Sadece uzaktan bakıyorum, eksik, sisli, net göremediklerim olmuştur.

Blok milletvekilleri meclise girdiler!

Bir şey oldu mu?

Yemin de ettiler!

Yine hiçbir şey olmadı.

Hatta kimse çıkıp da “Yahu birader bir zamanlar o kürsüde Kürtçe sözler kullandıkları için milletvekilleri tutuklandı, on yıldan fazla hapiste yattılar, madem yemin böyle de ediliyordu, o insanlara yazık olmadı mı” bile demedi.

Meclisin gündeminin ilk maddesi “Sınır ötesi harekata vize” yasası.

Blok milletvekilleri elbette bu yasaya “Hayır” diyecekler ama o yasanın meclisten geçmesini engelleyemeyecekler.

Sayıları yetmiyor!

 

Duyduğumuza göre “Çatı Partisi” için kiremit altına konulacak çıtalar hala bulunamamış, ol nedenle dam örtülemiyor, kiremitler dizilemiyormuş…

Günahı dedikoduyu uyduranların başına.

Bilindiği gibi bir yerde “Çatı”dan söz ediliyorsa orada temelleri sağlam atılmış, duvarları usta ellerle yapılmış, kapısı, penceresi, balkonu olan bir bina bitirilmiş, tavanı kapatılmış, geriye sadece çatı kalmış demektir.

Çatı meselesi tartışılmaya başlandığında benim oğlum daha doğmamıştı, şimdi 9 yaşında. O binanın yıllardır çatısız kalması nedeniyle yağmurdan yağıştan etkilenmediğini hiç kimse söyleyemez. Hatta temellere bile bakmak gerekir, su falan çekmiş olabilir temeller.

Ne kızıyorsunuz, ben elbette güçlü, sadece muhalefette kalacak değil, iktidara oynayabilecek, birleştirilmiş güçlerin oluşturduğu bir partiden yanayım. Ama bu işi gerçekleştirecek olanlar işi kış günlerinde yaşlı kadınların torunlarına uzatarak anlattıkları masallara çevirirlerse artık inandırıcılıkları kalmaz sanıyorum.

Bir kısım siyasiler “Çatı”yı tartışmışlar bazı yerlerde, okumak istedim, yazıları sonuna kadar okuyamadım. Hep aynı “ceğiz, cağız”lı sözler, afralar, tafralar, “Biz yaparız” havaları… Ama bırakalım bir çatının altında toplanmayı, bu kişiler hala bir sabah kahvaltısında bile bir araya gelip tokalaşabilmiş değiller.

Çatı konusunda gerçekten iyi niyetle çalışanlara değil sözüm, onlar da biliyorlar, iş sadece kendilerine kalırsa ortaya çıkacak şey bir çatı değil, olsa olsa küçük bir kulübenin örtülmüş damı olur.

 

 

“Çatı” işleriyle uğraşanlarla görüşmekten köşe bucak kaçan Başbakan Tayyip Erdoğan “MİT elbette PKK ile görüşmelere devam edecek” demiş. Aslında bu söze “Ordu da öldürmeye devam edecek, herkes kendi işini yapıyor” sözlerini ekleseydi daha açık olurdu sanıyorum.

 

 

Tutuklamalar devam ediyor!

Cezaevleri tıka basa dolu!

Tutsaklar hastalıklardan kırılıyor!

Kanserli hastalar bile serbest bırakılmıyor!

Kimse ağzını açıp bir “Siyasi genel aftan” söz etmiyor.

Feodal düşünceleri beyinlerinden temizlememiş olanlara göre “Siyasi Af” istemek ayıptır, delikanlılığa yakışmaz!

İçeride on-on beş yıl yattıktan sonra dışarı çıkabilenler yaşam kavgasına dalmak zorunda kaldıkları için “Siyasetten kaçan dönek” olarak damgalanıyorlar!

Barış isteyenlere sövenler çoğaldı!

Sol siyasi örgütler insan kazanmak yerine insan yemeye devam ediyorlar!

Müthiş bir siyasi sevgisizlik yaşanıyor!

O ülkenin insanlarının tümünün yaşamı travmalarla dolu, ama (Bu sözler haksızlık sayılmazsa) insanlar travmaların yarattığı kızgınlıklarını birbirlerini dişleyerek gidermeye çalışıyorlar.

Karamsar bir tablo mu çiziyorum?

Hiç de değil!

Gerçekleri açıklamak bazılarının dilinde “Karamsarlık yaymak” oldu zaten.

Hiçbir şey güllük gülistanlık değil!

Yapılması gereken öncelikle kendi aramızdaki tüm kırgınlıklara, küskünlüklere son vermek, birbirimizin elinden tutmak, en küçük bir işi yapabilecek olan insanlara bile koşulsuz olanak tanımak ve birbirimizi sevmeye çalışmak…

Yani ben öyle düşünüyorum.

 

 

Diyorum ki; o “Çatı”dan söz eden partilerin, örgütlerin liderleri isteseler İstanbul’da veya Ankara’da bir günde on katlı bir apartman bulur, parti, örgüt bürolarını o binaya taşır, hiç değil her gün aynı kapıdan içeri girerlerken birbirlerini selamlar, o binada kuracakları bir kafeteryada günlük biraz söyleşebilir, birbirlerini daha yakından tanıyabilirler, üstelik bu iş onlara daha ucuza mal olur. Biri kirayı ödeyemediğinde de ötekiler ona komşu hakkı destek olurlar.

Gırgır mı geçiyorum?

Daha bir kapıdan içeri girmeyi bile göze alamayanların bir çatı altında toplanmaları olanaklı mı kardeşim, neyin gırgırıymış bu?

Ekim geldi, yağmurlar başladı, yapraklar dökülüyor, yakında belki zamansız bir kar bile yağar, o “Çatı”yı bir an önce kiremitle sağlamlaştırmak gerekmez mi?

Hem de öyle adı cafcaflı bir partiyle değil, sıradan, her insana sıcak gelebilecek bir isimle yapılmalı bu.

Değilse bu kış da yandı çatısız bina!

Yani ben uzaktan öyle görüyorum.