiliyim" diyen HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir'e Meclis'ten çıkarılma cezasının verilmesine tepki gösterdi. 

Geçmişte sadece Kürdistan sözcüğü üzerinde değil, Kürt ve Kürtçe üzerinde de yakıcı sonuçların olduğunu söyleyen Tayfun Atay, Sosyolog İsmail Beşikçi’nin sırf bu sözcükleri kullandığı için hayatının nasıl elinden alındığını da hatırlattı. 

"Hâlbuki gayet basit: Kürdistan, Kürtlerin yaşadığı yer… Tarihi olarak, yoğun olarak, çoğunluk olarak yaşadıkları yer" diyen Atay'ın, "Kürdistan yasağı, yangına benzindir" başlığıyla Cumhuriyet'te yer yayımlanan yazısı şöyle: 

Aylar önce yazmıştık, milletvekillerinin Meclis konuşmalarında “Kürdistan” demeleri durumunda para cezası almasına yönelik içtüzük değişiklik önerisi üzerine…  Değişiklik teklifi yasalaştı ve ilk “kurban” da HDP Şanlıurfa milletvekili Osman Baydemir oldu. 

Baydemir, tutuklu HDP milletvekillerine ilişkin Meclis’te konuşma yaparken, “Ben, Kürt halkının bir evladı olarak, Kürdistan’dan gelen bir temsilci olarak” ifadelerini kullanmış. 

Sonuç, içtüzüğün falanca maddesine göre iki birleşim Meclis’ten çıkarma ve yaklaşık 12 bin lira para cezası… Bitmeyen bir tartışma, daha doğrusu “mesele”dir bu. 

Üstelik geçmişte sadece “Kürdistan” sözcüğü üzerinden değil “Kürt” ve “Kürtçe” üzerinden de korkunç, acı ve yakıcı sonuçlara yol açmış bir mesele... 

Sosyolog İsmail Beşikçi’nin hayatı, bırakın “Kürdistan”ı, Kürt ve Kürtçe sözcüklerini kullandığı için elinden alındı. 

“Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar (Göçebe Alikan Aşireti)” ve “DoğuAnadolu’nun Düzeni”… Her ikisi de 1969’da yayımlanmış bu kitaplarında sosyolog Beşikçi, etnolojik/antropolojik bir yöntemsel hassasiyet de gözeterek Türkiye’nin “Kürt olgusu”na ekolojik, ekonomik, demografik, kültürel ve politik çerçevelerde dikkat çekmekteydi. 

Bedeli, 1971’den başlayarak 1999’da şartlı salıverilme yasasıyla nihai noktasına varan, ha bire “gir-çık”larla dolu cezaevi süreci oldu. Beşikçi Hoca, toplamda ömrünün 17 yıl 3 ayını bilfiil hapiste geçirdi. 

“Kürt”ten ve “Kürtçe”den söz ettiği için!.. 
Çünkü, “o zamanlar” Kürt yoktu! Olsa olsa “Dağ Türkleri” idi onlar!.. 
Yüksek yerlerde, karlık bölgelerde yaşayan Türklere “Kürdaklar” denirdi!.. 
Kürt adı, bu “Türkler”in dağlarda karda yürürken ayakkabılarının çıkardığı “kart-kurt” sesinden gelmekteydi!.. 
“Sıkışmış kar”a verilen addı Kürt!.. 

Aynı minval üzere, Kürtçe de yok hükmündeydi. Kürtçe konuşmak yasaktı, konuşana da ceza vardı. 

1960’larda yoğunlaşmaya başlayıp 1980’lerde zirve yapan bu süreç, aslına bakılırsa bugün işte bu “Kürdistan” tartışması, kavgası, yasağı, cezasıyla devam ediyor. “Kürt” ve “Kürtçe” dendiğinde 12 Eylül rejiminin diktatörleri ne hissediyor ve bunları telaffuz edenlere neyi reva görüyorsa, bugünün dikta heveslileri de Kürdistan’ı telaffuz edenlere aynı yaklaşım içinde. 
1980’lerde ağzınızdan Kürt sözcüğünün kaçmamasına dikkat etmek zorundaydınız. Ne oldu o zamandan bu zamana Kürt sözcüğü ve Kürtçenin durumu; bakın bugün Kürtçe yayın yapan resmi kanal bile var. 

Şimdi on yıllar öncesindekine benzer bir politik takıntı ve ideolojik ergenlikle “antropolojik” bir realiteye gönderme yapan “Kürdistan” sözcüğünden de dilimizi eşek arısı sokacakmışçasına kaçınmaya itiliyoruz. 

Hâlbuki gayet basit: Kürdistan, Kürtlerin yaşadığı yer… Tarihi olarak, yoğun olarak, çoğunluk olarak yaşadıkları yer. 

Farsça “istân” (“sitân”) son ekine bakın, ne anlam üretiyor, o bile yeter de artar anlamak için... 

“İstân”, yer bildiren sözcükler türetmeye yarayan bir ek. Gülistan gibi, Lazistan gibi ve elbette “Türkistan” gibi… 

Türkistan diye bir ülke, bir politik realite var mı, hayır yok. 

Peki, Türkistan diye coğrafi, kültürel, antropolojik bir realite var mı, evet. 

Hiçbir kaygı duymadan, bol bol, rahat rahat, takır takır telaffuz edebiliyor musunuz, ona da evet. 

Afgan Türkistan’ı var, İran Türkistan’ı var, Çin Türkistan’ı, yani Doğu Türkistan var. 

Bir Çinli itiraz etse “Doğu Türkistan” demenize, ona “Hadi oradan” diyor musunuz, diyorsunuz. 

Ama Kürdistan diyene, tıpkı dün Kürt diyene yaptığınız gibi hayatı dar etme çabasındasınız.

İran’da İran Türkistan’ı olduğu gibi İran Kürdistan’ı da var. 

Ayrıca Irak Kürdistan’ı, Suriye Kürdistan’ı var. 

Dolayısıyla “Türkiye Kürdistan’ı” da var. Bir siyasi realite içerisinde bir kültürelantropolojik realiteye karşılık gelmekte bu ifade… 
Yani, Türkiye’nin bir Kürdistan’ı var. 

Nitekim Baydemir de Meclis’te tekrar söz aldığında tam da bu anlama gelecek şekilde şunları eklemiş: “Kürdistan’a Kürdistan demek suç değildir, suç olmamalıdır. Kürdistan, bütünün bir parçasıdır.” 
Bütün, Türkiye… 
Kürdistan, onun parçası. 

Siz, Türkiye’nin bir parçası olarak “Kürdistan” sözcüğüne yasak ve ceza koyunca bütünü korumaya değil, bütünün parçalanmasına  çanak tutmuş olursunuz ancak. 
Kürdistan sözcüğü, aslında yangın-söndürücü… 
Asıl onu yasaklamak, yangına benzin dökmek!..    

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2017, 08:37
YORUM EKLE