CHP’nin Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün malum olanı deklare eden bir açıklama yaptığında (“Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir”), “bu açıklama burada kalmaz” diye düşünmüştüm. Nitekim çok beklemek gerekmedi ve CHP’deki bazı ulusalcı milletvekilleri kazan kaldırdı: Bu da ne demek oluyor? Kılıçdaroğlu bu işe ne diyor?
Haluk Koç ve arkadaşlarının bu çıkışlarının üzerinden fazla zaman geçmeden CHP Genel Merkezi, “Hüseyin Aygün’ün sözleri partimizi bağlamamaktadır ve kendisinden savunma istenmiştir” şeklinde bir açıklama yaptı.
Bu tartışmanın bir krize dönüşmesini beklemek gerekir. Ama bu “kriz”in “hayırlı” bir kriz olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu CHP, Türkiye’nin gerçeklerine gözlerini kapayarak daha ne kadar siyaset yapabilir bu ülkede?
Hüseyin Aygün’ün tavrı da merak konusu. Gelişmeler Aygün’ü partisinden istifa etmek durumunda bırakabilir. “Öyle demek istemedim, yanlış anlaşıldım, olaydan tabii ki CHP sorumlu değildir” türü bir açıklama yapmasını bir “ihtimal” olarak bile düşünmek istemiyorum. Çünkü Aygün, Seyit Rıza’nın torunlarının avukatıdır. Uzun süre Seyit Rıza’nın mezarının nerede olduğuna ilişkin hukuki bir mücadele yürütmüştür. Kalkıp da kendini inkar edecek bir tavrın sahibi olmaktansa, CHP’yi inkarcı gerçeğiyle baş başa bırakarak yoluna bağımsız bir milletvekili olarak devam etmesi, elbette ki düşünmesi gereken asıl seçenek olmaktadır.
Haluk Koç ve arkadaşları, aslında bu çıkışlarıyla CHP Zihniyeti’ne uygun bir tutum sergilemişlerdir. O CHP Zihniyeti ki, 2009 yılında, “demokratik açılım” tartışması yapılan bir meclis oturumunda Dersim’de anaları nasıl ağlattıklarıyla gurur duyan Onur Öymen’in sözlerinde olanca çıplaklığıyla karşımıza çıkmıştı. CHP Zihniyeti dediğimiz, inkarcı resmi ideolojinin avukatı, statükonun bekçisi olmak misyonudur.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yeni CHP” söylemiyle seçimlere girmesi, bazı çevrelerde umut yaratmıştı. Bu CHP’nin neresinin “yeni” olduğunu anlayabilen varsa beri gelsin…
CHP’nin yenilenmesi tabii ki mümkün. Bunun öncelikli gereği, tek parti dönemi ve tek parti diktatörlüğünün uygulamalarıyla yüzleşmeye cüret etmesi ve Dersim 38 başta olmak üzere yaşanan acılarla, katliamlarla ilgili parti olarak sorumluluğunu kabul ve ilan etmesidir. Bunu yapmadığı, yapamadığı müddetçe “yenilenme” söyleminin demagojik olmaktan öte bir anlam ifade etmeyeceği besbellidir.
Yaparsa ne olur? Sadece kendileri için değil, bütün Türkiye için çok önemli bir adım atmış olurlar. Gerçek bir sosyal demokrat parti olabileceklerini düşündürürler.
Hüseyin Aygün’ün malumun ilanı olan sözlerine dahi tahammül edilemeyecekse, o zaman, bu CHP’den hala bir “hayır” bekleyenlere “geçmiş olsun” demek gerekecektir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’nun bir süre önce bir gazeteye verdiği röportaj hatırlanacaktır. Selvi hanım, gayet insani ve samimi açıklamalar yapmış, eşinin de Dersim 38 katliamında 40 yakınını yitirmiş olduğunu söylemişti. Gözleri yaşararak…
Bu gerçeğin içerisinden gelen Kemal Kılıçdaroğlu, herkesi şaşırtarak CHP arşivlerindeki Dersim belgelerini açıklar mı acaba? Seyit Rıza ve arkadaşlarının cesetlerine ne yapıldığının açıklanması için hükümete çağrıda bulunur mu? Partisinin geçmişine dair yürekli bir yüzleşmenin zamanının çoktan geldiğini ve hatta geçtiğini söyler mi?
Bunu yaparsa CHP belki bölünmeye kadar gidecek bir yola girmiş olur. Ama kesinlikle doğru olanı yapmış olur ve kamuoyundaki itibarı, saygınlığı, güvenirliği tavan yapar…
Görevimiz olması gerekene işaret etmek… Olması gerekeni yapmaktan kaçınan bir siyaset türünün miadı dolmuştur…