“Genelde çocuğun üstün yararını esas alan bir bakış kültürümüz yok”

Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Nevin Özgün ile konuştuk

“Genelde çocuğun üstün yararını esas alan bir bakış kültürümüz yok”

Muzaffer Demirsoy / Demokrat Haber

İnsan Hakları ve özgürlük mücadelesi veren sivil toplum örgütleri ile tanışmaya, konuşmaya devam ediyorum. 13. söyleşimizde konuğum, hayatını çocuklara adamış bir isim Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Nevin Özgün. Suça sürüklenen çocukları ve Türkiye’de çocuk adalet sistemini konuştuk…

Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’ndan, vakfın amaçlarından ve çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

TÇYOV, ülkemizde suça sürüklenen çocukların adli sisteme girdiği tutuksuz yargılanma, tutukluluk, mahkeme süreci, çocuk cezaevi ve tahliye sonrasındaki her aşamada destek olmak amacı ile kurulan ilk ve halen tek vakıftır. 1985 yılında kurulan Dostlar Dayanışma Derneği 1992’de vakfı kurmuştur.

Çocuk cezaevlerinde “yeniden özgürlük” projemiz aracılığı ile eğitsel, sosyal, sanatsal ve sportif etkinliklerle, gerek kapalı kurumda gerekse tahliye sonrasına yönelik değerlilik duygusu algısı yaratmak ve zamanlarının değerli geçmesi amaçlanır, tahliye sonrasına yönelik etkinlikler yürütülür. Bu faaliyetler için her yıl Adalet Bakanlığına başvuru yapılır ve vakfın olanakları kurumun uygunluğu ölçüsünde çalışmalara süreli devam edilir. Çalışma kapsamında hapishanede çocuklarla çalışan infaz koruma memurları ile personele eğitimler verilir.

Çocuk adaletinin temeli koruma ve önlemedir. Bu anlamda da merkezimizde, ailesi ile yaşayan, risk altında ve zor koşullardaki 12-18 yaş arası çocuklarla gençlik merkezi programımız, 1997 yılından bu güne düzenli sürmekte. Gençlik merkezi çocukları ve eş zamanlı aile bireyleri her türlü desteği almakta. Öncelik çocukların eğitim sisteminde kalmalarını desteklemek.

Yanı sıra, alandaki diğer sorunlara dokunan projeler yürütüyoruz. Örneğin, çocuk hapishaneleri kapatılsın ve yerine topluma kazandırmaya yönelik alternatif kurumlar yapılandırılsın. Bunun için AB ülkelerindeki iyi örnekler yerinde incelendi.

“Suça sürüklenen çocuklar” kimlerdir?

Suça sürüklenen çocuklar, ağırlıklı olarak 1960’larda başlayan göç dalgası ile birlikte özellikle büyük kentlerin çevresinde oluşan zor yaşam koşullu alanlarda, yoksun ve yoksul kesimlerde var olan olgular sonucu, eğitimine devam edemeyen, çalışmak zorunda bırakılan, şiddet ortamlarında hırsızlık, gasp vb. olaylara karışan, yasalarla ihtilafa düşen çocuklardır. Birçok akademik çalışma da bunu ortaya koyar. Tabii ki maddi ve sosyal konumu iyi durumdaki aile çocukları da suça sürüklenebilir ancak ailesi rehabilitasyonu için yeterlidir. Bizim çalıştığımız çocuklar ise dezavantajlı durumda olanlardır. Ailelerin sosyal konumu çocuğu iyileştirmede yetersizdir.

Türkiye’de 18 yaş altı tutuklu ve hükümlü sayısı nedir? Bununla ilgili elinizde veriler var mı?

Son infaz yasasından önce bu sayı 12-17 yaş aralığı üç bin civarıydı. Ayrıca 17-18 yaş arası da buna yakın bir çocuk, ki onları son yıllarda büyüklerin bulunduğu cezaevlerine aldılar. Yeni infaz yasası ile gerçekleşen tahliyeler sonrası kaç çocuk çıkabildi, buna dair elimizde henüz bir veri yok. Biz de bilgileri Adli İstatistiklerden alabilmekteyiz.

Türkiye’de çocuk adalet sistemi uluslararası standartlara ve insancıl hukuka uygun mu? Suç işleyen çocuklara ilişkin ceza sistemindeki eksiklikler neler?

Çocuk Koruma Kanunu ve Denetimli Serbestlik Kanunu ile çocuklara dair, AB sürecinde bir çok revizyon yapıldı. Ancak; yazılı metinden çok uygulamalar önemlidir. Çok zorunlu olmadıkça 14 yaş altı çocuğun hapse atılmaması gerekir. Bu durumlarda çocuklar suça sürüklendiği ortama dönmeden önce alternatif kurumlarda aktif yaşama adaptasyon süreci geçirmelidir. İyi uygulamalarda bunu görebiliyoruz. Ülkemizde bu olanaklar sağlanmıyor ve çocuğun yeniden suça sürüklenebildiğini görüyoruz. Tahliye olan çocukların yarıya yakını yeniden suça sürüklenerek cezaevine girmekte. Demek ki mevcut sistem çocukları topluma kazandıramıyor. Tahliye olan çocuk belirli bir süre danışmanı eşliğinde yaşama katılmaya hazırlanmalı. Almanya iyi bir örnek. Çocuk tahliye olurken ona bir uzman atanıyor. Mahkemenin belirlediği sürede her aşamada birlikte hareket ediliyor. İş isteyen ya da okumak isteyen çocuk için süreli planlamalar yapılıyor.

Ayrıca çocuk hapishanelerinde her ne kadar son yıllarda halk eğitimler aracılığı ile kurslar açıldı ise de, sosyal ve psikolojik destekler yeterli değil.

Türkiye Adalet Sistemi 12-18 yaş aralığındaki çocukları adli yükümlülük altında tutuyor. 12 yaş bu açıdan doğru bir yaş mı? Bu konuda sizin görüşünüzü merak ediyorum. Kimlikteki yaş ile gerçek yaş arasında uyumsuzluklar olabiliyor. Bu açıdan 1 gün bile değerli hale gelebiliyor. Mahkemeler bu durumda ne yapıyor, adli tıp net bir şekilde yaş tespiti yapabiliyor mu?

Biz hiçbir çocuğun hapsedilmesini istemiyoruz. Cezalandırmanın değil, topluma kazandırma, önleme ilkesinin öncelenmesini istiyoruz ve bunun savunusunu yapmaya çalışıyoruz. İyi örnekleri rapor ediyoruz. 12 yaş kesinlikle doğru değil. Zaten yasa da 14 yaş altı zorunlu olmadıkça hapsetme der.

Çocuğun yaş itirazı var ise adli tıp kurumu kanalı ile belirleniyor. Tabii teknik bunu yapabiliyor artık. Çocuğun bir dakikası bile önemli. Ancak, adli yargılama süreçleri de uzayabiliyor ve bu noktada da hak ihlalleri söz konusu.

Yargı organlarının ve hapishane görevlilerinin suç işleyen çocuklara karşı tutumu nasıl?

Genelde çocuğun üstün yararını esas alan bir bakış kültürümüz yok. Bu toplum kesimlerinde de böyle. Çocuk her nerede olursa olsun tüm haklarını kullanabilmeli. İmza attığımız sözleşmelerde suça sürüklenen çocuklara dair birçok madde var. Hapisten çıkan çocuk ailesi tarafından da dışlanıyor maalesef. Bunun aile kültürü ile de ilişkisi var.

Son yıllarda bakanlık çocuk mahkeme uzmanları ve infaz koruma memurlarına çeşitli eğitimler veriyor. Yine de çocuk hapishanelerindeki şiddet olayları zaman zaman medyada yer alıyor. Eğitim alan personelin bu eğitimleri sürekli olmalı. Dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan ve her alanda gördüğümüz şiddet ortamlarında çocuğun suça itildiğini algılamalı ve “suç işledi” bakışından vazgeçilmelidir.

Ailelere ve topluma bir mesajınız var mı?

Aileler, suça itilen çocuğunu dışlamasın, utanmasın. Toplum da kayıp çocuklar gözü ile bakmamalı, onlar her yerde bizimle birlikte.

Eğitim sistemi içerisinde rehberlik birimleri desteklenmeli, şiddete yönelen çocuğun en hızlı fark edileceği yerler okullardır. Okullarda rehber öğretmen sayıları artmalı.

Çocuk hapishaneye gönderilmemeli, çözüm üretmeyen çocuk cezaevleri kapatılmalıdır. Yerine çocuğu topluma kazandırmaya yönelik kurumlar en kısa sürede yapılandırılmalı.

Gönüllülük çok değerli. Biz faaliyetlerimizi ağırlıklı olarak gönüllülük esası ile yürütüyoruz. Toplumda bu konuda değişim isteyen herkes gönüllümüz olabilir.

Güncelleme Tarihi: 11 Haziran 2020, 17:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER