Ülkelerinde 2011 yılında başlayan iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin geleceği belirsizliğini koruyor.

Türkiye’deki Suriyelilerin çoğu "geçici koruma" denen bir statüyle ülkede bulunuyor. Bu statü, onlara ya da çocuklarına vatandaş olma hakkı tanımıyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 18 Ağustos'ta NTV'ye yaptığı açıklamada, "Suriyeli sığınmacılar elbette ülkelerine dönecekler" dese de, geçtiğimiz yıllarda çeşitli yollarla Türk vatandaşlığı alan Suriyeliler de oldu.

Dolayısıyla bu kişilerden reşit olanlar cumhurbaşkanlığı seçiminde ve genel seçimde oy kullanabilecekler.

1982 Anayasası ile Türkiye'de 21 yaşını dolduran vatandaşlara seçme hakkı tanıdı. Seçme yaşı 1987 yılında 20’ye, 1995 yılındaki anayasa değişikliğiyle de 18’e indirildi.

Seçimlerde oy kullanabilecek Suriyelilerin sayısı hakkında ise siyasetçilerin farklı iddiaları var.

Bu iddiaların ne kadarının gerçeği yansıttığını, Türkiye'de vatandaşlık alma koşullarını ve halkın Suriyelilerin oy kullanması konusundaki görüşlerini araştırdık.

SİYASETÇİLERİN İDDİALARI NELER?

Son aylarda göçmen ve mülteci odaklı söylemleriyle hem ilgi hem de tepki toplayan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, şimdiye kadar vatandaşlık alan Suriyeli sığınmacıların sayısının yaklaşık 1,5 milyon olduğunu öne sürdü.

Bu çıkışın ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu NTV yayınında resmi rakamları açıkladı.

Soylu, 211 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğini, bu kişilerden reşit olan 120 bininin seçimlerde oy kullanacağını söyledi.

Ümit Özdağ ardından bir açıklama daha yaptı, "Vatandaşlık verilenlerin listesini Resmi Gazete'de yayımlayın, 200 bin çıkarsa özür dilemeye hazırım" dedi.

Özdağ, hükümetin “seçimlere kadar 3 milyon Suriyeliye vatandaşlık vermeyi hedeflediğini” de iddia etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da tartışmaya ellerinde Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) bile olmayan verilerin olduğunu söyleyerek katıldı ancak verileri paylaşmadı.

Kılıçdaroğlu iki hafta önce Sözcü gazetesine verdiği röportajda, seçmenler hakkında detaylı bilgilere sahip olduklarını söyledi, “Kaç yabancının oy kullanacağını biliyoruz, 400-500 bin kişi gibi yüksek bir rakam yok” dedi:

“Her bir seçmeni, ilk kez sandığa gidip oy kullanacak seçmenleri de biliyoruz, evlerini, adreslerini de biliyoruz, doğum yerlerine de bakıyoruz. Suriye doğumlu, Afganistan doğumlu, hepsine bakıyoruz, dolayısıyla kimlere vatandaşlık verildiğini de oradan çıkarabiliyoruz.”

“Bizim elimizdeki seçmen bilgileri Yüksek Seçim Kurulu'nun elinde de yok” diyen Kılıçdaroğlu’na, yine Sözcü gazetesine konuşan YSK Başkanı Muharrem Akkaya'nın yanıtı, "Ne amaçlı söylediğini, kastı nedir onu doğrusu anlayamadım. Ama o sözlerle ilgili tahminim var ancak yorum yapmak istemiyorum" oldu.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da Kılıçdaroğlu'na tepki gösterdi.

YSK’ya konuyu yargıya taşıması için çağrı yapan Erdoğan, “Bana göre, YSK Başkanı ve ekibi bunu yargıya taşımalı. Yargıya taşımak suretiyle artık bu adama bedel ödetmeli” dedi.

Yasa ne diyor?

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre, Suriyelilerin yüzde 95’i geçici koruma statüsüyle Türkiye’de bulunuyor.

Geçici koruma, sığınmacıların Türkiye’de yasal olarak kalmalarını ve sağlık, eğitim, sosyal yardım gibi temel haklardan yararlanmalarını sağlıyor.

2014’te yürürlüğe konan Geçici Koruma Yönetmeliği’ne göre bu statü, ülkeye gelen Suriyelilere ya da onların çocuklarına Türkiye vatandaşlığına başvuru hakkı tanımıyor.

Çünkü Türkiye’de vatandaşlık soy üzerinden ilerliyor, yani anne ya da babası Türkiye vatandaşı olan bir kişi doğuştan vatandaşlık hakkına sahip oluyor.

Türkiye’de doğmuş olmak ise ülkenin vatandaşı olmak için yeterli değil.

Geçici koruma statüsü de sadece Suriyelilere veriliyor. Bu statü, Türkiye’deki diğer ülkelere mensup sığınmacılar ve göçmenler için geçerli değil.

Geçici koruma statüsünde değişiklik ya da iptal, 2019’dan bu yana Bakanlar Kurulu kararı yerine Cumhurbaşkanı kararıyla gerçekleşiyor.

Bunun dışında, geçerli bir pasaportla sınırlardan giriş yaptıktan sonra ikamet izni alıp kalan Suriyeliler de var.

Geçici koruma statüsü verilen ya da ikamet izni alanlara ek olarak, Suriyelilerin bir kısmı kayıt dışı olarak ülkede bulunuyor.

Türkiye’de Suriyeliler de dahil olmak üzere ikamet izniyle yaşayan yabancılara belli koşulları sağlamaları halinde 5 yılın sonunda vatandaşlık veriliyor, böylece bu kişiler arasında reşit olanların oy kullanma hakkı doğuyor.

Bunun dışında, Cumhurbaşkanı kararıyla istisnai hallerde de vatandaşlık verilebiliyor.

Bu istisnai hallerin arasında Türkiye’ye katkı sağlayabileceğine inanılan kişiler sayılıyor.

“Bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel ve sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen” bu kişilere, 5 yılın bitmesini beklemeden de vatandaşlık verilebiliyor.

Bir diğer istisnai durumu ise “vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler” oluşturuyor.

Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda istisnai vatandaşlığın kriterleri belirtilmiyor.

İstanbul Barosu Mülteci ve Göçmen Hakları Merkezi Genel Sekreteri Avukat Mahmut Can İsal, BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamada, istisnai vatandaşlığın kriterlerinin net olmamasının toplumda kafa karışıklığı yarattığını söylüyor:

“Benim şahsen bildiğim örnekler arasında, aynı eğitim durumlarına, aynı Türkçe yeterliliğine, aynı adli sicil koşullarına sahip iki kuzenden biri vatandaşlık alırken, diğeri alamayabiliyor. Belirginlik olmadığı için bu, toplumda en çok rahatsızlık yaratan ve tepki çeken durum oluyor.”

İstisnai yoldan vatandaşlığa erişimin “takdire bağlı” olduğuna dikkat çeken Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Göç Araştırmaları Derneği üyesi Dr. Neva Övünç Öztürk de, “Her yatırım yapan da, her başarılı atlet de vatandaşlığa alınmayabilir” diyor.

Zorunluluk hallerinin kanunda açıkça belirtilmesi gerektiğini söyleyen Öztürk, şöyle konuşuyor:

“Kanun hangi durumların zorunluluk arz edeceğini belirtmemiş. Dolayısıyla takdir hakkıyla tanımlanan bir içeriğe sahip. Ama vatandaşlığa alma işlemi idari bir işlem. Takdir hakkının da hukuka uygun olarak kullanılması gerekir. O zorunluluğun ne olduğunun somut olarak gösterilmesi gerekiyor.”

İstisnai vatandaşlık alan kişilere ilişkin şeffaflığın ortadan kalktığı da Öztürk’ün dile getirdiği bir diğer durum.

Öztürk, “Eskiden istisnai yoldan vatandaşlık alanlar Resmi Gazete’de yayınlanıyordu. Bu değişti, şu an yayınlanmıyor” diyor.

Suriyeliler ayrıca bir Türk vatandaşı ile evlendikten 3 yıl sonra da vatandaşlığa başvurabiliyor.

Türkiye’de vatandaşlık almanın diğer yolları da yatırım yapma, en az 50 kişiye istihdam sağlama veya gayrimenkul edinme.

Bunların kriterleri, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin yönetmelikte belirtiliyor.

Türkiye’de şu an en az 400 bin dolar tutarındaki taşınmaz satın alanlar vatandaşlığa başvurabiliyor.

BBC Türkçe’den Berza Şimşek’e  konuşan iki uzman, gayrimenkul edinme yoluyla vatandaşlık elde etmenin Suriyeliler için mümkün olmadığını söylüyor.

Bunun nedeni 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının ardından Suriye’nin ülkede yaşayan Türk vatandaşlarına karşı benzer bir karar alması sonucu, mütekabiliyet esası gereği Türkiye’nin Suriye vatandaşlarının taşınmazlarına el koyması ve gayrimenkul edinmelerini yasaklaması.

Avukat Mahmut Can İsal, “Bundan dolayı şu an Türkiye’de bulunan hiçbir Suriyeli gayrimenkul edinemiyor şahısları üzerine. Ancak ve ancak bir şirket kurup, şirket üzerinden gayrimenkul edinebiliyorlar. Bu da vatandaşlık sürecine etki etmiyor, çünkü gayrimenkulü şirketler edinmiş oluyor” diyor.

Suriye'de Türkiye sınırındaki bir mülteci kampında uçurtma ile eğlenen çocuklar

Türkiye’deki Suriyelilerin çocukları vatandaşlık alabiliyor mu?

Türkiye, toprakları üzerinde doğanlara doğrudan vatandaşlık vermediği için, savaştan kaçıp Türkiye’ye gelen ve geçici koruma statüsü ile kalmaya devam eden Suriyelilerin burada doğan çocukları vatandaş olamıyor.

İkamet izni ile ülkede bulunan Suriyeli ve diğer milletlerden yabancıların çocuklarına ise gerekli kriterler yerine getirildikten sonra bu hak tanınıyor.

Kanuna göre yurt dışında doğan ancak Türk anne veya babadan olan çocuklar da vatandaşlığa başvurabiliyor.

Avukat İsal, özellikle sınır bölgelerinde Türkiye ve Suriye arasındaki akrabalık ilişkilerinin yaygın olmasından ötürü savaşın ardından bu şekilde çok sayıda çocuğun vatandaşlık aldığını anlatıyor:

“Türkiye’ye geçici koruma ile gelip de soy bağını ispatlayan çok sayıda Suriyeli oldu. Onlar Türkiyeli bir anne ya da babadan doğmuş kişilerdi. Zaten doğuştan vatandaşlık hakkına sahiplerdi.”

Türkiye’de doğmuş olma, tek başına vatandaşlık kazanmak için yeterli değil. Fakat bunun istisnaları bulunuyor.

Türk Vatandaşlığı Kanunu’na göre, Türkiye'de doğan, ancak anne ve babası üzerinden herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuklar Türk vatandaşlığına geçiriliyor.

İsal, “Genellikle terk edilmiş bebeklerde bu durum karşımıza çıkıyor. Bu çocukların vatandaşlığa alınıp, kamu koruması altına alınması gerekiyor” diyor.

Fakat kanuna rağmen bu sürecin sıklıkla işletilmediğini söylüyor:

“Suriyeli oldukları tahmin ediliyorsa, koruma altına alınsalar bile, onlara geçici koruma kimliği çıkartılıyor ve bir vatansızlık sarmalının içine düşmüş oluyor bu çocuklar.”

Suriye’de vatandaşlığın babadan geçiyor olmasından ötürü, Türkiye’de doğan ve Suriyeli anneden olan, ancak babası belli olmayan çocukların da Türk vatandaşlığına geçirilme ihtimali doğabiliyor.

Çünkü Suriye yasaları, çocuğun babası bilinmiyorsa, sadece Suriye’de doğması koşuluyla vatandaşlığın anneden geçmesine izin veriyor.

Öztürk bu durumu şöyle açıklıyor:

“Babası belli olmayan bir çocuk açısından, yoksa çocuk vatansız kalacak, böyle bir durumda Türk vatandaşlığını kazanması mümkün olabilir. Suriye’den Türkiye’ye gelen vatansız çiftlerin çocukları açısından da bu durum söz konusu olabilir.”

Rakamlar gerçeği yansıtıyor mu?

Türkiye'de vatandaşlık alan ve oy kullanacak olan Suriyelilerin sayısını İçişleri Bakanlığı açıkladı ancak bu rakamların gerçeği yansıtmadığını düşünenler var.

Avukat Mahmut Can İsal, “Soy bağıyla vatandaşlık hakkı olan Suriyelilerle, istisnai olarak ya da ikamet izniyle vatandaşlık alan Suriyeliler arasındaki sayının kafa karışıklığı yarattığını” düşünüyor.

Resmi rakamların tahmininden fazla çıktığını söyleyen İsal, “Çünkü istisnai vatandaşlık çok çok az başvurulan bir yöntem. Kriterleri de belli değil. Bu sayının üzerine çok da fazla çıkmayacağını düşünüyorum” diyor.

İsal, Özdağ’ın dile getirdiği "1,5 milyon Suriyeli vatandaşlık aldı" iddiasının ise “çok uzun yıllardır sahada çalışan biri olarak, imkansıza yakın olduğunu” söylüyor.

Halk, Suriyelilerin vatandaşlık alması ve oy kullanması hakkında ne düşünüyor?

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğiyle hazırlanan son Suriyeliler Barometresi verilerine göre, halk arasında Suriyelilere vatandaşlık ve siyasal haklar verilmesi konusunda ciddi itirazlar yükseliyor.

2020 tarihli rapora göre, toplumun Suriyeli mülteciler konusundaki en önemli endişelerinden biri vatandaşlık almaları.

“Suriyelilere vatandaşlık verilmesi ile ilgili nasıl bir düzenleme yapılmalıdır?” sorusuna, “Hiçbiri vatandaşlığa alınmamalı” cevabını verenlerin oranı yüzde 71,8.

“Hepsi vatandaşlığa alınmalı” diyenlerin oranı ise yüzde 3,6 olarak tespit edilmiş.

Toplumun yüzde 83,8’i de Suriyelilere “hiçbir siyasal hak verilmemeli” görüşünü destekliyor.

“Bütün seçimlerde hem oy kullanabilmeli hem de aday olabilmeliler” diyenlerin oranı yüzde 4,2’de kalıyor. Bu yanıtta yıllar içinde artış gözlemleniyor.

2017’de bu yanıtı verenlerin oranı yüzde 1,6 iken, 2019’da bu oran yüzde 3’e yükselmiş.

Sınır illerinde Suriyelilere vatandaşlık ve siyasal hak tanınmamasını isteyenlerin oranı Türkiye ortalamasına göre daha da yüksek.

 Sınır illerinde “Siyasal haklar verilmesin” diyenlerin oranı yüzde 90’a, “vatandaşlık verilmesin” oranı yüzde 82,4’e çıkıyor.

Akşener: Kendilerini CHP’nin sözcüsü gibi gören bazı isimlerin özensiz bir dil kullandıklarını görüyorum Akşener: Kendilerini CHP’nin sözcüsü gibi gören bazı isimlerin özensiz bir dil kullandıklarını görüyorum

Tartışmalar sığınmacıları ve göçmenleri nasıl etkiliyor?

BM'ye göre, Türkiye dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke.

İçişleri Bakanı Soylu, geçen hafta Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısını 3 milyon 650 bin olarak açıkladı.

Türkiye’de göç üzerine çalışan uzmanlar, yıllardır Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin çoğunun geri dönmesinin mümkün olmayabileceğine dikkat çekiyor.

Yapılan araştırmalar da, Suriyelilerin çoğunun Türkiye’de kalmayı ve vatandaş olmayı istediğini gösteriyor.

Suriyeliler Barometresi'ne göre, Türkiye’deki Suriyelilerin 2017’de yüzde 61,8’i, 2019’da yüzde 57,7’si, 2020’de ise yüzde 64,4’ü hem Suriye hem Türkiye olmak üzere çifte vatandaş olmak istediğini belirtmiş.

“Sadece Türk vatandaşı olmak” seçeneğini tercih edenlerin oranı ise 2017’de yüzde 8,4, 2019’da yüzde 22,6, 2020’de yüzde 7,9 olarak kayda geçmiş.

Uzmanlar, Suriyelilerin geleceklerine dair tartışmaların sağlıklı bir zeminde gerçekleşmemesinin hem mültecilere hem de topluma zarar verdiğini söylüyor.

Söylemlerin entegrasyonu zedelediğine dikkat çeken Öztürk, “Bunun bilinçli bir şekilde politize ediliyor olması, mülteci ve göçmen karşıtlığı, onların toplumla uyum sağlamasını olumsuz anlamda etkileyen bir durum. Toplumsal çatışmaya yol açabilecek bir risk taşıyor” diyor.

İsal ise bu söylemlerin mültecilerin hayatını zorlaştırdığını kaydediyor:

“Mülteciler kırılgan bir grup. Gelecek kaygılarını bir Türkiye vatandaşından çok daha derin hissederek yaşıyor mülteciler. Sabit bir statüleri yok. Bir sabah bir kararnameyle statüleri ortadan kaldırılabilir ve hiçbir korumadan faydalanamayabilirler.

“Her tartışma belirgin bir endişe yaratıyor mültecilerde. ‘Göndereceğiz, göndermeyeceğiz’… Burada kişilerin insan haklarına saygı duymadan, insan olarak varoluşlarına saygı duymadan bir eşya gibi söz ederek, ‘Otobüse dolduracağız’ vs… Bu çok büyük bir endişe yaratıyor elbette.

“Zar zor geçinen insanlar bunlar. 5-6 kişilik bir aile ortalama 3-4 bin TL’ye anca çıkabiliyor taşrada. Tarımda ucuz iş gücü olarak kullanılıyorlar, sanayide çocuk işçiler var, yetişkinler asgari ücretin altında ücret alabiliyor, Anadolu’da köylerde çobanlık yapıyorlar. Bir şekilde hayata tutunmaya çalışan insanlardan ‘oy mu kullanacaklar’ diye söz ediliyor.

“Buradaki tartışmaların hepsi bu insanlara endişe olarak dönüyor. Bu endişenin sonunda da yaşam koşulları daha da güçleşmiş oluyor.”