Bir akşamüstü yıldırım baskıyla çıkan gazetedeki haberden sonra yaşandı her şey. Her şeyden kasıt; yağma, talan, tecavüz, cinayet…

“Ya canınızı ya malınızı.” 6 Eylül gecesinin özetidir bu cümle. 7 Eylül sabahı talan edilmiş kentin içindeki sessizlik ve korkunun sebebidir. Ve bugünkü güvercin tedirginliğinin…

6-7 Eylül pogromunun hesabı yaşananlardan tam 5 yıl sonra soruldu.

Dönemin başbakanı Adnan Menderes’in Yassıada Mahkemesi’nde yargılandığı 13 ayrı suçtan biri de 6-7 Eylül olayları oldu. Ve bu yargılamanın en büyük sebebi Demokrat Parti’nin kurucuları arasında yer alan Fuat Köprülü idi.

Olayların yaşandığı sırada Dışişleri Bakanı olan Köprülü, 1957 yılında partisinden istifa etmişti. Basına 6-7 Eylül pogromu hakkında demeç veren Köprülü “Hadiseler Fatin Rüştü Zorlu'nun ilhamı ile Menderes ve Gedik tarafından tertiplenmiştir. Ata'nın Selanik'teki evini Menderes bombalatmıştır. Meselenin tahkik edilmesini, mesullerini bir an evvel meydana çıkartılmasını istedikçe Menderes'in işi kapatmaya çalıştığını gördüm" cümlelerini sarf etmiş ve açıkça Menderes’i işaret etmişti.

Gerçek Gündem’den Melike Çapan’ın haberine göre, Köprülü’nün bu demecinden sonra, Atina, Demokrat Parti’nin ileri gelenlerini yargılamak için Ankara'dan talepte bulundu.

Milli Birlik Komitesi Yüksek Soruşturma Kurulu Atina'nın talebi ve basında yayınlanan açıklamaları da dikkate alarak Yassıada'da Menderes, Bayar ve Zorlu hakkında “6-7 Eylül Olayları Davası'nın" açılmasına karar verdi.

6-7 EYLÜL YARGILAMALARI

Tarih 25 Ekim 1960

Günlerden Salı.

Yassıada Mahkemesi’nde 6-7 Eylül davasının dördüncü oturumu gerçekleşiyor.

Sanıklar getirildiler. Bağlı olmayacak şekilde yerlerine alındılar. Müdafiler hazır. Açık olacak şekilde duruşmaya devam olundu.

Mahkeme başkanı Salim Başol, yoklamayı aldıktan sonra, “Tanık İspiro Athenagoras’ı dinleyeceğiz” dedi. Türkçe ve Rumca tercüman mahkemede hazır istendi.

İspiro Athenagoras, Patrik Athenagoras’ın ta kendisiydi. Patrik Athenagoras, Türkçe’yi iyi konuşup anlayamadığından dolayı yanında tercüman olarak patrikhanenin hukuk müşaviri Kaludi Laskari’yi getirdi. Ancak mahkeme heyeti tarafsız bir tercüman olmasını talep etti ve izleyiciler arasındaki Aleko Papadopoulos tercümanlık için kürsüye getirildi.

Aleko Papadopoulos, İstanbul’da yayın yapan Embros gazetesinin yazı işleri müdürüydü.

Patrik Athenagoras, tercümanlar aracılığıyla Yassıada’da yemin etti ve 5 yıl önce ruhani lideri olduğu toplumunun yaşadığı acının suçluları ona soruldu:

-6-7 Eylül hadiselerinin mürettep olduğu, mürettep ise tertipçilerinin kimler olduğu hakkında bir bilgileri varsa bildirsinler.

6-7 Eylül 1955 hadiselerinin mürettep olduğuna dair bir malumatım yoktur ve kimlerin tertip ettiği hakkında da bir bilgim yoktur.

-Hadisenin vukudan evvel İstanbul Valisi veya resmi makamlardan “Nümayiş veya ona benzer hareketler olacaktır, endişe etmeyin. Emniyet temin edilmiştir” yollu telefon veya sair şekilde bir ihbar yapılmış mıdır kendilerine?

Vakadan iki saat evvel, o zamanki İstanbul Valisi patrikhaneye telefon ederek “İstanbul’da vuku bulacak hadiselerden telaşlanmayınız” şeklinde telefonla ihbarda bulundu.

-Takriben saat kaçta?

Saat 5’de.

-Saat 5’den evvel veya sonra hadiseleri veya olayları çıkaranlar henüz sokaklarda görülmemekte olduğu sıralarda patrikhanenin emniyeti sağlamak için bir tertibat alındığını görmüşler mi?

Bu hadiseden birçok gün evvel patrikhane etrafında emniyet tedbiri alınmıştı.

-Kim almıştı?

Hükümet.

-Ne kadar evvel?

İki hafta kadar evvel bu tertibat alınmıştı.

-6-7 Eylül günü ve gecesi; bilhassa gündüz bu tertibat biraz daha kuvvetlendirildi mi?

O gün ordu birlikleriyle ayrıca takviye edilmiş oldu.

-Hadiseden ne kadar evvel?

Patrikhane içinde bir hafta mahfuz olduğumuz için hangi muhafaza tedbirlerinin alındığını ve takviye edildiğini takdir edemiyorum.

-Patrikhane 6-7 Eylül hadiselerinden evvel böyle bir hadiseyi veya buna benzer vakalar olacağını sezip veya haber alıp vilayete veya herhangi bir makama şifahi ya da yazılı olarak müracaatta bulundu mu?

Bundan patrikhanenin ne haberi vardı ne hiçbir makama haber vermiş değildi.

-Bu hususta başka bir bilgisi var mı?

Hiçbir şey ilave edecek değilim.

Akşener: Kendilerini CHP’nin sözcüsü gibi gören bazı isimlerin özensiz bir dil kullandıklarını görüyorum Akşener: Kendilerini CHP’nin sözcüsü gibi gören bazı isimlerin özensiz bir dil kullandıklarını görüyorum

-Hadiseden sonra başvekile müracaat etmiş, eski ifadesine göre. Böyle bir şey olmuş mudur?

Hadiselerden sonra başvekile müracaat ettim.

-Tahminen ne kadar sonra?

Bir hafta sonra küçük bir telgraf yazdım. 15 Kasım 1955’te bir istida ile müracaat ettim.

-Neticesi ne oldu?

Hiçbir şey cevap almış değilim.

-O istidada başvekile neler bildirdiniz?

Telgrafta yazdığım şeyleri tekrar bildirdim.

SAVCIDAN ATHENAGORAS’A MEKTUP SORUSU

Başsavcı- Dosyada ek başvekile yazdığı bir mektup vardır. Bu mektupta hadisenin bir merkezden idare edildiğini ve aynı cins tahrip vasıtalarıyla aynı zamanda hakaret edilerek bilhassa Rum ırkına karşı tecavüzlerin desteklendiğini söylüyor. Burada hadisenin mürettep olmadığı hakkında sözleriyle bu mektuptaki izahatı birbirine zıt durumdadır. Kendisine bu hususların sorulmasını istiyoruz.

-Bu mektubun muhteviyatı tamamen hakikattir.

Başkan- Bilhassa şurasını tekrar ediyorum: “Muayyen bir program ve plan mucibince teşkilatlandırılmış bir sevk ve idare tahtında hazırlanmış bulunan kitleleri şehrin muhtelif noktalarından ve aynı zamanda bir işaretle hareketi…” diyorsunuz. Böyle olunca mürettep olarak hareket edilmiş olmaz mı?

Şahsi bir kanaatim bu mesele hakkında yoktur.

-Kendisi bunu vermiş. Burada imzası da vardır. Rum Patriği Athenagoras diye bir imzası var mı?

Verilmiş ve imzamı taşıyor. Bu istidada içinde mevzu bahis olana vakalar kilisenin en büyük mercii olan Sen Sinod meclisi tarafından toplanmış olan malumat üzerine kaleme alınmıştır.

-Burası güzel. Şimdi şu şekilde olursa (gece vakti aynı zamanda bir işaretle hareket ederek) diye olayları kabul etmişler. Böyle olunca mürettep olması icap etmez mi?

Şahsen bir kanaatim yoktur. Böyle yahut şöyle olmuştur diye kati bir ifadede bulunamam.

KARAR

5 Ocak 1961.

Yassıada’da 6-7 Eylül davasının 20’nci oturumu açıldı. Mahkeme başkanı Salim Başol sanıklara teker teker son sözlerini sorduktan sonra kararını açıkladı.

Gereği düşünüldü;

1- Sanık Celal Bayar’a isnat olunan suçun değişen vasfına ve Anayasa’nın 41’inci maddesiyle T.C. Milli Birlik Komitesi’nin 7/7/1960 tarih ve 2 no’lu kararı gereğince hakkında tahkibat yapılamayacağı ve bu sebeple bu suçtan dolayı verilen tevkif müzekkeresinin geri alınmasına,

2- Sanık Fuat Köprülü, Fahrettin Kerim Gökay, Alaettin Eriş, Mehmet Ali Balin, Mehmet Ali Tenikalp, Hasan Uçar ve Oktay Engin hakkındaki tevkif müzekkerelerinin geri alınmasına ve başka sebeplerle tutuk veya hükümlü değillerse salıverilmeleri için Divan Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasına,

3- Esasın 3 no’da kayıtlı bu davanın 1 Esas sayıda kayıtlı Anayasa’yı İhlal davasıyla birleştirilmesine 5/1/1961 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu böylece bitti.

Şimdi başka davaya bakacağız.”

6-7 Eylül davası mahkeme başkanı Salim Başol’un da dediği gibi “böylece bitti.”