“Ergenekon’u sulandırmayın efendiler”…

Ergenekon soruşturması ve davasının Türkiye için ifade ettiği tarihi bir anlam vardı ve o da ilk defa darbeciliğin, darbe tezgahlamanın yargı önüne çıkarılmasıydı…

Ergenekon soruşturması için “solculuk” adına sergilenen tutumlar bir yana, bu ülkenin darbelerden çok çekmiş her kesiminin esas alması gereken tutum, soruşturmanın doğru yönde derinleştirilmesi gerektiğini savunmak idi ve halen de öyledir.

Soruşturmanın “doğru” yönde derinleştirilmesi gerektiğini savunmak ne demektir? Hiç kuşkusuz bu sorunun yanıtı “muğlak” veya yoruma açık değildir… Çok uzak bir tarihe gitmeye gerek yok: 90’lı yılları hatırlamak yeter…

90’lı yıllar “milattan önce” bir tarih değil; dün kadar yakınımızda olan bir tarih… 90’lı yılların baştan sona faili meçhullerle, kirli senaryolarla, katliamlarla dolu bir tarih olduğunu iyi biliyor, hatırlıyoruz…

Kürt sorununu kan ve katliam yoluyla bastırmak yönünde devlet tarafından yapılan tercihin, Susurluk örneğinde ortalığa saçıldığı üzere, ne tür devlet kökenli çeteleşmelerin “meşru” gerekçesi haline geldiğini, getirildiğini de iyi biliyoruz…

Ergenekon soruşturması bu gerçeklerin üzerine gidebildiği oranda sancılı demokratikleşme sürecimizi ivmelendirecek bir objektif sonuca yol açacaktı ve halen de öyledir.

Fakat son günlerde Ergenekon soruşturması kapsamında yaşanan gelişmeler, “Ergenekon fasa fisodur” diyen çevrelerin seslerini yükseltmelerine neden olduğu gibi, “bu dava muhalif seslerin tasfiyesine dönüştü” diyenlerin sayısının artmasına neden olmuştur.

Kamuoyunun gazeteci kimlikleriyle tanıdıkları Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmalarıyla ilgili ortaya çıkan tepkilere karşı savcı Zekeriya Öz’ün yaptığı açıklama, kaygıları gidermemiştir. “Bilmediğiniz şeyler var” demekle, bu insanların tutuklanmalarını “normal” bir uygulama olarak kabul etmemiz beklenmemelidir. Hrant Dink’in adeta göstere göstere katledilmesinde şu veya bu düzeyde sorumluluğu bulunan kamu görevlileri yargı önüne çıkarılmamışken, bu gazetecilerin tutuklanmasındaki gayretkeşlik açıklama yapmayı gerektirir. Ve  bu açıklamayı yapması gereken de siyasi iktidar sözcüleridir…

Özden Örnek’in “darbe günlükleri”ni haber olarak yayınlayıp Ergenekon soruşturmasına en somut delillerden birini sağlayan Ahmet Şık’ın neden ve nasıl “Ergenekon üyesi” olmakla itham edilebildiği de açıklanmaya muhtaç bir başka sorudur.

Bugün (7 Mart 2011) yapılan Yüzleşme Derneği açıklamasında “Ergenekon’u sulandırmayın efendiler” deniyordu… Mesele, kanımca tam da budur!

Yüzleşme Derneği açıklaması şöyle:

ERGENEKON’U SULANDIRMAYIN EFENDİLER…

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp ardından tutuklanarak cezaevine konulan gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın durumu, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak haklı kaygılar ortaya çıkmasına neden oldu.

Ergenekon davası savcısı Zekeriya Öz’ün “gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmadılar” şeklindeki açıklaması, ortaya çıkan kaygıları gidermemiştir. Şık ve Şener hakkındaki suçlamalar açıklanmadan bu kaygıların giderilmesi mümkün olmayacaktır. Şık ve Şener hakkındaki iddiaların, bu kişilerin düşünceleriyle ilgili olması durumunda ise, “Ergenekon yalandır, fasa fisodur” diyenlerin seslerinin daha gür çıkacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in düşüncelerine katılıp katılmamak ile bu kişilerin “Ergenekon üyesi” olduklarını iddia etmek bir ve aynı şeyler değildir.

Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin darbe girişimlerini ilk kez yargı önüne çıkardığı bir davanın, deyim yerindeyse “sulandırılmasıdır”… Ergenekon soruşturmasının, bütün muhalif seslerin susturulmaya çalışıldığı bir dava haline dönüştüğü düşüncesinin yaygınlaşmakta olması, bu soruşturmanın demokratik geleceğimiz açısından yarattığı umutlara gölge düşürmektedir.

Mesele “yaşın yanında kuru da yanar” da değildir. Çünkü sağlıklı ve işleyen bir hukuk, “yaş ile kuru” olanın birbirinden özenle ayırt edilmesinden başka bir şey değildir.

İktidar sözcülerinden gelen “yargının işi, biz karışmıyoruz” açıklamaları da tatmin edici değildir. Kamuoyunun gazeteci kimlikleriyle tanıdığı Ahmet Şık ve Nedim Şener’in neden tutuklandıklarının açıklamasını, siyasi iktidar yapmakla yükümlüdür. Siyasi iktidardan Hrant Dink cinayetinde sorumlulukları bulunduğu açığa çıkan Emniyet ve istihbarat görevlilerini yargı önüne çıkartması beklenirken bu olanlar en hafif deyişle “şaşırtıcı” olmuştur.

Ergenekon’u sulandırmayın efendiler…

Darbe ve diğer “derin” faaliyetlerin etkisiz kılındığı, geleceğimize güvenle baktığımız bir Türkiye umudumuzu gölgelemeyin…