Sayın Sırrı Süreyya Önder:
Seçimlerden önce “Demokrat haber” isimli internet sitesinde sizinle bir söyleşi yapılmıştı, bu söyleşiye ben de bir soruyla katılmıştım. İncelik gösterdiniz, sorumu içtenlikle yanıtladınız. Teşekkür ederim.
Seçimlerde oy hakkım olmadığı için ne size ne de öteki milletvekillerinden herhangi birine oyumu verdim. Doğruyu söylemek gerekirse seçimlerden önce “Eşit koşullarda yapılmayan ve barajlı olan bir seçime katılmak yerine aktif boykotu” savunuyordum. Böyle düşünsem de sizin de içinde yer aldığınız “BLOK”un kurulmasına sevinenlerden ve onun daha da güçlenerek devamından yana olan biriyim. Ama biliyorsunuz, seçilen milletvekillerinin büyük bir bölümü BDP çatısı altına girerek mecliste grup kurdukları için o “Blok” artık bir yerde yine BDP olmuş bulunuyor.
Neyse, politikanın nasıl gelişeceğine elbette siz seçilmişler karar verirsiniz, benim derdim sizinle yapılan söyleşide soruma verdiğiniz yanıtla ilgili. Soruma verdiğiniz yanıtın tamamını size ve okurlara anımsatmak amacıyla buraya alıyorum:
“Önce bir ironi yapayım. Millet bugünlerde ironiyi anlamıyor ama... Aslında ülkenin geldiği noktaya bakarsan, ‘içerisi dışarıdan iyi durumda’. Onun için, işin latifesi bir yana, bu da bizim dört ana talebimizden birisi. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, bütün siyasi tutsaklar için genel af istiyor. Abdul Kadir Konuk, haftanın iki gününü bana bırakırsa, haftanın beş günü, bu işle uğraşacağıma, hem söz veriyorum, hem bu seçim taleplerimiz gereği bunu yapacağız. Aslında bunun sadece siyasi tutsakları ilgilendiren bir konu olmadığını biliyoruz. Bu Türkiye'deki bütün insanların vicdanlarındaki tahribatı, yani usulsüz tutuklamalar, zorbaca yargılamalar ve haksız hükümlerle, zindanlara atılan, üstelik orada da her gün tecritlerle, hücrelerle ve fiili-fiziki işkencelerle ekstra zulüm gören bütün insanların toplum vicdanında yarattığı kirlenmeyi giderecek bir şeydir. Bu anlamda boynumuzun en temel borçlarından biridir. İki günü de tatil için istemiyorum, meclis kapalı, o yüzden.”
Böyle demiştiniz. Meclis açıldı, birileri yemin etti, yeminli milletvekili oldular, meclis başkanı seçildi, AKP’nin “Hükümet programı”nın kabulü kesin. Sizler yaşanılan olumsuzluklardan dolayı yemin etmediniz, bu davranışta yanınızda olduğumu, politikada her an yenilikler olabileceğini daha önce yazdım. Yarın yemin etmenin koşulları oluşursa onu da edersiniz, karşı değilim.
Benim asıl derdim cezaevleri. Önemli sorunlarla boğuşuyorsunuz, ama cezaevleri hala beş günlük çalışma programınızın içine etkin biçimde girmedi. Meclisin bir milletvekili de öteki konuları es geçmeden, ağırlıklı olarak sadece cezaevleriyle ilgilenir, oraları ziyaret eder, koşulları bir milletvekili olarak kamuya yansıtırsa, mecliste koşullar ne kadar el veriyorsa (Belki her hafta da olabilir, bilemiyorum) yazılı ve sözlü önergelerle durumu dile getirirse sanıyorum ne “Blok” un ne de BDP’nin bir kaybı olur.
İnsanlar cezaevlerinde yaşadıkları ortamda hasta oluyorlar, ölüm sınırına geliyorlar ancak o zaman “Aman içeride ölmesin” diye bağırılıyor. Yoğun bir çalışma ile insanlar o sınıra gelmeden de kurtarılabilirler diye düşünüyorum. Gençliklerinin en güzel yıllarını zindanlarda çürüten on binlerce insanın hiç değil orta veya ilerlemiş yaşlarını dışarıda yaşayabilmelerini sağlamak benim için Kenan Evren’in göstermelik yargılanmasını sağlamaktan daha önemli.
İçeriden sesler geliyor, biliyorsunuz: Bir çoğunun avukatları yok, bakanları yok, ziyarete gidenleri yok, bir mektup yazanları bile yok. İçeride ölüme terk edilen bu insanların önemli bir kısmı dışarıda sevdiklerini yitirdiler ve onların mezarlarını bile göremediler hala.
Sayın Sırrı Süreyya Önder:
Her hangi bir günlük gazetede yazma olanağını bulamayan benim gibi birinin okur sayısı pek de çok olmayan birkaç internet sitesinde sorunu dile getirmesinin bir yerde hiçbir hükmü yoktur. Ama siz bir tek konuşmanızla konuyu rahatlıkla kamuya taşıyabilecek, tepki oluşturabilecek durumdasınız.
Benim öteki milletvekillerine ulaşma şansım sıfıra yakın, ama siz anında onlarla konuyu görüşebilir, onları ikna edebilir, en azından her birinin konuyu bir kez dillendirmesini sağlayabilirsiniz.
Benim partilerin yöneticilerine ulaşmam olanaksız, ama siz seçimler öncesinde “Çözüm olabilecekse genel affı tartışabiliriz” diyen AKP’li milletvekiline, genel affı seçim malzemesi olarak kullanan CHP’ye sözlerini anımsatabilirsiniz.
Size sorumu yöneltirken bu konuyla “Her gün” uğraşmanızı isteyerek haksızlık yaptığımı kabul ediyorum. Uğraşmanız gereken yığınla sorun var elbette. Ama on binlerce insanın da gerçekten haklarını savunan aktif bir sözcüye ihtiyaçları var artık.
Cezaevleri zaman zaman dile alınan, sonradan kolayca unutulan, sıradan bir konu olmaktan çıkarılmalı bence. Oraların yöneticilerine göre uygulamaları her gün değişen birer “Cumhuriyet” olduğunu sizler de pekala biliyorsunuz.
“Dur kardeşim, dün bir bugün iki, acelen ne” diyebilirsiniz. İvecen biriyim, doğrudur, sorun içeride çürütülenler olunca daha da ivecen oluyorum, o da doğrudur, ama içerinin ne demek olduğunu iyi bilenlerden biriyim, o insanları düşündükçe “Neden bir şeyler yapılmıyor” sorusu beynimi kemiriyor ve isyan ediyorum.
Hiçbir ön koşula, yaptırıma dayandırılmamış bir “Siyasi Genel Af”ın o ülkede gerçek anlamda barışın önünü açabilecek ilk yollardan biri olduğuna inanıyorum. Böyle bir uygulamanın; yaşamlarının önemli bir kısmını dağlarda geçirenlerin kentlere inmelerini, sivil siyasete katılmalarını, yıllardır süren savaşın sonunu getirmesi bana göre olanaklıdır.
Sayın Önder:
Umarım bu yazım masanızın üzerine düşer ve okuma, eğer olanaklıysa yazılı bir açıklama yapma şansını yakalayabilirsiniz.
Konuyla uğraşacağınıza inanıyor, size ve öteki milletvekili arkadaşlarınıza zorlu, engellerle dolu yolunuzda başarılar diliyor, emekleriniz için şimdiden tüm tutsaklar adına (Eski bir tutsak olarak) teşekkür ediyorum.