Ertuğrul Kürkçü: İktidarın meselesi zaten "şiddetle mesafe" değil, Kürtlerle mesafe

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü’ye göre HDP’nin şiddetle arasında herhangi bir nesnel, maddi bağ olmuş olsa, iktidarın bunu diline dolamasına bile gerek kalmaz, işleri çoktan bitirilmiş olurdu

Ertuğrul Kürkçü: İktidarın meselesi zaten "şiddetle mesafe" değil, Kürtlerle mesafe

15-16 Haziran 1970 tarihli büyük işçi yürüyüşünün yıl dönümünde bu sefer HDP, Türkiye’nin en doğu ve en batı yakasından Ankara’ya doğru bir yürüyüş gerçekleştiriyor. Engellemelere, kısıtlamalara rağmen bu yürüyüşün siyasette önemli etkiler yaptığı da görülüyor. Bahçeli-Erdoğan görüşmesinde bu yürüyüşün masaya yatırıldığını biliyoruz örneğin.

İktidar yandaşı medya ise bu yürüyüşün yarattığı etkiden sıyrılmak için kendilerini “özel kuruluş” veya “ticarethane” olarak tanımlıyor ve HDP’lilere yönelik sansürü, büyük tepkilere rağmen bu çerçevede meşrulaştırmaya yöneliyor. Bu tartışmalar yürürken, yarım asırdan fazla zamandır Türkiye sol mücadelesinin ana aktörlerinden biri olan Ertuğrul Kürkçü’nün henüz 20’li yaşlardayken, Dev-Genç başkanı sıfatıyla, yine dönemin Ülkü Ocakları başkanı Ramiz Ongun’la birlikte, o zaman test yayın yapan TRT’deki bir programda yaptığı konuşmanın videosuna rastladık. Söz konusu kayıtta genç Kürkçü, “demokratik, eşitlikçi” bir Türkiye hedeflerinden bahsediyor. Aradan yarım asır geçti, köprünün altından çok sular aktı ama Kürkçü ve onursal başkanı olduğu HDP hâlâ aynı hedefleri dillendiriyor.

Geçmişten bugüne Türkiye’deki demokrasi mücadelesi, HDP’nin tarihsel anlamı, bu partinin son günlerde konu edildiği tartışmalara ilişkin değerlendirmeleri Ertuğrul Kürkçü, Gazete Duvar'dan İrfan Aktan'a yaptı.
 

Son günlerde dönüp dönüp izlediğimiz, 1971 yılında TRT’de dönemin Ülkü Ocakları başkanı Ramiz Ongun ile birlikte katıldığınız TRT programdan bir videoyla karşılaştık. Aradan tam 49 yıl geçmiş! Programda Dev-Genç başkanı olarak konuşurken “Bizim hedefimiz ABD emperyalizmine ve ağalığa karşı bağımsız, demokratik bir Türkiye inşa etmek” diyorsunuz. Onursal başkanı olduğunuz HDP’nin kuruluş aşamasında da bir Dev-Genç göndermesi vardı. Son zamanlarda HDP’nin, devrimcilerin sürekli hedefe konması dolayısıyla da, insan videoyu izlerken, memlekette tarihin tekerrürden ibaret olduğu hissine kapılıyor. Sizde de benzer bir duygu uyanıyor mu?

Evet, bu sanki bir dejavuymuş, merkezi sorunlar neredeyse aynıymış gibi görünebilir. Ama o gün bir bağımsız hareket olarak ortada yürümeyen Kürtlerin özgürlük mücadelesi bugün toplumsal ve politik kimyayı baştan sona değiştirdi. 50 yılda Türkiye çok hızlı ve derin bir ekonomik ve sosyal değişimden geçti. O program sadece Ankara’ya deneme yayını yapan TRT’de çekilmişti, Türkiye nüfusu henüz 36 milyondu; ekonomik olarak “geri kalmış” ülkeler arasında sayılıyordu. İşçi sınıfı dinamiği henüz sahneye çıkıyordu. Bugün dünya ve toplum çok değişti ama siyaset sanki hiç değişmemiş gibi.

HDP’nin sol geleneğe, siyasete yaptığı tarihsel etkiyi ve sol mücadelenin tarihiyle kurduğu bağı nasıl özetlersiniz?

1970’ler solda monolitizmin çağıydı. Dev-Genç bir gençlik örgütü olarak çok daha heterojen olsa da, siyasi partilerin çokluğa değil, tekliğe odaklanması bir tarih yasası gibiydi. HDP bu gelenekte geri dönülmez bir kopuş yarattı.

Peki HDP bu misyonunun farkında mı?

Açıkçası HDP’de yaptığımız, dünya siyaset tarihi açısından çok önemli bir şey ama, bu deneyimi yaşayanların bile Nazım Hikmet’in “Hani şu derya içre olup da deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf” dediği gibi, zaman zaman siyasete kattığımız değerin büyüklüğünü unuttuğunu söyleyebilirim.

‘PEK ÇOK POLİTİKACI HDP GİRİŞİMİNİN MUTLAK BAŞARISIZLIĞINDAN KUŞKU BİLE DUYMUYORDU’

Sizin açınızdan HDP’yi önceki sol, sosyalist veya Kürt partilerinden ayıran özelliği ne?

En önce HDP, Türkiye ve Kürdistan sol-sosyalist güçlerinin en önemli enternasyonalist dinamiklerini siyasal parti formunda bir araya getiriyor. Çoğulculukta ısrar HDP’de çok önemli bir sınavdan geçti. HDP öte yandan Kürtlerin özgürlük hareketiyle Türkiye solunun bileşenlerinin hükmi şahsiyetlerini ve varlık nedenlerini koruyarak ve aralarındaki farklılıkları kabul ve idrak ederek ortak bir program etrafında bir araya geldikleri ilk büyük, açık siyasi proje. HDP’yi kuran hiçbir yapı kendini ilga etmedi. Kendi bağımsız faaliyetini de HDP’deki ortaklığını da sürdürüyorlar. Türkiye ve Kürdistan siyasetinde önde gelen pek çok politikacı geçmiş deneyime bakarak başlangıçta bu girişimin mutlak başarısızlığından kuşku bile duymuyorlardı.

‘TÜRKİYE SOLU VE KÜRDİSTAN DEVRİMCİ HAREKETİNİN GENETİĞİ BİRBİRİNE YAKIN’

Kürt soluyla Türkiye solu arasında hep gerilimli bir dostluk oldu. HDP’yle birlikte dostluktaki gerilimin azaldığı söylenebilir mi?

Hem Türkiye solunun hem Kürdistan devrimci hareketinin genetiği birbirine yakın. İkisi de sosyalist dünya görüşünden geliyor. Öte yandan Türkiye devrimci hareketinin birçok ikonik şahsiyeti, şehitleri, kanaat önderleri Kürtler arasında da çok sevilen insanlar. Onlarla aynı gelenekten gelenlerin bu süreçte rol almaları kitleler nezdinde HDP için referans oldu. Böyle bir ortak hafıza, öncü kadroların birbirlerine olan inancı, güveni ve bu ortaklığa verdikleri büyük değer, kitlelere uygun bir biçimde aktarılmasaydı yol almak çok zor olabilirdi. Heterojen bir yapı inşası bu şekilde kolaylaştı. Ayrıca HDP sadece politik hareketlerin, yani Kürdistan yurtseverlerinin ve Türk sosyalistlerinin ortaklığı üzerine inşa edilmedi.

Nasıl yani?

2011 genel seçimlerine giderken esen değişim havası, Türkiye’nin geleceğin ancak çoğulcu, toplumu kucaklayan yeni bir rejim içinde kazanılabileceği inancı, kendilerini egemen söylem ve siyaset içinde ifade edememiş kesimleri de sahneye çıkardı. 2011 seçim kampanyası ve sonrasında yükselen dalga Kürtlerin yanı sıra Alevilerin, Çerkezlerin, Lazların, Pomakların, Arapların, Ermenilerin, Rumların muhalif ve demokratik kesimlerini de HDP’ye akan harekete taşıdı. Kürdistan özgürlük mücadelesinin iç güçlerinden biri olan özgür kadın hareketi feminist hareketle çok önemli bir rezonans yakaladı. LGBTİ toplulukları burada kendilerine yer buldular. Rejimin devletleştirilmiş dininden uzaklaşan demokrat Müslümanlar bu dile itibar ettiler. “Yeşil politika” ve ekolojist muhalefet dinamikleri de HDP’de bir mecra edindiler.


‘HDK OSMANLI’DA DA CUMHURİYET’TE DE HAYAL EDİLMEMİŞ BİR ATILIMDI’

Bu birliktelik galiba ilk etapta Halkların Demokratik Kongresi’nde oluşturuldu, değil mi?

Tabii, önce HDK vardı. HDP’yi HDK kurdu. HDK’nin çoğulcu, çok katmanlı, heterojen dinamizmi, örgütlü toplulukların yanı sıra herhangi bir politik hareketin, cemaatin, dinin mensubu olmayan ama fikrinin, duruşunun bir kıymeti olan yüzlerce bireyi de Türkiye’nin her tarafından ortak mücadeleye çağırdı. Siyaseti dönüştürerek dünyayı değiştirme umudu insanları bir mıknatıs gibi kendisine çekti. Bunun da gerisinde bir başarı hikayesi yatıyor. Emek-Demokrasi-Özgürlük blokunun Kürdistan devrimci ve demokratlarının yanı sıra çoğu Türkiye solundan gelen demokratik, sosyalist ve özgürlükçü bireylerden oluşturduğu aday listesinin 2011 genel seçimlerinde yüzde 10 barajını yıkarak Meclis’e girmesi muazzam bir sinerji oluşturdu. Arzular, ihtiyaçlar, eğilimler ile fırsatlar ve imkanları bir araya getiren bu konjonktürde ortaya çıkan blok ve arkasına dizilen HDK bu ortaklığın mayasını tutturdu. Çoğulculuk bileşenlerin değişmez bir ortak paydası oldu.

Kürt hareketinin rolü olmasa, böylesi bir blok gerçekleşebilir miydi?

Onların iradesi olmaksızın böyle bir ortaklık kurulamazdı, manası da olmazdı. Bu yapı ancak anlamlı bir büyüklük üzerine kurulduğunda bir güce dönüşebilirdi. Bu anlamlı dinamiği çok büyük fedakârlıklarla, uzun yıllar içinde, kahredici büyük kayıplar pahasına elde etmiş olan bir hareket sağladı ve çokluğun görünebilir olması için kendisini kararlılıkla geriye çekti. Bunu hamiyetperverlikten yapmadı; akıl bunu gerektiriyordu. Bu HDK-HDP kimyasını tutturabilmek için zorunlu bir işlemdi. Kürtler çok büyük bir maharetle hem kendi tabanlarındaki çokluğu ve çoğulluğu harekete geçirmeyi, hem Türkiye’deki pek çok tarafla ikna edici, güven verici ilişkiler kurmayı başardılar. Bu başarıda Öcalan kadar özgürlük hareketinin politik kadrolarının da bu ortaklığı tarihsel hedef olarak karşılarına koyup oya gibi işlemelerinin çok büyük bir payı var.

‘HDP’DE SÜSPANSİYON SİSTEMLERİ VAR, KİMSE KENDİSİNİ ÜVEY HİSSETMİYOR’

Yıllar önce HDP’nin bir olağan kongresinde bir arkadaş, “çorba gibi parti olmaz, kısa sürede bölünüp parçalanır” demişti.

Ama bakın, o arkadaş yanılmış, oluyormuş! (Gülüyor)

HDP hâlihazırda nasıl bir Türkiye analizi yapıyor?

HDP iki kutuplu Türk siyasetine bir üçüncü kutup ile müdahil olma hedefiyle mücadele ediyor. Bir tarafta siyasi İslam öbür tarafta milliyetçilik-ulusalcılık, bir tarafta batıcılık, öbür tarafta doğuculuk geriliminde şekillenmiş olan Türkiye siyasi topoğrafyasını kesen ve aşan bir üçüncü hat üzerinden yaklaşıyoruz genel siyasete. Aslında demokrasi mücadelesinin böyle bir kutbu, kuvvet merkezi inşasını şart koştuğunun idraki herkesi bir arada tutuyor ve basınçlar ne olursa olsun kimse birbirinden kopmuyor.

‘HDP’NİN ŞİDDETLE ARASINDA HERHANGİ BİR MADDİ BAĞ OLSA, İŞİMİZ ÇOKTAN BİTİRİLMİŞ OLURDU’

Gelelim HDP ve şiddetle arasındaki mesafe tartışmasına… Bu konudaki suçlamalara yanıtınız nedir?

HDP’nin şiddetle arasında herhangi bir nesnel, maddi bağ olmuş olsa, iktidarın bunu diline dolamasına bile gerek kalmaz, işimiz çoktan bitirilmiş olurdu. Bu önlenemezdi. Zaten iktidarın meselesi de bu değil. Mesele, HDP’nin Kürt halkıyla bağı. HDP, devletin Kürt halkını ezdiği, baskı altında tuttuğu, sürekli olarak haklarını çiğnediği ve sömürgeleştirdiği, Kürtlerin de zaman zaman buna karşı ayaklandığı bir zeminde siyaset yapıyor. HDP bu anlamda CHP, MHP veya İYİ Parti gibi Kürdistan’dan kaçan değil, tam tersine, oradan doğan bir parti. Kaçınılmaz olarak çatışma alanında yaşıyor; tüm halk kesimleriyle gündelik ilişki sürdürüyor. Biz bu zeminde süregiden çatışmaya devletin güvenlik güçlerinin değil, halkın gözünden bakıyor ve çatışmanın tarihsel ve politik sebeplerinin ortadan kaldırılması için siyaset yapıyoruz.

‘HDP’NİN ARASINA MESAFE KOYMASI İSTENEN PKK DEĞİL, KÜRTLER’

Devlet veya iktidardaki partiler bu çatışmanın tarihsel sebeplerinin farkında değil mi?

Elbette farkındalar ama onlar sebeplerle değil, sonuçlarla ilgilenmek istiyorlar. Çünkü sebeplerle ilgilenmek ve çatışmayı bu temelde çözmek eşitliği, dolayısıyla iktidar paylaşımını gerektiriyor. HDP’nin arasına “mesafe koyması” istenen PKK değil, Kürt halkıdır. Kürt halkının özgürlük mücadelesidir, demokratik talepleridir. Kaldı ki HDP yalnızca Kürtlerin değil, ezilen, hakları çiğnenen devletle ihtilaflı bütün sınıfların, toplulukların, kadınların, Alevilerin, işçilerin, yoksulların, sokakta yaşayanların partisi.

‘HDP’YE KARŞI YAPILACAK HER ŞEY, DOĞRUDAN KÜRTLERE YAPILMIŞ KABUL EDİLECEKTİR’

Şu sıralar iktidarın küçük ortakları HDP’nin kapatılması yönünde bir kampanya yürütüyor. İktidardan böylesi bir hamle bekliyor musunuz? HDP’nin kapatılmasının sonuçları ne olur?

Bugüne kadar “yapılamaz” denilen pek çok şeyi yapmış olan hükümetin “bunu yapmayacağı”na kefil olamayız. “Ben yaptım, oldu” diyerek Siyasi Partiler Yasası’nın vermediği yetkileri kullanması mümkün. Hiçbir yasa ile sınırlanmamış bir diktatörlükle karşı karşıyayız.

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2020, 21:46
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER