Erkan Baş: Kadınlar Saray Rejimi’nin korkulu rüyasıdır

“Kadınların eşit ve adil bir dünya için verdiği mücadelenin her geçen gün yeni kazanımlar yarattığını görmek hepimize umut veriyor”

Erkan Baş: Kadınlar Saray Rejimi’nin korkulu rüyasıdır

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin haftalık basın açıklamasında gündemi değerlendirdi.

Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yaptığı konuşmaya, “Değerli basın mensupları, sevgili yurttaşlar hepinizi mücadeleci kadınların yarattığı 8 Mart’ın coşkusuyla, moraliyle, umuduyla, heyecanıyla sevgiyle selamlıyoruz” sözleriyle başladı.

TİP Genel Başkanı’nın açıklamaları şöyle:

‘KADINLAR SARAY REJİMİ’NİN KORKULU RÜYASIDIR’

Gündemimiz bir kez daha kadın mücadelesi var. Öncelikle, sömürüye, saray rejimine, patriyarkaya, erkek-devlet şiddetine ve diline, LGBTİ+fobiye karşı güçlü duruşlarıyla mücadelenin yolunu açan-aydınlatan tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyorum.

Kadınların eşit ve adil bir dünya için verdiği mücadelenin her geçen gün yeni kazanımlar yarattığını görmek hepimize umut veriyor. Heyecan veriyor…

Kadınlar dün Türkiye’nin dört bir yanında tüm yasaklamalara, baskılara rağmen bütün enerji ve renkleriyle sokaklara çıktılar. “Ayaktayız” dediler.

Daha önce defalarca söylemiştim. Kadınlar, Türkiye’nin en büyük muhalefet gücüdür. Kadınlar AKP iktidarının, Saray Rejimi’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyasıdır!

Erkeklerle eşit ve hatta onlardan fazla iş yapmalarına rağmen daha düşük ücretlere çalıştırılan kadın işçiler… Evlerdeki emekleri görmezden gelinen kadın emekçiler… Sigortasız çalıştırılanlar… Çalışamayanlar…  Atanmayanlar… İktidarın erkeklerle eşit görmediği kadınlar… İş yerinde, evde, sokakta, sosyal medyada, gözaltında şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınlar…

İyi ki ayaktasınız, iyi ki mücadele ediyorsunuz. İyi ki insanlığı, ülkemizi ve tüm dünyayı dönüştürüyorsunuz.

TİP’li kadınlar dün Feminist Gece Yürüyüşü başta olmak üzere tüm Türkiye’deki kadın eylemlerinde yerlerini aldı. Ama bunun yanı sıra, Sinbo Fabrikası önünde direnen kadın işçilere destek için oradaydılar.

İki kadın üyemiz-yöneticimiz, sevgili Aslı Altınok ve sevgili Melis Akyürek yoldaşlarım ise maalesef elektronik kelepçe adlı haksız, hukuksuz, adaletsiz bir uygulama nedeniyle ev hapsinde tutuldukları için bu eylemlere fiziki olarak katılamadı. Aynı, iktidarın hoşlanmadığı fikirleri nedeniyle cezaevinde veya ev hapsinde tutulan binlerce kadın gibi…

Hepsine yürekten sevgilerimizi iletiyoruz, selam olsun!

Saray Rejimi, kadınları zapturapt altına almadan hedefine ulaşamayacağını biliyor. Çünkü, karşı-devrimci girişimlerin, gericilerin hedefi her zaman önce kadınlar olmuştur. Bugün de değişmiyor. Ama neyse ki, kadınlar ayakta. İyi ki ayaktalar!

‘LGBTİ+’LARA YÖNELİK AYRIMCILIĞIN BEDELİNİ ER GEÇ ÖDEYECEKSİNİZ’

Kadın hareketinden korkan iktidar, elbette boş durmuyor. 8 Mart’ta da başta İstanbul olmak üzere birçok ilde çeşitli hukuksuz-keyfi yasaklamalarla karşılaştık. Örneğin, Diyarbakır’da “İstanbul Sözleşmesi Uygulansın” yazılı pankart ve dövizlerin yasak olduğunu gördük. Diyarbakır Valiliği, altında devletin imzası olan bir sözleşmeye ilişkin bir talebi hangi gerekçeyle yasaklamaktadır? Derhal bir açıklama bekliyoruz.

Ancak bununla bitmiyor. Birçok eylemde gökkuşağı bayraklarının, şemsiyelerinin alanlara sokulmadığını gördük. Translara dönük şiddete tanık olduk. Diğerleriyle aynı eyleme katılmalarına rağmen özel olarak translara dönük bir gözaltı işlemi uygulandı ve 2 yurttaşımıza ev hapsi verildi.

Kadın ve LGBTİ+ hareketine karşı bu genel düşmanlığın yanı sıra LGBTİ+’lar resmi bir ayrımcılığa maruz kalıyor. Yine daha önce defalarca söyledim. Bu uygulama, altında imzanız olan her türlü evrensel hukuk ve insan hakları sözleşmelerine ihanet etmektir.

Resmi ayrımcılık ağır bir suçtur ve bunun bedelini er ya da geç ödeyeceksiniz. İnsanlık bu tür resmi ayrımcılıkları tarih boyunca hiç affetmedi. Bu Nazi artıklarını da affetmeyecek!

LEVENT GÜLTEKİN’E SALDIRI

Çete iktidarı derken, iktidarın yanında yer almayan gazeteci ve siyasetçilere dönük saldırılar devam ediyor. Sevgili Ahmet Şık’ın sözleri dün bir kere daha gündem oldu; “devletten hukuku çekerseniz geriye mafya kalır, çete kalır.” İşte olan budur.

Gazeteci-yazar Levent Gültekin, dün Halk TV’de katılacağı program öncesinde 20-25 kişilik organize bir güruhun saldırısına uğradı. Kendisine geçmiş olsun diliyorum. Elinde kalemi, klavyesi dışında hiçbir şeyi olmayan bir medya mensubuna 25 kişinin saldırması korkaklıktır, alçaklıktır.

Yalnızca bu yıl yani 3 ayda 10’dan fazla gazeteci sivil görünümlü kişilerin saldırısına uğradı. Ayrıca, pek çok eylem ve basın açıklamasında gazeteciler polis şiddetine maruz kaldı.

"AİLELERE ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERDE BULUNULUYOR"

Kadınlar, LGBTİ+’ler, gazeteci ve aydınlar… Ve zincire bir kesimi daha ekleyelim: Gençler! Boğaziçi Üniversitesi ve tüm ülkedeki kayyum uygulamalarına karşı sokaklara çıkan gençler şiddete maruz kaldı, gözaltına alındı, tutuklandı. Polis tarafından kaçırıldı, ölümle tehdit edildi, hakarete uğradı, şiddete uğradı.

Ve bu tür uygulamalar hız kesmeden devam ediyor.

Bugünlerde genç arkadaşlarımızın aileleri emniyette görevli polisler tarafından aranıyor, ailelere "Çocuğunuz eylemlere karışıyor, teröristlerle kol kola geziyor, çocuğunuza sahip çıkın dikkatli olun" şeklinde üstü kapalı tehditlerde bulunuluyor.

Aklı başında ve reşit olan öğrencileri yıldırmayı beceremeyen, kayyumunu rektör kabul ettiremeyen Saray, şimdi de aileler üzerinden gençlerin üzerine baskı kuruyor.

Tek bir şey sormak istiyoruz: Bu gencecik insanlardan korktuğunuz, çekindiğiniz kadar bu ülkede bir kadının vahşice katledilmesinden korkuyor musunuz?

Bu gençler eylem yapmasın, taleplerini dile getirmesin diye aldığınız önlemlerin yüzde 1’ini sokağın ortasında bir kadın öldürülmesin, bir işçi fabrikada iş cinayetine kurban gitmesin diye alıyor musunuz? Biz cevabını biliyoruz ama, belki oralarda bir yerlerde vicdanınızdan kırıntı kalmıştır diyerek sorduk bu soruları…

İşçiye, kadına, gence, gazetecilere dönük bu düşmanlığı sürdürmenize izin vermeyeceğiz. Kirli ve kanlı ellerinizi derhal gençlerin üzerinden çekin, Nazi döneminden esintiler içeren uygulamalarınıza son verin.

‘10 EKİM DAVASINI TAKİP ETMEK İNSANLIK BORCUDUR’

Türkiye’de bu faşizan iklimin oluşmasının önemli kilometre taşlarından biri de 10 Ekim Katliamı’dır. 10 Ekim 2015’te Ankara’da Emek ve Barış mitingine dönük bombalı saldırıyla 103 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan katliamın yarın davası görülecek.

Katliamın ardından başlatılan soruşturma neticesinde 36 kişi hakkında açılan dava, bütün eksikliklere rağmen alelacele bitirilmiş ve yakalanan 19 sanık için çeşitli mahkumiyet kararları verilmişti.  Firari 16 sanık için devam eden yargılama ise aynı eksiklikler ve hatalarla kapatılmak isteniyor.

Davanın avukat komisyonu, başından bu yana yargılamayı sürdüren heyet ile duruşma savcısının “dağıtılması” ve bugün yaklaşık 300 klasörü bulan davanın sorumluluğunun dosyayı hiç bilmeyen yeni bir heyete ve savcıya teslim edilmesinden büyük bir kaygı duyduğunu belirtiyor.

Türkiye tarihinin ilk “insanlığa karşı suç” iddianamesinin davası olma özelliğini de taşıyan bu yargılamayı takip etmeyi insanlık borcu olarak görüyoruz.

Bütün failler yargılanıp ceza alana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Yarın Ankara Adliyesi’nde gerçekleşecek duruşmaya katılmak üzere orada olacağız.

‘BERAT ALBAYRAK FİRARDA AMA FİKİRLERİ İKTİDARDA’

Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile patronlara işçileri ücretsiz izne çıkarma hakkı veren uygulama 2 ay daha uzatıldı. Sözde işten çıkarmanın yasaklandığı bu düzenleme ile işçiler günde 47 liraya mahkûm edilirken, patronlar da işten çıkarmak istedikleri işçileri SGK’nİn Kod29 maddesini kılıf yaparak, kapı dışına koyabiliyor.

Türkiye’de milyonlarca işçi 2 ayda daha asgari ücretin yarısı bile etmeyen ücrete mahkûm oluyor. Gerçek işsizlik de bir yandan artıyor. Berat Albayrak firarda ama fikirleri iktidarda…

İşçileri emekçileri borç içinde, yoksulluk içinde yaşatan bu rejimin ekonomi yönetiminde de üst üste yeni gelişmeler oluyor. Önce Rıza Zarab dosyasındaki yeri nedeniyle ABD’yle gerilim konularından biri olan Hakan Atilla Borsa İstanbul’un yönetiminden, dikkat edin “kendi isteğiyle istifa ettiğini” duyurdu.

Biliyorsunuz iç siyasette ABD’ye, Batı’ya esip gürleyen bu iktidar, kritik tüm konularda ABD ve Batı’nın bir dediğini iki etmiyor. Hakan Atilla da, Biden yönetimi ve Avrupa borsalarının hakkında kuşku duyduğu bir isim olması nedeniyle görevden el çektirilmiştir. Anlaşılan budur…

"BİLAL’İN SINIF ARKADAŞINA GÜVENEBİLİYORLAR"

Bugün bir de Türkiye Varlık Fonu’nun Genel Müdürlüğü’ne Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı Arda Ermut’un getirildiğini öğrendik. Bu görev değişikliğinin, Damat Berat Albayrak’ın kadrosu olarak bilinen Zafer Sönmez’in tasfiyesi anlamına geldiği söyleniyor.

Ama bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Zafer Sönmez hakkında daha önce uluslararası ekonomi gazetelerinde, “başarılı bir teknokrat ama yeterince partizan olmadığı için uzun süre görev yapamaz” şeklinde değerlendirmeler yapılmıştı.

İktidarın yapısına bakar mısınız? Türkiye’nin tüm kaynaklarını Saray’a hortumlamak için kurdukları düzende bile iş bilir bir teknokrat değil de Bilal’in sınıf arkadaşına güvenebiliyorlar.

Ve daha vahimi, ekonomik kurtuluşun reçetesi gibi sunulan Türkiye Varlık Fonu’nun finans dışı borcu 2019 yılında 284,2 milyar TL olmuş. Bir yılda yüzde 50 civarında borç artmış.

Türkiye’nin emekçileri, Türkiye’nin zenginlikleri bu perişanlığı, bu rezilliği hak etmiyor. Bütün kepazeliğiyle bu Saray Rejimi’ni yıkıp elbet emekçiler için aydınlık günleri getiren bir ülke yaratacağız. Söz veriyoruz…

RASİM ÖZTEKİN UNUTULMADI

Basın toplantımıza, dün yitirdiğimiz çok değerli bir sanat emekçisini Rasim Öztekin’i anarak sonlandırmak istiyorum. Ferhan Şensoy’dan aldığı kavuğu, Şevket Çoruh’a devreden, hep üretimleriyle, emeğiyle, yarattığı güzelliklerle aklımızda yer eden Rasim Öztekin dün hayatını kaybetti. Başta sevenlerine ve tüm halkımıza, sanat camiasına baş sağlığı diliyorum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER