Fikri Sönmez’i 27 yıl önce, 4 Mayıs 1985’te yitirdik. Onu anarken, Fatsa’yı yeniden hatırlamakta yarar var.

 

Fatsa’da, Terzi Fikri’yi, ülkede da Fatsa’yı aşan yeni bir kurgu ve pratik yaratamaz isek, Fatsa bizim mabedimiz olarak kalacak.

 

Mabetlerden yeni maharetlere geçemediğimiz takdirde, gelecekte siyasal olarak güç biriktirmede oldukça zorlanacağız. Belki de zorlanma bile işe yaramayacak.

 

FATSA FİKRİNİN ANLAMI

Her hangi bir yerde bir söz, bir cümle, bir şiir, bir anı ya da bir acı, insana çok şeyi hatırlatabilir. Eskimiş ya da eskide kaldığı sanılan bazı duyguları yeniden hissettirebilir. Bütün bunlar, kentlerin, kasabaların, köylerin bir sırrını açığa çıkarır, o yerlerin sokaklarında gizli kalmış yaşanmışlıklara anlaşmalara ve çatışmalara dair hatırlatmalar sağlar. İşte bunlar, ne yazık ki o tarihsel birikimlerin sönümünü de beraberinde getirecektir. Çünkü hayat, özlemli anımsamalarla kendini yenileyemeyecektir. Geçmişte yaşanmış olanların anılarıyla avunanlar da hayatı dönüştürme ve yeniden biçimlendirme yeteneklerinden yoksun kalacaklardır. İşte bu yüzden, eskiden yaşanmış değerlere yeni anlamlar katabilmenin yolu, onlara yeni biçimler kazandırarak, yeni şeyler yaratarak onları aşabilmekten geçecektir. Yaşanmış değerlerin ve toplumsal birikimlerin hakları bu şekilde teslim edilerek, bugüne dair okumaların, yazmaların, hatırlatmaların, yaşama aktarılması ve hayatın yeniden kurgulanması için gerekli olan enerji birikimi de sağlanmış olacaktır.

 

Dokuz aylık Fatsa deneyimini iyi değerlendirmek ve bu sürecin bütün boyutlarını doğru kavramak zorundayız. Fatsa, bir yanıyla 70’li yılların karmaşık çatışmalı sürecinde direngen bir kavgayı ifade ederken, diğer yandan deklare edilmemiş, ancak bütün fiili uygulamaları hayata geçirilmiş olan bir özerkliği de tarihe not düşmüştür. Fatsa deneyimi aynı zamanda, dönemsel fiili sosyalizm eleştirisi olarak da oldukça dikkat çeken bir süreçtir. Çünkü bu deneyim aynı zamanda, dönemin fiili sosyalist paradigması dışında çoğulcu, özgürlükçü ve doğrudan demokrasi düşüncesi ile beslenen bir deneyin sosyalistlerce hayat geçirilmesidir.

 

Fatsa, bir devrimdi, bir düştü, bir gerçekti. Aslında Fatsa bizim için düşle gerçeğin birbirine en yakın olduğu bir olguydu. Çünkü “Bir iki üç daha fazla Fatsa” yaratılacaktı. Bu düş ve bu gerçek, devrimcilerin, kendi halkı ile birlikte yürüttüğü bir mücadelenin sonucuydu. Bu mücadele, hepimize bırakılmış bir armağandı. Bütün görkemi ve bütün naifliği ile bu mücadele, halkı sindirip teslim almaya zorlayan sivil ve faşist güçlerin, karşısına dikilmiş bir kalkışmaydı.

 

Fatsa, kadınların, gençlerin, yaşlıların, aydınların, köylülerin, birbirinden farklı düşünen halk kesimlerinin de Fatsa fikriyatının içinde yer almalarını kolaylaştıran, onlara da yer açan bir çabanın ürünüydü. Sadece kendisi için örgütlenmiş, kendisi ile sınırlı bir yapı, bir pratik değildi.

 

Fatsa, devrimci olduğu kadar demokrat bir kurguydu. Fatsa devrimdi. Fatsa, demokrasiydi.

 

Fatsa, daha kapsayıcı bir gelecek tahayyülünün ilk adımıydı.

 

Fatsa, gücünü yerel yönetimin, ‘izin‘ alınmadan fiili olarak yaratılan ‘özerkliğinin’ ve meşruiyetinin kabul görmesinden, kendini kabul ettirebilme becerisinden alıyordu.

 

Fatsa, demokrasiden güç alan ve ona güç katan pratik bir deneyimdi.

 

Fatsa’nın öz yönetimi, öz savunmayı, dayanışmayı ve devrimi büyüten çok anlamlı bir tarafı vardı.

 

Fatsa kuşkusuz her devrim gibi içinde yetersizlikleri ve açmazları da olan bir hareketti. Bu eksiklikler ve dönemsel koşulların da etkisiyle, kendini yeniden üretebilme ve kendini aşabilme becerisini gösterme iradesini geliştiremedi.

 

FATSA BİR SORUDUR

Bu özellikleri ile Fatsa, aynı zamanda devrimciler için bir soru, devlet için ise hem dün, hem bugün hem de yarın bir sorundur.

 

Çünkü bugün, aynı koşullar ve aynı siyasal gündemler olmasa da, farklı nedenlerle olsa da, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda onlarca belediyede seçim kazanılmıştır. Kürtlerin etkili olduğu bu bölgelerde belediyeler, her türlü baskıya operasyona rağmen ayakta kalmaya, daha demokratik yapılar kurmaya çaba harcamaktadırlar. İşte tam da burada, Kürtlerin özgürlük talebiyle Fatsa gerçekliği arasında bir bağlantı kuramayan sol, bırakın yeni Fatsa’lar yaratmayı, Fatsa’yı aşabilecek bir potansiyeli içinde barındıran Hopa’yı bile ne yazık ki geri teslim etmiştir.

 

Sosyalist hareketin Kürt sorunundaki ketumluğu, bu konudaki ikircikli tutumu ve Kemalizm ile süren dostluğu devam ettikçe, ülkenin batısında yeni Fatsa’lar yaratma fikri gerçekleşemeyecektir. Çünkü böyle bir ideolojik arka planla yoluna devam edecek olan sosyalist hareket, üniter yapı içinde yeni özerk yapılar oluşturma düşüncesinden uzak duracaktır. Bugün Hopa’nın neden yeniden CHP‘ye teslim edilmiş olduğuna verilecek doğru cevap, belki de bu tartışmaların içinden çıkarılacaktır.

 

FATSA FİKRİNİ YAŞATMAK

Bu yazının niyeti, geçmişten bugüne kadar yaşanmış olanlara bakıp veriler değerlendirildiğinde elde edilen sonuçların ortaya konulması.

 

Bunlar yapılmadığı sürece ‘Fatsa Fikri Yaşıyor ‘diye slogan atmakla fikir yaşamaz. Ancak yeni deneyimler hayata geçirilebilirse Fatsa fikrinin yaşatıldığından daha güçlü bir sesle söz edilebilir. Bugün ifade edilmese de Fatsa Fikri Diyarbakır’da, Hakkâri’de, Viranşehir’de ve onlarca belediyede farklı gerekçelerle açığa çıkmış ve oralarda yaşıyor. Kimse böyle bir yerden düşünmese de gerçek Fatsa fikrini bugün Kürtler yaşatıyorlar.

 

Ve tarih Can Yücel’in bir kez daha haklı çıkarıyor:

 

‘’öyle bir giysi dikti ki Fatsa’ya
O Gürcü öyle bir gürledi ki arkadaşlarıyla
Noktalar, noktalı virgüller, askeri operasyonlar
Kimseler çıkaramaz Fatsa’nın sırtından!
Emek hakkının sımsıcak çıplaklığını’’

 

Bu vesileyle Fikri Sönmez’i bir kez daha saygıyla anıyorum...