Davutoğlu: Liyakatsiz, ciddiyetsiz, 28 Şubat ve eski Türkiye artığı iktidardan korkmayın

Pandemi nedeniyle sadece delegelerin katıldığı kongre salonuna KHK ile ihraç edildi

Davutoğlu: Liyakatsiz, ciddiyetsiz, 28 Şubat ve eski Türkiye artığı iktidardan korkmayın

Gelecek Partisi 1. Olağan Genel Kongresi'nde konuşan Ahmet Davutoğlu, "Liyakatsiz, ciddiyetsiz, 28 Şubat ve eski Türkiye artığı iktidardan korkmayın" dedi.

Başkent Ankara'da ANFA Altınpark'ta "Gelecek senin, gelecek Türkiye'nin" sloganıyla toplanan Gelecek Partisi 1. Olağan Kongre'de, Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İzmir depreminde hayatına kaybedenlere başsağlığı dileyerek başladığı konuşmasında iktidara yüklendi ve 'Bu liyakatsiz, ciddiyetsiz, 28 Şubat ve eski Türkiye artığı iktidardan korkmayın" dedi.

Pandemi nedeniyle sadece delegelerin katıldığı kongre salonuna KHK ile ihraç edilenlerin, EYT mağdurlarının, gençlerin, kadınların mesajları "Buradayız" sloganıyla asıldı.

Salonda partililerin slogan ve alkışlarıyla karşılanan Davutoğlu, iktidarın icraatlarına yüklenerek "Onlar sizin alın terinizi çarçur etmekten korkmadılar, hukuk devletini yok etmekten korkmadılar, Türk Lirasını ayağa düşürmekten, paramızı pul etmekten korkmadılar, ifade hürriyetini, insan haklarını, milletimizin farklılıklarına saldırmaktan korkmadılar, onların tüm baskılarına, tehditlerine, kolluk güçlerine, şantajlarına rağmen biz de onların oluşturduğu bu korku ikliminden korkmuyoruz" diye konuştu. 

Diyanet İşleri Başkanlığı'na da seslenen Davutoğlu, "Eğer sizler gençlere ve sıradan halka nasihat ettiğiniz kadar güç yozlaşması ve onun doğurduğu yanlışlıklar karşısında iktidar sahiplerine de sesinizi yükseltebilseydiniz bugün manevi değerlerimize daha çok saygı gösterilirdi" ifadesini kullandı.

12 Aralık 2019’da kurulan ve 70 ilde teşkilat çalışmalarını tamamlayan Gelecek Partisi kongresinde konuşan parti lideri Ahmet Davutoğlu'nun sözlerinden satır başları şöyle:

"MARON BENZERİ CAHİL LİDERLERE VERİLECEK CEVAP BOYKOT ÇAĞRILARI DEĞİLDİR"

"Bugün Avrupa için de dünya için de en büyük tehlike koronavirüs değil, cahil ve popülist liderlerin yaydığı otokrasi kültür virüsüdür. Birincisi insanoğlunun bedenini, ikincisi ise ruhunu ve insan olma bilincini yok eder. Tarihteki bir çok salgında olduğu gibi birincisi geçicidir, bilimsel çalışmalarla aşılabilir; ikincisi ise insan zihnini ve ruhunu işgal etmesi açısından kalıcıdır ve insani kimliği tahrip eder.

Ancak, Macron benzeri tarih cahili ve düşünce yoksunu liderlere verilecek cevap geçiciliği daha önceki örneklerden belli olan ve ilan edenlerin dahi kendi hayatlarına ve tüketim alışkanlıklarına yansıtmadıkları boykot çağrıları ve hamasi söylemler değildir.

Bunlara hak ettikleri en üst perdeden tepki verilmesi gerekir; ancak onlara verilecek en etkili ve gerçek cevap Müslümanlar olarak Hz. Peygamber’in getirdiği evrensel mesaja uygun bir hayat tarzı ile güzel örneklik oluşturmaktır.

Siyahın beyaza beyazın siyaha eşitliği çerçevesinde hiç bir insanın dışlanmadığı ve ötekileştirilmediği, eşref-i mahlukat olan insan onurunun temel alındığı, insanın canının, aklının, düşüncesinin, inancının, neslinin ve malının insan hakları çerçevesinde korunduğu, devletin dininin adalet olduğu, kul hakkının yenmediği, mevki ve makamların mülk değil emanet olarak görüldüğü, görevlerin yönetenlere yakınlık ve akrabalık ölçüsüne göre değil ehliyet ve liyakata göre verildiği, sadece ahirette değil iki cihanda da hesap verileceği bilincinin zihinlere yerleştiği, şeffaflığın egemen olduğu, kibrin değil tevazuun, şatafatın değil tasarrufun, hamasetin değil bilginin devlet adamlığının şartlarını oluşturduğu, servetin belli bir azınlık grup elinde dolaşmadığı, manevi değerlerin şahsi çıkarlar için istismar edilmediği  bir güzel örneklik!

Şimdi açık yüreklilikle soralım.

İslam dünyasında böyle bir güzel örneklik sergilenseydi Macron ve benzerleri böyle cahil ve hadsiz bir tavır içine girebilirler miydi?

Ya da başka bir deyişle Hz. Peygamber’i korumak adına hamaset yapan ancak onun evrensel mesajının ilkelerini siyasal düzenlerine yansıtmayan liderlerin verdiği hamasi tepkiler insanlık vicdanında kalıcı bir tesir uyandırabilir mi?

Yukarda zikrettiğimiz ve her biri ayet ve hadislere dayalı olan ve evrensel, çağdaş bir demokratik düzenin de temelini teşkil eden ilkelerin objektif uygulamasını değerlendiren göstergelerde İslam toplumlarının en alt sıralarda yer almasının sorumluları kimlerdir?

İnsanlığa ışık tutacak böyle güzel bir örneklik teşkil etmedikçe belli aralıklarla kendi kendimize propaganda anlamından öteye geçmeyen hamasi nutuklar ne kadar etkili olabilir?

Şimdi buradan bu ilkelere samimiyetle bağlı olmakla birlikte iktidar partilerine destek veren kardeşlerime sesleniyorum:

Macron’a ve benzerlerine hep beraber yüksek sesle tepki verelim, bağıralım, kızalım bunda bir milim dahi geride kalmaz ve gereken en sert adımları atarız.

Ancak daha ne kadar Hz. Peygamber’in bu evrensel mesajlarının ülkemizde de açık bir şekilde çiğnenmesine sessiz kalacaksınız?

Gençliğinizde aşkla ve fedakarlıkla savunduğunuz bu değerlerin kuru bir hamaset ve soyut bir “kazanımların korunması” söylemi ile içinizde hala yaşamakta olduğunu düşündüğüm genci susturmaya ve hatta öldürmeye ne kadar daha devam edeceksiniz?

DAVUTOĞLU DİYANET'E SESLENDİ

Bu değerlerin “değersiz”leşmesi ve kaybedilmesi karşısında sesinizi yükseltmediğiniz her gün, her saat, her dakika ve her saniye genç nesillerin ve hatta kendi çocuklarınızın ve torunlarınızın zihninde ve gönlünde bu değerlere dönük bir şüphe uyandırdığınızı görmüyor musunuz?

Bilin ki gençlerde eğer deizme yöneliş başlamışsa bu gençlerin deizmin felsefi temelini benimsemelerinden değil manevi değerler adına gördükleri kötü örnekler dolayısıyladır.

Buradan Diyanet İşleri Başkanlığına ve din alimlerine de sesleniyorum.

Eğer sizler gençlere ve sıradan halka nasihat ettiğiniz kadar bugünkü güç yozlaşması ve onun doğurduğu yanlışlıklar karşısında iktidar sahiplerine de zamanının mutlak güç sahibi sultanlarına karşı direndiği için hapiste şehit edilen İmam-ı Azam gibi sesinizi yükseltebilseydiniz bugün manevi değerlerimize daha çok saygı gösterilirdi.

Geleneğe sahip çıkmak güç sahiplerine ram olmakla değil, İslam’ın evrensel değerleri söz konusu olduğunda yani adaleti, kul hakkını, can, akıl, inanç, nesil ve mülkiyet hakkını korumak gerektiğinde kim olursa olsun iktidar sahiplerinden de, Hz. Ömer’den hesap sorulduğu gibi, hesap sormakla olur.

"MİLLETİ DE ALDATACAĞINI SANAN BİR İKTİDAR"

En büyük krizimiz krizin varlığının inkâr edilmesidir. Kafasını kuma gömen bu iktidar milleti de milletin dertlerini de ne görüyor ne de duyuyor.

Açıkça söylüyorum buradan: Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi var olduğu sürece bu iktidarın ülkeyi yönetmesi, ekonomiyi yönetmesi, dış işlerini yönetmesi, sağlığı ve eğitimi yönetmesi mümkün değildir.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi liyakatsizliği, keyfiliği ve dolayısıyla düpedüz akılsızlığı ve yozlaşmayı kurumsal hale getirmiştir.

İstedikleri kararı alsınlar, istedikleri kişiyi istedikleri yere atasınlar. Bu sistem var oldukça krizden başka bir şey üretemez, üretmesi söz konusu olamaz. Çünkü bu sistemin tabii yan etkisi demokrasiden rahatsız olmalarıdır.

Çünkü bu sistemin tabii yan etkisi hukuktan rahatsız olmalarıdır. Çünkü bu sistemin tabii yan etkisi şeffaflıktan rahatsız olmalarıdır. Çünkü bu sistemin tabii yan etkisi çok seslilikten, ifade hürriyetinden, huzurdan, haktan ve hürriyetten rahatsız olmasıdır. Bu müsrif iktidarın elinde şimdi de milletimizin yarınlarının karartılması tehlikesi vardır. Biz, Gelecek Partisi olarak buna müsaade edemeyiz .

İşte bunun için öncelikle tam demokratik parlamenter sistem diyoruz.

Maalesef 2020 senesinde, Cumhuriyetimizin 97. Senesinde hala bir hükümet sistemi tartışması yapıyor olmak istemezdik.

Ancak ne yazık ki getirildiğimiz nokta budur.

Öncelikle bu, ucube, Cumhurbaşkanlığı sistemi denilen, en az iki görünen ve çok sayıda görünmeyen çok ortaklı vesayet rejimine son verilmesi gerekiyor."

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2020, 23:13

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER