Sayın milletvekili Bengi Yıldız dedi ki: "Halkımdan ve seçmenlerimden özür diliyorum. Partimin her kararına saygılıyım, istifa derlerse istifa ederim. Ben dava adamıyım partime olayla ilgili açıklama yaptım. Fotoğraf gerçek, ama yansıtılış biçimi çok farklı."
Bir insanın gerçek bir hatadan sonra açıkça özür dilemesi uygarca ve cesurca bir davranıştır. Ama sayın Bengi Yıldız hangi hatasından dolayı özür diledi anlayamadım doğrusu.
-Tatile gittiği için mi?
-Denize girdiği için mi?
-Mayo giydiği için mi?
-Bir kadınla fotoğrafı çekildiği için mi?
-Bira içtiği için mi?
Yıl 2011, paparazziler amaçlarına ulaştılar böylece. Bundan sonra o partinin insanları biraz zor giderler tatile!
Yıllar önce yazdığım ve Zer Yayınları tarafından basılan “ZULA“ isimli öykü kitabımın içinde yer alan “Uluslararası Zina Kursu“ öyküm geçerliliğini koruyor. Bu nedenle sizlere de sunuyorum o öyküyü!
“Uluslararası Zina Kursu
İnsan ne yaptığını, ne söylediğini bilemiyor son günlerde. Havalar acayip bir acayipleşti. Ekoloji mekoloji derken, oraya buraya rastgele attıkları bombalarla, denizlere döktükleri zehirli bidonlarla, koltukaltlarına, apışaralarına sürdükleri parfümlerle dünyanın çatısını deldiler. Ne kadınlar kadın gibi, ne erkekler erkek gibi kokuyorlar artık. Hepsi birer esans dükkanı. Ne ozon artık ozon, ne de H2O su. Deprem, tsunami, tayfun, bora… Kutuplarda buzlar eriyormuş… Sanki önemliydi. Bahar gelince hele ille de yaz gelince kabak çiçeği gibi açılanları gördüğümüzde bizim erimemizin yanında buz dağlarının esamesi okunmaz efendi. Ne din kaldı ne edep ne haya… Sur düdüğü ha çaldı ha çalınacak. İnsanı ayak üstü günaha sokuyorlar. Hükümetimiz buna müdahale etmeyecek de neye edecek?
Efendim, bilindiği gibi günümüzün atom bombasından, açlık ve savaşlardan daha önemli sorunu zinadır. Ve yine malum olduğu üzere türban açıkta olanı kapamaya, zina ise kapalı olanı izinsiz açmaya deniliyor ve hükümetimizin bu iki konuda duyarlı olması nedense bazı çevrelerce yanlış anlaşılıyor.
Herkes atom bombası yapmaya gerek duymaz, aç olanlar bir gün ekmek bulabilirler, bulamayanlar zaten bulamamışlar demektir. Savaşlar bir gün biter, ama zina bitmez! İnsanlar açlık nedir, atom bombası nasıl yapılır, en iyi savaş hangisidir gibi bilgileri edinebilmek için kurslara gitmezler. Bu olayları ellerinde olmadan ve kendi kararları dışında yaşarlar ve işlerine asla yaramayacak önemli deneyimlerin sahipleri olurlar. Ama zina her genç erkeğin ve genç kızın (yaşlılar için de marttan marta geçerli) başına gelebilecek bir olaydır ve bu nedenle insanlar zina konusunda aydınlatılmalı, bu işin nasıl yapılacağı ya da yapılmayacağı konusunda bilgilendirilmeli, yanlışlar bilimsel bir şekilde ortadan kaldırılmalıdır.
Konferansımıza çağırdığımız Avrupalı dostlarımız, özellikle Almanlar “ein mal ist kein mal” dedikleri için, yani “bir kere hiç kere“, yani ki bir kereden bir şey olmaz diye düşündükleri için konferansımıza katılmadılar.
Ne demek efendim bir kereden bir şey olmaz. Nasıl olmaz? Bir kere olunca kız kız kalmaz, kadın olur. Kadın kadın kalmaz belki anne olur. Bakire artık bakire değildir, az kullanılmış olur. Bir kere olunca bilinmeyenler bilinir, tadılmayanlar tadılır olur. Bir kere olunca gösterilmeyenler gösterilmiş, görünmemişler görülmüş olur. Bu kadar şey olduktan sonra nasıl kalkıp da bir kereden bir şey olmaz diyebiliyorlar şaşırıyoruz doğrusu. Neyse ki gelmediler. Gelip sinirlerimizi daha fazla yorabilirlerdi.
Evet sayın konuklarımız, bir sayın bakanımızın “diskoteklerde dikine zina yapılıyor” sözlerinden yola çıkan, sorunun yaygınlığını ve aciliyetini kavrayan hükümetimiz cumhurbaşkanlığını halka seçtirme başarısına imza attıktan ve bir kez daha iktidarı yakaladıktan sonra bir “Zina Bakanlığı” kurma kararı almış ve bunu acilen uygulamaya sokmuştur.
Din-ayet (Diyanet) başkanlığının caiz gördüğü yüksek zevattan oluşan Zina Bakanlığı görevlileri yaptıkları ilk toplantıda, mücadele edilecek zina çeşitlerini şu şekilde sıralamış bulunmaktadırlar:
Dikine zina, yatay zina, paralel zina, sarmal zina, göz zinası, diz zinası, dil zinası, kulak zinası, sinili zina, rüyada zina, kumlu zina, mecliste zina, sosyete zinası, kutsal zina, anahtar deliği zinası, televizyon zinası, telefon zinası, internet zinası… Hayvanlarla zina…
Zina alanında bu kadar gelişmiş bir ülke olduğumuzdan, Zina Bakanlığı vatandaşları bilgilendirmek için ilk görev olarak önüne zina kurslarını koymuş ve bu işe Konya’dan başlamıştır. Çünkü Konya’da, özellikle “oturak alemleri”nde zina sinili ve birkaç zina türünü içerecek biçimde yapılmaktadır.
Bakanlığımız ayrıca basılı ve görsel yayın organlarında da bu kursları başlatmıştır. Basılı alandaki ilk kursumuza “her cinsel ilişki zina sayılmaz” atasözüyle başlamış bulunuyoruz. Kursun sonunda başarı gösteren katılımcılara zina sertifikalarını sayın başbakanımız verecektir.
Şimdi mücadele edilmesi gereken zina çeşitlerini bilgilerinize ayrıntılarıyla sunuyorum.
Sinili zina: Erkeklerin içki aleminde sini içinde dansöz oynatması biçiminde şekillenir. Bu nedenle içinde göz ve dil zinasını da barındırır. Bu zina bir anlamda “grup zinası” olarak da adlandırılabilir ve yapılışı şöyledir:
Önce etrafına on-onbeş bıyıklı, dini bütün, inancı sağlam maçoluğu patentlenmiş er kişinin rahatlıkla oturabileceği büyüklükte bakır bir sini bulunur. Bu sininin yeni kalaylanmış olmasına özellikle dikkat etmek gerekir. Bakırı ortaya çıkmış, çürük diş gibi sırıtan siniler ortamın görünümünü bozacakları gibi, istenmeyen zehirlenmelere ve sininin üzerinde oynayacak sanatçı kadının ayaklarının yaralanmasına ve aynı zamanda onların ayaktan hamile kalmalarına neden olabilirler. Bunun için Sağlık Bakanlığı özellikle kadınlara tetanos aşısı kampanyası düzenledi, ama yine de bir tedbir bin felaketi önler sözünü unutmamak, sinileri kalaylamak gerekir.
Sini bulunduktan ve iyice kalaylandıktan sonra iyi yağlı, yetişkin bir mısırga (hindi) almak ve kızartmak, suyuna da bulgur pilavı pişirmek başta gelen işlerdendir. Kenarlarına sanatsal bir şekilde salata, cacık, turşu, kavun, beyaz peynirin yerleştirildiği sininin ortasının boş kalması gerekir. Sonra kesilmemiş birkaç büyük rakı ve buz gibi maden suyu eşliğinde takım çalgıcıların düm teke düm tekleriyle eyleme geçilir. Ve ortaya çıkan dansöz kadın daha siniye ayağını atar atmaz toplu sinili zina gerçekleşmiş olur. Bu dansöz kadınların hepsinin isimlerinin başında bir “ana” takısının bulunması. o kadınların sanatına saygının ölçüsünü belirtir.
Bu olayın, kafalar rakıdan iyice keyf olduktan sonra oluşan detaylarını küçük çocukları koruma yasası gereğince anlatamayacağız. Çok merak edenler pratik yapabilir, deneyim sahibi olabilir, sonra üç gün oruç tutarak tövbe edebilirler.
Sinili zinalarda şikayet eden ve edilen bulunmadığından ve olayda yeterinden fazla erkek yer aldığından, bu tür zinaların dört erkek tanıkla basılması da gerekmemektedir.
Dikine zina: Bir sayın büyüğümüzün dilimize kazandırdığı “dikine zina” özellikle diskoteklerde yaşanır. Karşılıklı dans ediyor ayağına birbirlerine yakınlaşan çiftler, “Kokularına dolanayım”, “Kız hepsi senin mi” ya da “Oy sana dolanayım Emine”, “Sen İstanbul’un neresindensin, hele bize gel bir anlat” türküleri eşliğinde bu eylemi gerçekleştirirler. Bu arada çift değiştirenler olduğu gibi erkek erkeğe, kadın kadına yaklaşmalar biçiminde sapıklıklar da gerçekleştirilir. Bu ilişki biçimi de grup zinasının içinde yer alır.
Yatay zina: Her hangi bir yere yatarak yapılan zinadır. İki kişinin ortak kararıyla gerçekleşir ve burada asıl amaç yasadışı ilişki yoluyla vergi kaçırmaktır. Nikah memurlarının denetimleri dışında gelişen bu tür ilişkilerin çoğalması düğün sektörüne önemli darbeler vurmakta, nikah memurları sinek avlamakta, belediyeler evlilik rüsumlarını alamamakta, terziler gelinlik ve damatlık dikememekte, şekerciler şeker satamamakta, berberler gelin başı, damat tıraşı yapamamakta, taksiciler korna çalamamakta, düğün salonları işsizlikten “dikine zina”nın gerçekleştiği disko danslarına yönelmektedirler. Bu davranışın işsizliği nasıl körüklediğini, ülke ekonomisine ne kadar zararlı olduğunu açıklamak için bu kadar örnek yeterlidir sanıyoruz.
Paralel dikine zina: Kadın ve erkeğin yatmadan, yan yana ve birbirlerine sürtünürcesine yürümeleri ya da halay çekmeleri sırasında gerçekleşir. Bir erkek bir kadın biçiminde sıralanan halaycılar halk dansı adı altında aslında göz göre göre toplu zina yaparlar ve işin ilginci, onları seyreden akrabaları neşe içinde el çırparlar. Karşılama oyunlarında kadın ve erkekler karşılıklı dizilir, birbirlerine doğru gider gelirler, birbirlerinin gözlerinin içine arsızca bakıp, dudaklarını yalarlar ve işte tam o anda zina gerçekleşir. Bu nedenle kadınların erkeklerinin üç metre arkalarından yürümeleri ve zinhar dokunma durumuna geçmemeleri zorunludur. Halaylarda erkeklerle kadınların birlikte sallanmaları, ileri geri hareketlerde bulunmaları yasaklanmıştır. Kolluk kuvvetlerimiz bu alanda yenilik yapmış ve konuyla ilgilenecek özel bir büro oluşturmuştur. Köylerde bu işlerle ilgilenmeyle muhtarlar ve askerliklerini onbaşı olarak yapan zina korucuları görevlendirileceklerdir.
Sarmal zina: Daha çok tren garlarında, otobüs terminallerinde uğurlama ve yanaktan öpme ayağına sarılma biçiminde gerçekleşir. Bu tür ilişkiler de adı geçen yerlere özel veda turnikeleri konularak engellenecektir.
Göz zinası: Dilimizde her ne kadar “güzele bakmak sevaptır” deniliyorsa da bakmaktan bakmaya fark olduğu unutulmamalıdır. Bakıp kalbini bozmayanlar için zina elbette söz konusu değildir. Ama bakarken içini çekmek, ah of etmek, inlemek, içinden o kadına sahip olmayı düşünmek zinanın gerçekleşmesi için yeterlidir. Bu nedenle kadınların bedenlerinin ayrıntılarını gösteren giysileri giymeleri yasaklanmıştır.
Diz zinası: Daha çok dolmuş ve otobüslerde gerçekleşir. Sıkışıklık adı altında diz dize oturmak, bu arada göz göze bakışmak, yalanmak, bıyık burmak, dizini ötekine fark ettirecek biçimde oynatmak suçun oluşması için yeterli kanıtlardır. Dolmuş ve otobüslerde birbirine bakan koltuklara asla izin verilmeyecek ve mutlaka aile bölümleri yapılması istenilecektir.
Dil zinası: “Bana el şakası yapma, dilinle üstüme bok at” sözüyle gerçekleşmez. Yolda kendi halinde yürüyen bir cins-i latife laf atmak, ıslık çalmak, arkasından of çekmek şeklinde gerçekleşen bu zina biçimi daha çok kadınların mini etek, mayo, bikini, dar kot pantolon giydikleri, çarşaftan kol attıkları, değirmen taşı çevirdikleri ortamlarda görülmekte, sözü edilen etkenler her ne kadar ciddi tahrik kapsamına girse de eylem suç olmaktan çıkmamaktadır.
Kulak zinası: Bilindiği gibi ünlü ilahiyat profesörlerimiz “Kadının türkü söylemesi kulak zinasına yol açar” tespitinde bulundular. Bu nedenle kadınların “vatana feda olsun, yine doğururum” diyerek askere gönderdikten sonra ölüsünü geri aldıkları çocukları için ağıt yakmalarının dışında türkü söylemeleri kesinlikle haram olup, yasaklanmıştır. Kadın sesi insanın kulağından bir çırpıda silinip gitmeyeceğinden ve bilinç altına yerleşeceğinden, rüyada gerçekleşen zinalarda kulaktan girenlerin önemli bir rolü vardır.
Kumlu zina: Turist takımının sahillerimize getirdiği tanga, manga, katanga ve bikini, monokini, yokini biçimindeki bez yoksulu deniz giysileri ehli namus erkeklerimizin ayranını kabartmakta, ellerinde olmadan kumlu zina eylemini gerçekleştirmektedirler. Bu tahriklere kapılmak her ne kadar suç olsa da hafifletici nedenler göz önünde bulundurulur. En iyisi tesettür sahil giyimlerine yönelmek ve kadınlarla erkeklerin aynı alanda denize girmesini yasaklamaktır. Bu konuda bakanlığımız önemli adımlar atarak sahillerimizde zinayla mücadele büroları oluşturmuştur.
Meclis zinası: Sayın milletvekillerimizin içinde yer aldıkları kutsal binamız olan meclisimizde bazı densizler ağızlarına gem vurmak yerine ulu orta kişnemeyi yeğleyerek ötekilerin saygıdeğer sülalelerini sık sık anımsamakta, bu durum meclise yakışmayan biçimde meclis zinasına yol açmaktadır. Bu tür eylemlerde bulunan milletvekillerine para cezası verilmesi iç tüzüğe konulacaktır.
Kutsal zina: Kendilerini artist, şarkıcı, türkücü diye ilan eden ve ağızlarıyla değil bacaklarıyla kulağa hoş gelmeyen sesler çıkaran sosyete takımının sık sık ev ve adres, alışveriş yapar gibi sevgili değiştirmeleri her ne kadar kontrol etmekte zorlandığımız bir olaysa da, bundan böyle onların da hatırını sormayı unutmayacağız. Çünkü onlar vergilendirilmiş kutsal zinanın zayıflamasına ve bu alandan elde edilen vergilerin düşmesine neden oluyorlar.
Kutsal zina devletin kontrolü altında gerçekleşen genelev zinasıdır. Devlet buradan gelir elde ettiğinden ve bir zamanlar başbakan olan bir saygıdeğer büyüğümüzün söylediği gibi “Genelevleri kapatalım da bizim eve mi gelsinler” sözünden yola çıkarak, bu kurumlar KDV vergisinin dışında tutulacak ve çalışanlarına önemli sosyal haklar sağlanacaktır. Bu kurumların başında yıllarca özveriyle çalışan ve cunta döneminde vergi rekortmeni olan Manukyan hanımın heykelinin dikilmesi de planlarımızın arasındadır.
Sosyetenin Avrupa’dan ithal ettiği ve daha çok Almanlar tarafından kullanılan “ein mal ist kein mal”, yani “bir kereden bir şey olmaz” sözünün yarattığı ahlak sarsıntısının etkilerini tespit etmeyi siz sayın halkımızın insafına sunuyoruz.
Konferansımızın bize sağladığı olanakları kötüye kullanarak israf zinası gibi yeni bir tür yaratmamak için anahtar deliği zinası, telefon zinası, internet zinası, hayvanlarla zina, dürbün zinası, videolu zina gibi konuları detaylandırmayı yüksek bilgili halkımızın ilim ve irfan dolu yüreğine bırakıyor, bu kutsal mücadelede bizi desteklemelerini, zinadan arındırılmış bir ülke oluşturma mücadelesinde, niyetlerini bozmadan arkamızda durmalarını rica ediyoruz.