Suriye Anayasa Komitesi'nin oluşumuna ilişkin pürüzler giderildi

Ankara'da üçlü Suriye zirvesi sona erdi

Suriye Anayasa Komitesi'nin oluşumuna ilişkin pürüzler giderildi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 5. kez Suriye gündemiyle Ankara'da bir araya geldi. Çankaya Köşkü'nde düzenlenen Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi'nin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Üç lider, Suriye'de Anayasa komitesi oluşturulduğunu ve komitenin yakın zamanda Cenevre'de çalışmaya başlayacağını duyurdu.

Erdoğan, "Siyasi sürecin ilerletilmesi için gayret gösterdik. Nitekim ortak çabalarımızla komitenin oluşumuna ilişkin pürüzler giderilmiştir. Bugün usül kurallarını da BM ile eşgüdümlü olarak sonuçlandırarak Anayasa komitesinin çalışmaya başlamasını sağlamayı kararlaştırdık" ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, üç garantör ülkenin de 'müthiş' bir çalışmaya imza attığını söylerken, "Erdoğan'ın son bir adayın ismini listeye eklemesiyle süreç tamamlanmıştır. Anayasa komitesinin üyeleri dış güçlerden baskı görmemelidir. Onların pozitif bir çalışma yapmaları bizlere de katkı sağlayacaktır" dedi. Anayasa komitesinin çalışmaya başlayacağı tarihle ilgili net bir bilgi verilmezken Ruhani, "2021-2022 yıllarına kadar seçim atmosferinin oluşmasını umuyoruz" açıklamasında bulundu.

İlk sözü alan Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

"Astana platformu çerçevesinde düzenlediğimiz Ankara Zirvesi'nde kendilerini ağırlamaktan büyük bahtiyarlık duyuyorum. Suriye'deki yangının söndürülmesi için bugün beşinci kez bir araya geldik. Sn. Ruhani ve Sn. Putin'le birlikte Suriye'yi bütün boyutlarıyla ele aldık.

"Gerek ikili, gerek üçlü, gerek heyetlerle yaptığımız görüşmelerin verimli geçtiğine inanıyorum. Suriye'de siyasi çözümün umutlarını yeşertecek önemli kararlar aldık. Hepimizin bu konuda aynı hassasiyete sahip olduğunu birlikte teyit ettik.

YENİ BİR GÖÇ DALGASI SADECE ÜLKEMİZİ DEĞİL TÜM AVRUPAYI ETKİLEYECEKTİR

"IŞİD'le terör örgütlerine destek verilmeyeceğini kabul ettik. Sahada barışın ve mültecilerin dönebileceği ortamın sağlanması için çözüm önerilerimizi ilettik. İdlib'deki gerginlik odak noktalarımızdan biriydi. Nisan ayından bu yana hayatını kaybeden sivillerin sayısı bine yaklaştı. Daha önce defalarca yerinden yurdundan edilen yüz binlerce insan yeniden göç yollarına düştü. Sınırlarımızın hemen bitişiğinde 4 milyon insanımızı etkileyecek yeni bir trajedinin yaşanmasına sessiz kalamayız. Böyle bir şey sadece ülkemizi değil, bütün Avrupa'yı etkileyecektir.

"Bugün Soçi Mutabakatı'nı bir kez daha konuştuk. Sivil halkın ve garantör ülkelerin, sahadaki askeri personelin güvenliğinin garanti altına alınması için bir kez daha anlaştık. Gündemimizdeki diğer konu Anayasa Komitesinin teşekkülüydü. Siyasi sürecin ilerletilmesi için gayret gösterdik. Nitekim ortak çabalarımızla komitenin oluşumuna ilişkin pürüzler giderilmiştir. Bugün usül kurallarını da BM ile eşgüdümlü olarak sonuçlandırarak Anayasa komitesinin çalışmaya başlamasını sağlamayı kararlaştırdık.

"Fırat'ın doğusundaki konuyu da istişare ettik. Halen Suriye topraklarının 4'te 1'inden fazlası terör örgütünün elinde bulunuyor. Dün Çobanbey'de bir hastaneye düzenlenen kalleş saldırı yaşananların en son örneğidir. Geldiğimiz noktada Suriye'de IŞİD tehditi ortadan kalkmıştır. Suriye'nin toprak bütünlüğünün önündeki en büyük engel PKK ve uzantısı YPG'dir.

"Sn. Ruhani ve Sn. Putin'i Fırat'ın doğusu konusunda bilgilendirdim ve görüşlerimi paylaştım. Bir terör oluşumuna rıza göstermeyeceğimi kendilerin eilettim. Burada bir mülteciler şehri oluşabileceğini ve onların burada konaklayabileceğini, ekip biçebilecekleri bahçeleri olmaları gerektiğini ifade ettim. Suriye sınırımız boyunca terör oluşumuna rıza göstermeden bu tür bir insanı altyapıyı oluşturmamızda fayda olacağını anlattım.

ABD İLE ANLAŞAMAZSAK KENDİ PLANIMIZI UYGULAYACAĞIZ

"Nihai hedefimiz Suriye'nin kuzeyinde bir barış koridoru oluşturarak ülkenin bölünmesini engellemektir. ABD ile anlaşamazsak kendi harekat planımızı uygulayacağımızı anlattım. Türkiye olarak mülteciler konusunda büyük fedakarlıklarda bulunduk, bulunuyoruz. Krizin en başından itibaren göç konusunda çözümün Suriye topraklarında aranması gerektiğini ifade ettik. Şimdiye kadar 360 bin mülteci geri döndü, temin ettiğimiz sağlık hizmetlerinden yararlanıyor. Türkiye'nin sığınmacı yükünü tek başına karşılayamayacağı açıktır. Artık Suriyelilerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerine yoğunlaşmamız gerekiyor. Fıratın doğusundaki barış koridoru onlar için de korunaklı bir liman olacaktır. Ülkemizdeki en az 2 milyon Suriyelinin bu bölgelere yerleşebileceğini düşünüyoruz.

"Ülke dışında olan Suriyelinin kendi topraklarında yaşamasını temin edebiliriz. Bu bölgelerde yeni yerleşim alanları oluşturulması mümkündür. Hem Rusya, hem de İran'la, hem de uluslararası toplumun diğer üyeleriyle geri dönüşler için çalışmayı bekliyoruz. Bu düşüncelerle Ankara Zirvesi'nin Suriye'de barış, güvenlik ve istikrarın tesisine katkıda bulunmasını temenni ediyorum. Bir sonraki zirve toplantısına İran'da ev sahipliği yapmayı planlayan Ruhani'ye teşekkür ediyorum."

Erdoğan'ın ardından Ruhani söz aldı. Ruhani'nin konuşmasından satırbaşları şöyle:

"Faydalı ve yapıcı bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda iyi bir fırsat ortaya çıktı, bir kez daha bütün faaliyetlerimizi gözden geçirdik, inceledik ve hem siyasi gelişmeleri, aynı şekilde sahadaki gelişmeleri inceleyebildik. Ne mutlu ki 3 ülke birçok konuda görüş birliği içindeler. Hepimiz Suriye'nin toprak yapısı konusunda aynı görüşe sahibiz.

ABD,SURİYE'Yİ BÖLMEYE ÇALIŞMAKTA

"Suriye'ye yabancı ülkelerin müdahale etmesine karşıyız. Özellikle yasal devletin davet etmediği, ABD gibi, bunlara karşıyız. ABD burada ya teröristleri desteklemiştir ya da yersiz davranmıştır. ABD, Suriye'yi bölmeye çalışmaktadır. Bu hiçbir ülke için kabul edilebilir değildir. ABD'nin kötü niyeti şuradan bellidir ki, Golan Tepeleri'ni, bir saldırgana bağışlamıştır. Bu tarihi olarak acayip bir şeydir. Bir ülke başka bir ülkenin toprağını işgal edilmiş olarak başka bir ülkeye bağışlıyor. ABD, hakkı olmamasına rağmen bunu yapıyor. Bu da ABD'nin kötü niyet sahibi olduğunun en belirgin örneğidir.

"İsrail'in yaptığı müdahaleleri görüyoruz. Suriye'nin altyapısının yok edildiğini görüyoruz. Bu da Suriye'nin milli egemenliğiyle zıtlık içerisindedir. Her üç ülke ve lider, terörizmle mücadelede devam edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Hala İdlib'de terörist örgütler bulunmaktadır. Terör örgütlerinin varlığı bazı bölgelerde daha güçlü hale gelmiştir. 9 seneden beri Suriye halkı teröristlerden eziyet çekmektedir, baskı görmektedir. Biliyoruz ki bu teröristler kim tarafından destekleniyor. Teröristlerle mücadele etmeliyiz ve Suriye devletine yardımcı olmalıyız.

MÜLTECİLER KENDİ EVİNE DÖNMEK İSTER

"Fıratın doğusu konusunda da ABD'nin hâkimiyeti altındaki bölgelerde terörist gruplar var. Mültecilerin geri dönüşü meselesinde ise, bunlar kendi evlerine dönmek istemektedirler. Irak Savaşı'nda bunu gördük. Bizim ülkemize Afgan ve Iraklı mülteci geldi. Son 40 yılda 3 milyon Afganlı bizim ülkemizde, bunların hepsi kendi evine, köyüne, tarlasına dönmek ister. Biz bütün bir Suriye'yi güvenli hale getirmeliyiz ki evlerine dönebilsinler. Suriye'nin yeniden yapılandırılmasına yardımcı olmalıyız. Ben bir kez daha Sn. Erdoğan'a ve Türkiye'ye teşekkür ediyorum. Astana sürecinin devam etmesinden çok mutluyum. Anayasa komitesinin netleşmesinden dolayı mutluyum, bir an önce düzenlenmesini umut ediyorum. Irak ve Lübnan'ın da Astana sürecine gözlemci olarak katılmasından dolayı mutluyum. Gelecek toplantının İran'da yapılmasını ümit ediyorum."

Son olarak Putin söz aldı. Putin'in konuşmasından satırbaşları şöyle:

"Suriye krizinin çözümüne yönelik beşinci zirve başarılı ve verimli bir şekilde gerçekleştirildi. Kabul ettiğimiz bildiri Suriye'de kalıcı başarının temin edilebilmesi için maddelerden oluşuyor. Astana sürecinin garantörü olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünü destekleyen üç ülkeyiz. Suriye'de siyasi diyaloğun hızlandırılmasını istiyoruz, uzman düzeyinde toplantılar sürdürülecektir. Üç garantör ülke, BM uzamanları ve taraf ülkeler toplantı düzenleyeceklerdir. Önümüzdeki toplantı gelecek ay Nursultan'da yapılacaktır. Soçi'de Suriye Ulusal Diyalog Kongresi yapılmıştır ve Anayasa komitesi için bir karar alınmıştır. Üç garantör ülkenin katılımıyla Anayasa komitesinin listesi onaylanmıştır. Artık bu komite Cenevre'de hızlıca çalışmaya başlamalıdır. Biz buna desteğe hazırız.

"Suriye'de geniş manada, Orta Doğu'da da barışın geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bugün özellikle Suriye'de terörle mücadeleyi görüştük. İdlib'deki durum endişe verici. Bu bölge neredeyse El Kaide bağlı grupların kontrolünde. Buna sessiz kalamayız. Dolayısıyla gerginliğin azalması için çalışmalar konusunda mutabakata vardık. Bizim mutabakatlarımız hiçbir zaman terör örgütlerini kapsamamaktadır. Sivil halkın zarar görmemesi için her türlü adımı atmaya hazırız.

SURİYE'NİN ARTIK EKONOMİK VE SOSYAL RESTORASYONU BAŞLAMIŞTIR

"Suriye'nin kuzeyinde de IŞİD hücreleri aktif hale gelmektedir. O bölgede de istikrarın sağlanması bölgenin Suriye hükümetine geçmesiyle mümkün olacaktır. Geçen yıldan itibaren 390 bin kişi Suriye'ye döndü. Suriye'nin artık ekonomik ve sosyal olarak restorasyonu başlamıştır ancak Suriye hükümetinin karşı karşıya olduğu sorunlar o kadar büyük ki. Eğer uluslararası örgütler, uluslararası toplum barışı sağlamak isterse yardım sağlamalıdır.

"Biz bu zirve kapsamında Erdoğan ve Ruhani'yle ikili görüşmeler yaptık. Sn. Erdoğan'la Türkiye ve Rusya arasında ekonomik ilişkilere dair maddeleri değerlendirdik. Geçen sene ticaret hacmimiz 25 milyar doları aşmıştır. Enerji alanında nitelikli projeler gerçekleştirilmektedir. Askeri alanda da işbirliğimizi geliştirmekteyiz. İnsani ve kültürel alanda işbirliğimiz de derinleşiyor. Türkiye'ye gelecek yıl 6 milyondan fazla Rus turist gelecektir. Ruhani ile de işbirliğimizi değerlendirdik, büyük projelerin hızlandırılması konusunda mutabakata vardır. Ticaretimizde ulusal para birimlerimizi kullanma konusunda anlaştık.

"Son olarak Sn. Erdoğan ve Sn. Ruhani'yi, tüm meslektaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum. İnanıyoruz ki bugün ulaştığımız neticeler Suriye'de barışa katkı sağlayacaktır."

Konuşmaların ardından liderler gazetecilerin sorularını yanıtladı:

"Anaysa Komitesi konusunda öngörünüz nasıl, nasıl bir zaman süresi içerisinde çalışacaktır?"

Ruhani: Astana süreci içinde biz güvenlik konularını inceliyoruz. Aynı şekilde insani yardımlar sürecini konuşuyoruz. Aynı şekilde siyasi gelişmeleri konuşuyoruz. İki temel konu mevcut, biri anayasanın reforme edilmesi, bunun için komitenin nasıl olacağı önemliydi. Hem hükümetten, hem de muhaliflerden temsilciler katıldılar. Bugün bu komite tamamen oluşmuş durumda. Umuyoruz ki bir an önce çalışmalara başlayacaklardır. İkinci konu seçimlerdir. 2021-2022 yıllarına kadar seçim atmosferinin oluşmasını umuyoruz.

Putin: Komitenin çalışmaları Suriye'de istikrarın sağlanmasına katkı sağlayacaktır. Başka bir alternatif yok. Müthiş bir çalışma yaptık, herkes muazzam bir katkı sağladı. Hem Suriye hükümeti hem de muhalefetle aktif bir çalışma yaptık. Sn. Erdoğan'ın son bir adayın ismini listeye eklemesiyle süreç tamamlanmıştır. Anayasa komitesinin üyeleri dış güçlerden baskı görmemelidir. Onların pozitif bir çalışma yapmaları bizlere de katkı sağlayacaktır.

(ABD'nin Suriye'de olması) Trump'ın aldığı çekilme kararı tam olarak uygulanacaktır.

Erdoğan: Komiteyle bir dizi olumsuzluğu gidermiş bulunuyoruz. BM Genel Sekreteri'nin özel temsilcinin verdiği destekle usul kuralları da giderilmiş olacak. Cenevre'de komite çalışmaları da süratle başlayacaktır. Pürüz kalmadı diyebilirim.

Anayasa Komitesi konusuyla ilgili, ne zaman toplanabilir, bununla ilgili tahminleriniz var mı? Suudi Arabistan'daki Aramco tesislerine olan saldırı bugün gündeme geldi mi, petrol piyasasını nasıl etkileyebilir, Rusya olarak Suudi Arabistan'a tesisle ilgili yardım sağlanacak mı?

Ruhani: Sanırım yakın gelecekte uygun ortam hazırlanacaktır komite için. Ama aynı zamanda, çok ince bir süreç bu, hak sahibi olan herkesin görüşleri, çıkarları adilane bir şekilde yeni anayasada revize edilirken göz önüne alınmalı. Dolayısıyla başlangıcı zor olmasına rağmen ileride meyve vereceğini düşünüyorum. Bu sebeple herkes bunu desteklemelidir. Üç ülke, BM, herkes katkı sağlamalı ki sonuç versin. Ben petrol yerine güvenlik ve bölge istikrarını daha da önemsiyorum. Bunun temeli Yemen'e saldırıyla başlamıştır. Bunu saldırıya başlayanlara sormak lazım. Yemen halkı bütün bu saldırılara karşı Suudi Arabistan ve BAE'ye verilen silah desteğine karşılık veriyorlar, meşru savunma haklarını kullanıyorlar, karşı saldırıda bulunuyorlar ve temel çözüm yolu da bu saldırılara son verilmesidir. Buna inanıyoruz.

Eğer Astana sürecindeki süreç Yemen için model olabilirse onlar belki Yemen'e de istikrarı ve barışı getirmek için çaba gösterebilirler. Yemen'e barış geldiğinde petrol de güvenlik içinde üretilir ve ihraç edilir.

Putin: Çalışmaları çok hızlı başlatmak lazım, olumlu ve pozitif sonuçlara ulaşmak lazım. Suriyelilerin kendi menfaatlerine uygun çözüme ulaşmak lazım. Aşırı gruplar bunu baltalamak isteyebilirler çünkü savaşla para kazanıyorlar. Bunu önlemek için bizim üç ülkemiz var ama dışarıdan da baskılar var. Dediğim gibi Suriyeli'ler kendileri, kendi sorunlarını çözmeliler.

Suudi Arabistan'da tesislere yapılan saldırı bugün gündeme gelmedi. Hakikaten Yemen'de insani bir dram var. Buna uygun tek söz felakettir. Biz herkese yardım etmeye hazırız, herkesi Yemen halkına davet etmeye çağırıyoruz. Bunun çözümü bütün taraflar arasında çözüm üretilmesi. Kuranı kerimden biz söze atıfta bulunmak istiyorum. 'Allahın sözlerini hatırlayınız, siz düşmansınız ama Allah sizi barıştırdı ve sizleri dost yaptı. Manevi yakınlığınız ön plana çıkmalıdır.' Orada bir tehdit ve şiddetin kabule dilmezliği konusunda sözler var. Biz de Yemen halkına katkıda bulunmaya hazırız. Suudi Arabistan da kendi güvenliğini sağlamak için, Türkiye bizden S-400 aldı, İran bizden S-400 aldı, onlar da böyle bir adım atabilir.

Erdoğan: Cenevre süreci bu işin belirleyicisi olacaktır diye düşünüyorum. Hızlandırmak üç ülke olarak bizim amacımızdır. Soçi'de de attığımız mutabakatlarla neticeye varmak bizim arzumuz.

Her şeyden önce Yemen'de bu süreç nasıl başladı bunun üzerinde durmak gerekir. Yemen yerle yeksan oldu. Bunun müsebbibi kimlerdir. Bunların üzerinde durmak lazım. Tabii ki bütün bu tahribatlarla artık Yemen'deki insanlar şüphesiz ki onlar da sürekli belli bir hazırlığın içerisinde. Gönül bu tür gelişmeleri arzu etmiyor ancak gelinen bu noktada özellikle de bizim şu anda Yemen'in yeniden inşa ve ihyası için ne gibi yapabiliriz, bunu bir taraftan düşünmemiz gerekiyor. Çünkü Yemen kendi ayakları üzerine kalkabilecek bir altyapıya sahip değil. Gelişmiş ülkeler olarak ne yapılabilir, gelişmekte olan ülkeler olarak ne yapılabilir, aynı şey Suriye için de geçerli, diğer ülkeler için de geçerli. Filistin'in durumu ayrı bir felaket, onun üzerinde de durulması gerekir. Şu an bakıyorsunuz, Müslüman Müslümanla uğraşıyor. Az önce Sn. Putin Rabbimizin bir uyarısını burada hatırlatmak istedi. 'Ancak inananlar kardeştir' hükmüyle ben biraz daha kısa anlatayım. Herhalde kardeşliğin hükmünün bunun olmaması lazımdı. Yemen'e bombaları kim attı, bunun cevabı bulunursa gelinen noktanın tahrik olduğu anlaşılır diye düşünüyorum.

Rusya ve İran güvenli bölgeye nasıl bakıyorlar? Esad genel af getirdi, siyasi çözüme katkı sağlayacak mıdır?

Putin: Yeni bir şey söylemeyeceğim, tekrarlamak istiyorum. Bölgede Türkiye dahil bütün ülkeler kendi milli güvenliğini koruma hakkına sahiptir. Bu da paralel olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanayız. Güvenlik konuları çözülecekse bundan sonra Suriye toprak bütünlüğünün tamamı sağlanacaktır. Bütün yabancı unsurların Suriye'den çekilmesi gerekir.

Erdoğan: Güvenli bölge meselesini ele aldık. Son günlerde yazılı ve görsel medyada barış koridoru diye de geçmeye başladı. Şöyle izah edeyim, güvenli bölge konusunda Sn. Trump 20 mil derinlik diye bir ifade kullandı yani yaklaşık 30 km. Tabii bunu eğer şöyle en doğudan en batıya aldığımız zaman 911 km'lik bir sınırımız var. Bu sınır içerisinde Türkiye'deki gibi 3,6 milyon Suriyeli var. Biz 40 milyar doları şu ana kadar mültecilere yardım yaptık. Peki BM ve AB'den gelen nedir diye baktığımızda yaklaşık 7 milyar Euro.

Tabi bunlar bizim milli bütçemize girmiyor. STK'lar vasıtasıyla AFAD'a, Kızılay'a geliyor. Onlar da bu harcamaları mülteciler için yapıyor. Bu çalışmalara devam ediyoruz. Bunun yanında attığımız adımlarla beraber bu bölgede ne yapabiliriz, şu ana kadar konuştuk, konuşmaya devam edeceğim, ülkemizde bulunan mültecilere bu söylediğim 30 km derinlik ve 911 km'den vazgeçtik, 450 km'lik bir bölgede konutlar yapalım diyoruz. Çünkü bu çadır hayatıyla mı bu insanlar bu hayatına devam ettirecek. Buralarda kalkıp şöyle 200-250 metrekare kapalı ve bir o kadar da açık alan olmak üzere ailelere bu tür konut inşaası yapalım diyoruz. Kapalı alanda kalmaları, açık alanda ekip biçmeleri için. Hastane, okul yapalım ve iş imkanı hazırlayalım, burada BM Güvenlik Konseyi ülkeleri bu işin içerisinde olmalı. Örneğin ben Merkel, Macron ve Suudi veliaht prensiyle bunu görüştüm.

Yine bu bir uluslararası destek kampanyasına da dönüşebilir. Bu şekilde bir adım atmak suretiyle inşa ve ihya hareketine girersek bu insanları kendi topraklarına taşımış oluruz. Tabi bir de bunların lojistik desteği, o da havadan güvenlik desteğidir. Bu konuda mutabakat sağlanır ve adım atılırsa bu insanlar da o çadır hayatından kurtulmuş olurlar diye düşünüyorum.

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2019, 21:47

Demokrat Haber'e destek vermek ister misiniz? >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER