HDP’li Beştaş: İçişleri Bakanı'nın saldırganlığı tedavi edilmesi gereken bir problem

Gündemi değerlendiren Beştaş, hükümete yüklendi

HDP’li Beştaş: İçişleri Bakanı'nın saldırganlığı tedavi edilmesi gereken bir problem

HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerinde İçişleri Bakanlığı Bütçesi üzerine söz aldı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu eleştiren Beştaş, “Bizim Eş Genel Başkanımıza yönelik dilinizi nasıl açıklayayım bilemiyorum. Sayın Pervin Buldan, sizin basına yansıttığınız tehdidiniz karşısında itidalli bir dil kurdu. Siz Türkiye’nin 3. büyük partisi olan, 20 milyonluk nüfusu temsil eden bir şahsiyete yönelik bu tehdit dilini hangi yetki ile kullanıyorsunuz. Sayın Pervin Buldan halkı temsil ediyor. Bu saldırganlık gösterisi bırakın normal bir ülkede bakanlık yapmayı kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir problem. Biz sizinle hep görüşürdük, telefonlarımıza çıkardınız. O tehdidinizden sonra hiçbir HDP milletvekili sizi aramadı. Çünkü siz tarafsız bir bakan değilsiniz. Olmadığınızı ilan ettiniz. HDP benim karşımda dediniz. O yüzden sorunları talep konusu bile yapmıyorsunuz” dedi.

HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, şu ifadeleri kullandı:

Bütçeden İçişleri Bakanlığı'na ayrılan pay son iki yılda yüzde 60 arttı. Bu da demokrasiye, özgürlüklere değil güvenliğe yatırım olduğunu ortaya koyuyor. Eğitime, sağlığa yatırımın ne kadar düşük olduğunu da net bir şekilde gördük. Güvenlik ve özgürlük dengesinde güvenliğin ne kadar ağır bastığını, güvenlikçi bir bakış açısına hapsolduğumuzu bu bütçede gördük.

‘HUZURSUZ, MUTSUZ BİR SOYLU DÖNEMİNDEN GEÇİYORUZ’

Yoksullaşıyoruz, huzur, refah ortadan kalkıyor. Sağlık Bakanlığı'nın verdiği bilgilere göre antidepresan kullanımı yüzde 700 artmış. Huzursuz, mutsuz bir Soylu döneminden geçiyoruz. Hak ihlallerinde, ölümlerde, kadına yönelik şiddette rekor artış var. İktidardan yana olmayan herkes düşman hukuku anlayışıyla terörize ediliyor.

Bizim belediye başkanlarımıza yöneltilen, hırsızlık, yolsuzluk suçlamaları algı yönetimidir. Kayyumlar halka karşı halk iradesinin gasp edildiği bir politikanın tezahürüdür. Kayyum politikanızla ne kadar büyük bir nüfusun gasp edildiğini söylemek istiyorum: Ülke nüfusunun yüzde 40’ı kendi seçtikleri yöneticiler tarafından yönetilmiyor.

‘BAKANLIĞINIZ TAHİR ELÇİ’DEN NE İSTİYOR?’

Bu iktidarın en önemli uygulama alanlarından biri Kürt karşıtlığı, teklik politikası. 54 kadın merkezinin kayyumlar eliyle kapatıldığını, kadın çalışanların görevden uzaklaştırıldığını biliyoruz. Bakanlığınız Tahir Elçi’den ne istiyor. Tahir Elçi Parkı’nın adını değiştirdi kayyumlar. Ehmedê Xanî büstü yıkıldı kayyumlarca. 34 çocuğun öldürüldüğü Roboskî’de failler serbest, Diyarbakır’da Roboskî anıtı yıkıldı. Yüzlerce örnek var.

‘KAYYUMLAR YOLSUZLUĞUN, HIRSIZLIĞIN RESMİNİ ÇİZMİŞLER’

Dediniz ki kayyumlar önemli hizmetler yapıyor, yolsuzluk yok. Bizim bu konudaki önergemiz reddedildi. Kayyumlar yolsuzluğun, hırsızlığın resmini çizmişler. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Geçen hafta Sayıştay raporları açıklandı. Sayıştay’ın iktidarı koruma güdüsünü de göz önünde bulundurursanız durum çok vahim. Kayyumların gelmesiyle belediyelerin borcu yüzde 85 artmış, bu da Sayıştay’ın tespiti.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın açıkladığı verilere göre kayyumlara 2 milyar 197 milyon TL kredi ve hibe desteği verilmiş. Kayyumlar halk iradesini gasp etmekle kalmamış, borcu artırmış, halka hizmet yerine kasalarını doldurmuş, alışkanlıklarını devam ettirmiş.

‘MUHTARLIKLARA KAYYUM ATAMAK SEÇİM ÇALIŞMASIDIR’

Muhtarlara ilişkin meseleyi kendi ilimde araştırdım. Tek tek Siirt’teki muhtarlarla görüştüm, sebep arıyorum, neden görevden alındıklarına ilişkin. Siirt Bağlıca Köyü’nde 28 oy HDP’ye, 3 oy AKP’ye çıkmış. Demirkaya Köyü’nde 60 oy HDP’ye 9 oy AKP’ye çıkmış. Bu iki örnek muhtarlara neden kayyum atandığını gösteriyor. Bu bir seçim çalışmasıdır. Siz HDP’ye oy veren belediyelere kayyum atadığınız gibi muhtarlara da kayyum atıyorsunuz.

Seçim döneminde ne kadar vahim uygulamaların olduğunu da anlatabilirim. Düşünün ki vali, müftü, kaymakam bir köye helikopterle gidip seçim çalışması yapıyor.

Kayyum atanan belediyelerde kayyumları da görevden aldınız. Silopi’de kayyum yardımcısı, sonra da kaymakam yolsuzluktan görevden alındı. Bizim belediye eş başkanlarımız boyun eğmedikleri için, halktan yana politika yürüttükleri için rehin tutuluyorlar.

‘CİNAYETLER, İŞKENCELER BİZZAT BAKAN TARAFINDAN SAHİPLENİLİYOR’

Bu dönem doğrudan bakanlığınızın sorumlu olduğu hak ihlalleri var. Geçmişte devlet, hükümet faili meçhulleri reddeder, sahiplenmezdi. Ama bu dönem bizzat bakan tarafından cinayetler, işkenceler sahipleniliyor, cezasızlık özendiriliyor.

24 Haziran seçimlerinde bir yanda bütün devlet aygıtları vardı, bir yanda da biz vardık. Demirtaş’a karşı Cumhurbaşkanı ile beraber İçişleri Bakanı her gün konuştu, saldırı diliyle konuştu. Biz serbest bir seçim hakkı kullanamadık. Buna rağmen, size rağmen halk size cevap verdi.

Suruç meselesi çok vahim. Hastanede herkesin gözü önünde cinayet işlendi. 3 kişi vahşice öldürüldü ve şu ana kadar tek kişi gözaltına alınmadı. Bu da yetmemiş gibi milletvekilinin kardeşine devlet töreni yapıldı. Diğer tarafta gaz bombaları eşliğinde cenaze töreni yapıldı. Bu pervasızlığı tarif edeceğim bir dil yok.

Bununla da kalmadınız Diyarbakır İHD, MAZLUM-DER, Baro; hepsini terörist ilan ettiniz. Siz böyle bir şey yapamazsınız. Baro başkanı ve yönetimini avukatlar belirler. Bütün sivil toplumun yönetimini oradaki üyeler belirler.

‘O ZAMAN “ANNELERİMİZ”Dİ, ŞİMDİ “PAÇOZ”A DÖNÜŞTÜ’

Cumartesi Anneleri'ne yönelik saldırıları biliyoruz. Size yüz yüze sormak istiyorum: Evlatlarının kemiklerini arayan annelerden devlete nasıl bir tehdit gelebilir. Siz nasıl bir hadle onlara paçoz diyorsunuz? Bu insanlar kaçırıldılar, öldürüldüler, cenazeleri yok. Böyle bir dil annelere nasıl yöneltilebilir. Zamanında Berfo Ana Cumhurbaşkanı ile görüştü; o zaman “annelerimiz”di, şimdi “paçoz”a dönüştü. Bu dil sizin siyasi yaklaşımınızın ürünü.

‘İÇİŞLERİ BAKANI'NIN SALDIRGANLIĞI TEDAVİ EDİLMESİ GEREKEN BİR PROBLEM’

Bizim Eş Genel Başkanımıza yönelik dilinizi nasıl açıklayayım bilemiyorum. Sayın Pervin Buldan, sizin basına yansıttığınız tehdidiniz karşısında itidalli bir dil kurdu. Siz Türkiye’nin 3. büyük partisi olan, 20 milyonluk nüfusu temsil eden bir şahsiyete yönelik bu tehdit dilini hangi yetki ile kullanıyorsunuz. Sayın Pervin Buldan halkı temsil ediyor. Bu saldırganlık gösterisi bırakın normal bir ülkede bakanlık yapmayı kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir problem.

Biz sizinle hep görüşürdük, telefonlarımıza çıkardınız. O tehdidinizden sonra hiçbir HDP milletvekili sizi aramadı. Çünkü siz tarafsız bir bakan değilsiniz. Olmadığınızı ilan ettiniz. HDP benim karşımda dediniz. O yüzden sorunları talep konusu bile yapmıyorsunuz.

‘ÖLÜLER ARASINDA BİLE EŞİTSİZLİK YARATAN YÖNETİM ANLAYIŞINI TANIMIYORUZ’

Bir de mezarlık meselesi var. Bundan mutluluk duymayın, üzülün. Tatvan’da 267 cenaze mezarlardan çıkarıldı. Türkiye tarihinde mezarlardan çıkarılıp gönderilen, ailelerin kemiklerin peşine düştüğü başka bir örnek yok. Ölü üzerinden hüküm kalkar. Ölüler arasında bile eşitsizlik yaratan, mezarlıkları yıkan, bombalayan, taziyelere gaz bombası atan bir yönetim anlayışını tanımıyoruz. Bir de bakan “o sahte mezarlar şimdi nerede” diyor. Mezarın sahtesi nasıl oluyor?  

Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2018, 12:22

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER