Sedat Sezgin: Dünyayı sanal bir pencereden görüyoruz, ama gerçekte hissetmiyor ve yaşamıyoruz

Sedat Sezgin: Dünyayı sanal bir pencereden görüyoruz, ama gerçekte hissetmiyor ve yaşamıyoruz

B.H. Arin

Yazar Sedat Sezgin’le kitapları üzerine kısa bir söyleşi…

Bu röportajı hazırlarken ulaşabildiğim kadar kitaplarınızı okumaya çalıştım. Bu nedenle ilk öykü kitabınız Kesik Baş’tan başlamak istiyorum. Kitabınızdaki Şahmeran’ın Öteki Yüzü öykünüz oldukça kasvetli ve sarsıcıydı. Öykünün kahramanı Abdurrahman’ın baskılanmış cinselliğini anlatmaya çalışmışınız. Orada namaz kılan, kuran okuyan bir aile var. Abdurrahman’ın cinsel açlığının nedeni ailedeki baskı ve dindarlık mı?

Bir kere şunu hatırlatmalıyım, okumuş olduğunuz bir öykü, kurgulanmış bir öykü. Ama bu öykü içinde yaşadığımız toplumun dinamiklerinden ya da toplumu oluşturan ana yapının sütunlarından ayrı kurgulanmadı, aksine tam da bizim toplumun dinamiklerini besleyen bir yapı. Abdurrahman okuyan biri, belli ki hayatı anlamaya çalışan biri. Örneğin Sade’nin kitaplarını okuyor, bilinçlenmeye çalışıyor. Ki aslında günümüzde aile ve iktidar dediğimiz yapı her ne kadar bazı gerçekleri gizleyip istediği türde sunmaya çalışsa da bunun sonucunun bir şekilde daha kötü olacağını gösteren bir öykü. Neticede Abdurrahman bu cinsel arzu ve yasaklar arasında cebelleşirken travmanın sonucu olarak cinsel organını kesmekte çözüm bulur, ki bu tam da çözümsüzlüktür. Yani yasaklar çözüm değil, sadece belli süreyle oyalayıp durur, ama bunun sonucu kesinlikle travmadır, yıkımdır.

Adem ya da Havva öykü kitabınızda geçen öykülerde de benzer bir arzu vardır, ancak burada arzu kavramı daha geniştir. Düşler Kahvesi’ndeki öykünüzde çırak ile Şerafettin’in düşleri iç içe geçer. Bunu nasıl yorumlamalıyız?

Öyküyü nasıl yorumlayacağınızı ben söyleyemem. Yorumlama biçiminizi deneyimleriniz, okumalarınız ve hatta eğitiminiz muhtemelen belirleyecektir, bu tespit benim için de geçerlidir.  Genç çırak ile ihtiyar Şerafettin’in düşleri, sanrıları elbette benzer olacaktır. Biri yaşamak için arzular, ama buna imkânı yoktur; öbürü ise kaybettiklerine üzülür, ama bunu telafi edecek gücü ve zamanı kalmamıştır. Yaşadığımız çağ tam da böyle bir şeydir aslında: Dünyayı sanal bir pencereden görüyoruz, ama gerçekte hissetmiyor ve yaşamıyoruz, buna ne paramız ne de imkânlarımız var, en azından çoğumuzun. Öykülerimde bu tür sorunların yanıtlarını ararsanız yanılırsınız. Hiçbir öykümde çözüm ya da yanıt yoktur, daha çok var olan durumu gösterirler ya da göstermeye çalışırlar.

Batman’da Bir Cesur Yürek ya da Mela Quno Efsanesi romanınız okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. İçinde bolca acı var ama yine de gülüyorsunuz, bunun nedeni yaşadığımız çağın acılarıyla komik olması mıdır sizce?

Ben yaşadığım çağı komik bulmuyorum. Aksine böyle olmaması gerektiğini düşünüp yaşananları değiştiremediğimizden acı buluyorum. Yapabildiğimiz tek şey en fazla bir tuvit atmak ya da bilgisayarımızın başında bir şeyler karalamak. Ki biliyorsunuz, bu ülkede tuvit atmak bile artık çok tehlikeli, işinizden olabileceğiniz gibi evden işe işten eve olan özgürlüğünüzden de olabilirsiniz. Brecht’in III. Reich’ın Korku ve Sefaleti oyununda yaşıyor muşuz gibi. Haşek “Aslan Asker Şvayk” kitabıyla toplumsal baskıyla ve savaşla ilk defa dalga geçen kişi sanırım ya da bunun romanını yazan kişi. Belki de tüm baskılara gülerek ancak ayakta kalabiliriz. Mela Quno tam da çağımıza ve yaşadığımız topluma gerekli bir karakter, baskılarımız ve tabularımızla birisinin dalga geçmesi gerekiyordu. Ama bu bizi uyandırıp kendimize getirir mi, bundan kuşkuluyum.

Son olarak Tanrı’nın Kahkahası romanınızla ilgili sormak istiyorum. Romanın kahramanı çocukken büyük annesinden duyduğu hikâyenin peşinden giderek bitmek üzere olan evliliğini kurtarmaya çalışıyor, ancak yine de boşanıyorlar. Romandan anladığım kadarıyla geçmiş ile bugünkü yaşantımız arasındaki uyuşmazlık bu kadar fazlaysa orta yolu nasıl bulacağız, sizce bulabilecek miyiz bir gün?

Orta yolu buyup bulamayacağımızı tam olarak bilmiyorum. Yine de romandaki erkek karakteri gibi naif ve anlamaya çalışan kocalar artıkça bunun mümkün olabileceğini söyleyebilirim, tabii bu çiftler için geçerli, en azından coğrafyamızda yaşanılan kadın ölümlerinin önlenmesi bakımından. Şunu da eklemeliyim: Bunun bir yanıtı bugün var mı, muhtemelen vardır ve çözümü kesinlikle da iktidarla ilişkilidir.

Sedat Sezgin kimdir?      

1981 Batman doğumlu. Çocukluğunu köyde geçirdi. Lisans eğitimini sağlık alanında tamamladı. Yazın yaşamına öyküyle başladı. Sözcükler, Lacivert, Sincan İstasyonu, Şehir, Ekin Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. Ayrıca Demokrat Haber, Oggito, Edebiyat Haber ve bazı sitelerde yaptığı okumalar üzerine yazıyor. Yayımlanmış öykü kitapları ve romanları da var.


YORUM EKLE
YORUMLAR
Murat
Murat - 2 ay Önce

"Biri yaşamak için arzular, ama buna imkânı yoktur; öbürü ise kaybettiklerine üzülür, ama bunu telafi edecek gücü ve zamanı kalmamıştır." Çok güzel...

SIRADAKİ HABER