Genç adam muayene olmak için gitmişti. 

Karşısında kendisini dinleyen beyaz önlüklü adama:  ”Doktor” dedi. “Beni umumi bir muayeneden geçirir misiniz?… Bir şeyim var mı yok mu öğrenmek istiyorum.”

Doktor ‘olur’ anlamında başını birkaç defa salladıktan sonra şöyle dedi: ”Size üç şey söyleyeceğim; Önce gıdanıza dikkat etmiyor, fazla perhiz yapıyorsunuz, bu, bir… İkincisi fazla tuvalet yapıyorsunuz… Üçüncüsü gözleriniz bozuk, çünkü kapıda doktor değil, veteriner yazıyor…”

**

İşte biz tamda böyle bir olayın ortasındayız…

Ben anlamıyorum; Bizim ülkemizde ne zaman sorun, problem sıfıra indi de başka ülkelerin sorunlarını büyük gayret ve istekle çözüme kavuşturmaya çalışıyoruz.

Onların meselelerini kendi iç meselemiz olarak görüyoruz…

Aynı istek ve çabayı kendi ülkemiz için gösterseydik eğer, ne problem kalırdı ortada, ne analar ağlardı.

Bu arada “analar ağlamasın” diye bas bas bağırıyoruz ya hani…

Eğer böyle yolu şaşırıp, kendi ülkemizin sorunlarını ikinci plana atarak başka ülkelere kıyak geçmeye devam edersek, daha çok analar ağlayacağa benzer.

Hani ülkemde problemler olmasa, sorunlar adeta fışkırmasa tamam, anlayacağım bazı şeyleri.

Ama bitmiyor ki arkadaş…

Çok örnek var…

Dış ülkelerin sorunlarını iç sorunumuz gibi benimsiyor, çözümü için kırk takla atıyoruz ama ya bizimkiler… Ya bizim sorunlarımız…

Libya’ya parlamento binası yaparak bölgeyle tarihi bağlarımızı güçlendirmeye çalışıyoruz ama elimizdeki tarih kafamıza çökecek haberimiz yok.

Dünya’nın en eski ve en büyük kapalı çarşısı olan 550 yıllık Kapalıçarşı’dan bahsediyorum.

Haydarpaşa elden gidiyordu az kalsın. Kapalıçarşı’nın da gitmesini mi bekleyelim yani.

Bu mudur bizim tarihimize olan saygımız…

Bu mudur bu tarihi bize armağan edenlerin nasihati…

Ki benim verdiğim örnek, ülkemdeki “çözüme kavuşması gereken” sorunlardan sadece biri.

Örnek çok…

Ama cümleler yeter mi anlatmaya…

Gerisini siz getirin artık.

Biz böyle yolu şaşırmaya devam edersek, sizce burnumuz kurtulur mu çamurdan?

Neyse…

“Dış ülkelerin” sorunu hallolsun da, onlar rahata kavuşsunlar, şöyle derin bir nefes alsınlar da, varsın bizim tarihimiz yok olsun, sorunlarımız hallolmayı versin.

Bizim ki de laf mı yani...