herkesin kendine göre önemli günler ve haftaları var… milli eğitimin, sağlıkçıların, askerlerin, polislerin, itfaiyecilerin, kadınların, erkeklerin, çocukların ve tabi ki memleketimin solcularının ve olması gereken üzere işçilerinin..

üniversitede okurken o günün tarihi anlamını ya da kampus içindeki hareketliliğimizin ne olacağını bilemediğim günlerde, beyazıt meydanında konuşlanan polis otobüsleri sayısına ve panzerlere bakar ve ne yapacağımızı ve aşağı yukarı ne kadar kalabalık olacağımızı kestirmeye çalışırdım… sağolsun emniyet teşkilatı benim gibi cahil solculara o günün anlamını dışarıdan işaret ederdi biz de ona göre kampüse giriş ayarı yapardık… (ayarı nasıl yaptığımızı bir on yıl daha geçtikten sonra buradan açıklayacağım)..

bizim de; türkiye’de yaşamaya çalışan ve kendine solcu demeyi taa ilk gençliğinde adet edinmiş, sonraki hayatında da bu alışkanlıkla ne kadar solcu olduğunu bilmeyen, zira solculuğu kimse tarafından kabul görmeyen ve hatta solcular üzerine konuşması en kötüsü de yazması yasaklanan kimseler olarak özel bildiğimiz, geldiğinde hakkımız olmayarak heyecana kapıldığımız özel günlerimiz hala var… en mühimi 1 mayıs.. kimse bugüne kadar neden gittiğimizi sorgulamadığı, alanda bulunmaya hakkımız olmadığını yüzümüze de söylemediği için gönül rahatlığı ile ve özgür coşkumuzla bugünü kendimizi bildik bileli kaçırmadık---geçen yılı saymayalım ayağım alçıdaydı vallahi de billahi de…

30 nisan gecesini yeni ayakkabısını sabah ilk giyecek çocuk heyecanı ile geçiren ben ve benim gibi olduğundan emin olduğum eski örgütlü şimdi ne idüğü belirsiz arkadaşlarım bir yerde adet olduğu üzere ya buluşur ya da karşılaşacağımızdan emin olarak bir noktaya erken saatte ulaşırız… o nokta genellikle partili olmayan örgütlerin, dergi çevrelerinin -biz öyle diyoruz herkes de öyle diyordur sanırım hala- ve mümkünse disk’te örgütlü sendikaların bulunduğu bölgeler olur..

bu sene de tabiki böyle oldu… hem dergiler ne kadar okur kazanmış göreceğiz, hem işçileri tetkik edeceğiz, hem izleyecek coşkuya kapılacak ve hem de eski günler muhabbeti yapacağımız bir noktada bir araya geldik… gelemediklerimizle taksimde buluşacağız, bundan eminiz tabi.. daha iki yıl öncesine kadar ne kadarımızın taksime ulaşabileceği muammaydı, şu demokrasi hazin şey yıldızların altında..

gönlüm ne kadar barış demokrasi ve özgürlük blokunun başladığı yerden başlamakta olsa da beni en çok heyecanlandıran başlangıç bölgesinde mevcutlu olarak bulundum, hala buralarda kan bağı kuruyorum sanırım…

sahici olarak bulduğum ve her seferinde aynı şekilde heyecana kapıldığım tek güne 1 mayısa hem katılımcı ve hem de izleyici olarak katıldım.. benden daha da gençlerin ne kadar çok olduğunu gördüm, olsun 70 milyon içinde az gibi olabilirler ama bu meydanda çoklar benim için önemli.. yaşlıları gördüm bizim zamanımızın abla ve ağabeylerini birbirine hasretle sarılırken ve sağlık sorunlarını da arada konuşurken… yaşıtlarımı eski arkadaşlarımı gördüm sağlık sorunlarımızı tam konuşmasak bile her iki grubun arasında bi yerde duran her an gençlerin arasındaki yerimizi almaya hazır hallerimizi gördüm… işçileri gördüm, genel olarak şube temsilcilikleri düzeyinde meydana gelen hem yorgun ve hem de biz varız diyen yüzlerini gördüm.. kürt kadınlarını gördüm, hepinizden çok biz hak ettik diyen mağrur yüzlerini gördüm yerel giysileri içinde, komplekssiz rahat duruşlarını gördüm.. öğrencileri gördüm bizim zamanımıza göre çok daha fazla burnuna küpe takan kızları ve kulaklarına küpe takan erkekleri.. herkeste genel bir akrabalık havası olduğunu gördüm… aydınlık gazetesi satan gençlerde bile bir muhaliflik onuru olduğunu gördüm, yaşasın halkların kardeşliği diye bağıran chpli gençleri gördüm, eskiden görünce meydanın dışına atmalı ya da dövmeli diye düşündüğümüz çevrelerin rahat rahat orta yerde gazetelerini nasıl da sattıklarını gördüm… bir sürü simitçi, sucu, tişörtçü köfteci gördüm… ve bir sürü çocuk, bebek gördüm… neden oraya getirildiklerini hala anlamadığım küçücük çocuklar ve bebekler… bu ülkede neye ve kime güvenilerek bu alanlara bu çocukların getiriliğini bilmiyorum, ama sanırım orada olmasından tek hoşnut olmadığım kimseler küçüklerdi… ebeveynlerine kızdım hem içimden ve hem de dışımdan… gelecek günler metaforunun yanında çocukla tamamlanmaya çalışılmasından oldu bitti rahatsız olan ben kendini bi bok sanan anne olarak o çocukların annelerine kızdım içimden ve dışımdan..

hiç fotoğraf çekemedim her özel günde olduğu gibi hiçbir karenin yaşadığım kadar anlamlı gelmeyeceğini bildiğim için yine o işi beceremedim, çok yol yürüdüm, şarkılara eşlik edemedim, halaylara da, hatta sloganlara bile..

ben de 1 mayısa gittim, bu günle ilgili daha güzel şeyler de yazmak isterdim ama bu coşkulu günün orta yerinde değil kıyısında köşesinde dolanan bana, tam orta yerlerinde solculuğu devam eden arkadaşlarım yazmayı yasaklamış olduğu için bu işe girişmeyeceğim… sadece; utanmadan çekinmeden ve hala da bizi de bu ülkenin’ bedel ödemese’ bile mağdur edilmiş solcuları olarak bu alanlara kabul ettiği için tüm işçi sınıfına selamlarımı sunarım.. meydanları doldursalar, sadece onlar doldursalar ve tümümüzü dışarıya dışarıya kovalayacak kadar örgütlü olsalar istedim..