Eski HDP Milletvekili, çözüm sürecinin önemli aktörlerinden Sırrı Süreyya Önder, altılı masaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu, HDP ile yan yana durmaktan çekinilmesini eleştirdi. Önder, “Neyimiz var bizim? Bu ülkenin en şerefli insanlarıyız. Bizim yanımızda durmayacak ne var?” diye sordu.

Altılı masanın akıbetine ilişkin de, “Kendi içlerinden sabote edileceklerini düşünüyorum” görüşünü paylaşan Önder, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çağrısı ve verdiği politik mesajlar için de, “yüksek ve kıymetli bir yerde” dedi.

Önder sözlerine, “Fakat ‘bu yeter mi’nin cevabı kocaman bir ‘hayır.’ Malum, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla bezelidir. Onun için öncelikle bizim oyumuzla yerel iktidara gelmiş olan yöneticiler, partiler, yapılar işe bu bağıra taş basma meselesinden başlamakla mükellefler” ifadelerini kullandı.

Sırrı Süreyya Önder, Ayşegül Doğan’ın Yıldırım Türker ve Hâle Şerif’le birlikte hazırladığı “İtirazım Var” adlı programda Çözüm Süreci'nde yaşananlardan Altılı Masa'ya, Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'ın Dolmabahçe Mutabakatı'ndaki tavrına kadar farklı konulara değindi.

ÇÖZÜM SÜRECİ: AKTÖRLERİN TÜMÜ CAN TELEF ETTİLER  

Çözüm Süreci’nde yaşananlara değinen Sırrı Süreyya Önder, hala tartışılan hendeklerin kazılmasıyla ilgili şunları kaydetti:

“Bu ‘hendek’ meselelerinin yaklaşımında sivil siyasetin yeterince inisiyatif alamadığı kocaman bir yalandır mesela. Siyaset can telef etti. Aktörlerin tümü can telef ettiler. Fakat önüne geçemedik. Dolayısıyla benim, bir özeleştiriden bahsettiğimizde, savaştan kendini besleyen, savaşla varılabilen, bunun dışında bir logaritmaya ne aklı eren ne bunun oluşturucusu olmaya gücü, kapasitesi yetmeyen insanların ağzında iki, üç tane sakız var. Bunları kastediyorum. Ama benim nazarımda bu yaratıcı yol ve yöntemleri bulamamak, bunun için daha fazla çaba gösterememiş olmak, kendi adıma, mahkûm edilmesi gereken bir şey olarak görüyorum.”

DOLMABAHÇE MUTABAKATI: ÜLKE TARİHİNİN BARIŞ KONUSUNDA İLK VE ZABIT ALINMA BİÇİMİYDİ 

Çözüm Süreci’nin en can alıcı noktalarından biri olan Dolmabahçe Mutabakatı hakkında da konuşan Önder, Dolmabahçe’de yaşananları şöyle aktardı:

“Önce Dolmabahçe Mutabakatı neydi? Onu konuşmak lazım. Dolmabahçe Mutabakatı bu ülkenin tarihinde, ilk ve tek bu barış konusunda bir ortak yaklaşımın imza ve zabıt altına alınma biçimiydi.

Tam da işte çatışan tarafları, yani devletle PKK arasında süren bu meselenin demokratik bir zeminde çözülmesine dair bir yol haritasıydı. Ve baktığımız zaman, bugün muhalefetin gadrettiği gibi Dolmabahçe Mutabakatı’nı bir metin olarak okuduğunuzda tüm taleplerin demokratikleşme eksenli olduğu görülecektir. Yani, toprak talebi yoktur, özerklik talebi yoktur, aklınıza gelebilecek, böyle bir süreçte şerh edilmesi gereken şeylerin hiçbirisi yoktur. Bütün mesele demokratikleşme zeminine oturtulmuştur. Niye? Demokrasi ve çatışmasızlık bir araya gelince, demokratik bir zemin ve çatışmasızlık, ondan sonra bu meselenin diğer boyutlarını tartışmak, geliştirmek, yol almak daha kolay bir noktaya gelecektir. Dolayısıyla, tarihte ilk defa Türkiye Cumhuriyeti devleti bir konuda, o güne kadar çatıştığı bir kesimle oturup bir deklarasyonu dile getirdi.

Bu resim statükoyu çok rahatsız etti. Yani, Türkiye'nin yaklaşık işte 100 yıllık tecrübesinde, daha da geriye götürmek mümkün, pek alışıldık bir şey değildi. Ve süratle kriminalize edilmeye başlandı, bir. İki, flaş-forward dediğimiz mekanizma çalışmaya başladı. Yani ‘Siz bugün bunu yaparsanız yarın şunu da isterler, yarın bunu da isterler.’ Haldeki durumu tartışmaktan çok, muhayyel tehlikeler ve tehditlere odaklanan, böyle hücum şeklinde bir itibarsızlaştırma, bu yaklaşımı mahkum etme anlayışı, pratiği gelişti. Buna karşı bu mutabakatın iki tarafı vardı. Birisi iktidar. İktidar bizim savunduğumuz cesaretle, kararlılıkla bu mutabakata sahip çıkmadı. Daha birkaç saat geçmeden, tevil yoluna gitmeye başladı.”

"BİRAZ DAHA FAZLASINI BEKLİYORDUK" DEDİ

Sırrı Süreyya Önder, Erdoğan’ın tavrına ilişkin ise şu görüşlerini ifade etti:

“Başlangıçta rahatsızlık ifade etmedi, hatta, ‘Biz biraz daha fazlasını bekliyorduk’ dedi. Çünkü Öcalan'dan silahsızlanma kongresi için tarih vermesini bekliyorlardı. Öcalan da bunu, o güne kadarki deneyimlerinden yola çıkarak, ‘bundan sonrası üçüncü bir gözün nezaretinde yürüsün ve o üçüncü göz dediğimiz insanlar ilk geldiklerinde ben bunu, bu tarihi deklare edeceğim’ yaklaşımı gösterdim. ‘Daha fazla bekliyorduk’ dediği oydu. Daha sonra bu salvolar başlayınca, ‘ben o resmi de doğru bulmuyorum, ne üçüncü gözü’ falan noktasına geldi. Başlangıçta ilk demeci, ‘biz biraz daha fazlasını bekliyorduk’ şeklinde, olumlayan bir yerden.

“ERDOĞAN METİNDEN HABERDARDI" 

(Metinden kendisi de haberdardı öyle değil mi, yani o mutabakat metninden?) Elbette ki. Yani bu işler ciddi işlerdir, oturup benim, senin ötekinin yazacağı bir şey değildir. Bu, yaklaşık bir buçuk aylık bir tartışma ve çalışmanın ürünüdür o metin.”

Muhalefet eleştirisi: Bundan daha büyük bir aymazlık olamaz, herkes tatlı su kurnazı!

Muhalefete yönelik de eleştirilerde bulunan Önder, yerel seçimlerde HDP’nin tavrı üzerinden şu mesajları verdi:

“Bu HDP’nin bağrına taş basması sonucu yerel iktidarı kazanan hiç ama hiçbir yönetici, seçimden sonra ‘Yav niye bağrınıza taş bastınız verdiniz sağ olun ama bağrınıza niye taş bastınız biz size ne yaptık ki’ sorusunu sormadı. Bundan daha büyük bir aymazlık olamaz. Herkes tatlı su kurnazı. Aldık tamam işimiz bitti. İcap ederse yine böyle alicengiz seçeneksiz bırakma numaralarıyla bir daha alırız zannediyor. Oysa bana benim doğal tabanım olmayan bir kitle bana bağrımıza taş basıp sana oy vereceğiz dese günlerce uykuyu yitirirdim ben. Niye böyle hissettiler. Ve bir dahakinde bağırlarına taş basmamaları için yapabileceğim şeylerin imkân zeminini arardım. Bunların imkân zemini önce bu soruyu sormak. Bunu söyleyene hiç kimse gidip sordu mu kamusal alanda ya da özel alanda ya Selahattin Bey sağ olasın, var olasın ama niye bağrınıza taş, seçmeninizin bağrına taş basmasını istediniz. Zannediyorlar ki işte haksız tutukludurlar, siyasi tutukludurlar, demekle bu iş bitecek. Bu iş onunla bitmez. Yapısal tarihsel sosyokültürel siyasal birçok arka plan şeyi var.

“NE YERDE TAŞ KALDI NE BAĞRINIZDA YER KALDI"   

Arkadaşlar yeni bir sürece giriyoruz, geçen sefer bağrınıza taş basmıştınız. Ne yerde taş kaldı ne bağrınızda yer kaldı, bağrınız Karacaahmet mezarlığını geçti taş dike dike. Ne yapabiliriz? Bu soruyu sordukları zaman o imkân zemini ortaya çıkar. Yani falanca adayda ortaklaşalım meselesinin yeteceğini düşünmüyorum. Bunca süreç geçirmiş birisi olarak. Kim ki buna dayanarak bir hesap yapar seçimin ertesi günü şapkasını koyacağı bir masa arasın şimdiden.”

ALTILI MASAYA: GEÇTİ BOR'UN PAZARI, EŞEĞİ SÜRECEK NİĞDE'Yİ BİLE BULAMAZLAR

Muhalefetin oluşturduğu Altılı Masa’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sırrı Süreyya Önder, partilerin HDP’yle yan yana gözükmekten çekinmesini eleştirdi:

“(HDP’yle de açık diyalog kurmak durumundadır diyorsunuz?) Evet, neyimiz var bizim? Bu ülkenin en şerefli insanlarıyız. Ne, bizim yanımızda durmayacak ne var? Demokrasi mücadelesi, demokrasi mücadelesi diyorsun. Partisinin 3’te ikisini cezaevine vermiş bir sürü insanını toprağın altına vermiş bir yapı. Sen ne yapmışsın? Bir bardak çayından vazgeçen üç tane adam söyle, üç tane kadın söyle. Cezaevindeki mevcudunuzu söyle diye sorarlar adama. Sen oradan kalkacaksın bana demokrasi donu biçeceksin öyle mi? Ve sonra da ufak kurnazlıklarla beni sevk ve idare edeceğini sanacaksın. Geçti Bor’un pazarı, eşeği sürecek Niğde’yi bile bulamazlar. Ciddi olacaklar, dürüst olacaklar, kararlı olacaklar. Cesur olacaklar. Olunacaksa ha şimdi tam zamanı. Öyle hele durun daha biz kendi aramızdaki işi çözelim. Size de Allah kerim geldiğimizde biz hiç onlar gibi davranır mıyız’a karnı tok bu kitlenin."

ALTILI MASA ELEŞTİRİSİ: KENDİ İÇLERİNDE SABOTE EDİLECEKLERİNİ DÜŞÜNÜYORUM 

“Altılı masanın akıbetini nasıl görüyorsunuz?” sorusuna yanıt veren Önder, masanın sabote edileceğini söyledi. Masayla ilgili fikirlerini bir hikâyeyle anlatan Önder, şunları söyledi:

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

“Siyasi zekâlarına ve yaklaşımlarına bağlı. Ama muhtemelen kendi içlerinden sabote edileceklerini düşünüyorum. Yani bu şeyde bu görünümde seçimlere kadar taşıyamayacaklarını düşünüyorum ve bunda da temel sıkıntının kendi bileşen yapılarından kaynaklanacağını düşünüyorum.

“DÖVMEDEN KORKUP DÖVME YAPTIRMAYA ÇALIŞAN İNSAN HİKEYESİNE BENZİYOR" 

Şimdi dövmeden korkup dövme yaptırmaya çalışan insanın hikâyesine benziyor. Yani gitmiş adam, heves etmiş ben de bir dövme yaptıracağım demiş. Figürleri göstermişler aslan figürünü beğenmiş. İlk iğneyi yiyince zıplamış neresini yapıyon demiş kuyruğunu demiş. Boşver kuyruksuz olsun. İkinci iğne neresini yelesini yapıyom, boşver yelesi de olmasın. Tam böyle bir akıbet yaşamaya aday gibi gözüküyor. Sen önemli meseleleri önce konuşursun, bir mutabakat sağlarsın. Ya da sağlayamayacağın sınırlar ortaya çıkar ve bir yaklaşım, yeni bir yaklaşım geliştirebilmenin imkanlarını araştırırsın. E bunlar ne kadar yapısal mesele varsa bunların tümünü erteleyerek, kundağa saçak meselelerle uğraşıyor.”

“Kılıçdaroğlu’nu bu siyasi tablo içerisinde kıymetli bir yerde görüyorum”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son dönemde “helalleşme” çağrısının ardından doğu illerine ziyaretler düzenlemiş, önemli mesajlar vermişti. Kılıçdaroğlu’nun çıkışlarını ve politik mesajlarını değerlendiren Önder, şöyle konuştu:

“Kemal Bey’i tüm bu siyasi tablo içerisinde çok yüksek ve kıymetli bir yerde görüyorum. Çabalarını, efendime söyleyeyim, yaklaşımlarını fazlasıyla, benim durduğum yerden fazlasıyla kıymetli ve soylu bir çabanın içerisinde. Önce bunu söylemeliyim. Fakat ‘bu yeter mi’nin cevabı kocaman bir ‘hayır.’ Malum, cehenneme giden yolun şeyi iyi niyet taşlarıyla bezelidir. Onun için öncelikle bizim oyumuzla yerel iktidara gelmiş olan yöneticiler, partiler, yapılar işe bu bağıra taş basma meselesinden başlamakla mükellefler.”