Efendim, bilinen sözler vardır, yinelemenin “Koyunlara” hiçbir zararı yoktur. Derler ki; “Bağa destursuz, haneye selamsız girilmez!” Ve yine derler ki; “Davet edildiğin yerde ar etme, davet edilmediğin yere gidip yerini dar etme!”
Sevgili Avukat Sennur Baybuğa “Yazar mısınız” diye sorunca “Neden olmasın, altın yumurtlamayacağım ya, yazı dediğin iki çift söz, sizden mi esirgeyeceğim” diyerek yazmayı kabul ettim.
Yazacağım yazmasına da bu yazı işi biraz karmaşık bir iş. Nalına vursan mıh, mıhına vursan nal alınıyor. Orta yolu da ben tutturamıyorum. Umarım ve dilerim yazılarımdan dolayı kimsenin yüzü asılmaz, kimsenin ruhu daralmaz.
Biliyorsunuz müthiş, karmakarışık, tanklı, toplu, coplu, biber gazlı, postallı “Özgür” bir seçim ortamına girmiş bulunuyoruz. Böyle bir ortamda “Seçme” eylemine değinmeden geçmek olmaz diye düşündüm.
Seçmek çok önemlidir. Hele benim gibi seçmesini asla öğrenememişler için daha da çok önemlidir. Yaşamımda sadece ilk okulda sınıf mümessilini seçmiştim, o da hiçbir suçum olmadığı halde bana gıcıklığından her sabah benim adımı “Yaramazlık yaptı” diyerek tahtaya yazmıştı. Hiçbir politikacı için oy kullanmadım ama iki kez seçim sandığı başkanlığı yaptım, pis herifler bizleri on liraya yirmi dört saat çalıştırdılar.
Seçmek, öğrenmeye dayalı bir kültür meselesi. Bu alanda “Kültürsüz” olduğumu itiraf ediyorum. Diyelim kendime pantolon alacağım, gidiyorum mağazaya, her taraf pantolon dolu, ve bir tane alıyorum…
Elbette en kötüsünü!
Neden?
Seçmeyi bilmiyorum da ondan. Gömlekte de aynı öykü, çorapta da, ayakkabıda da… Bir markete gittiğimde içeri girmeden önce “Patlıcan alayım, karnıyarık yaparım” diyorum, evde torbayı açınca bakıyorum karşımda koskoca bir HIYAR! Bu durumda ne yapılır, var olanla “İdare” edilir değil mi? Karnıyarık yerine cacık…
Seçmek önemlidir, inanın bana. Bir çoğumuz dost, arkadaş seçememekten yakınırız. Hatta derler ki “İnsan kavun değil ki kıçını koklayıp alasın!” Kavun alırken de koklayabilmek için önce kavunun kıçı nerede onu bilmek gerekir elbette. Annem de “Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içinde olur” derdi. De gel ha, şimdi biz bir insanın alacası var mı yok mu diye açıp içine mi bakacağız?
Günün koşullarına, ortama göre yemek seçimi de önemlidir. Memleketin hay kalkıp huy oturduğu günlerin birinde diyelim biber dolması yapmaya niyetlendiniz, iyisinden biber almaya gittiniz, ama ansızın gözlerinize bir yerlerden “Biber gazı” doldu. Yer, zaman ve yemek seçiminiz yanlış demektir. Günümüzde, özellikle de seçim dönemlerinde biber dolması yenmeyeceğini bilmeniz gerekirdi.
Bazen meydanlara gösteriye gidenlere bakıyorum, çantalar ellerinde, türküler dillerinde, yüksek topuklu ayakkabılar ayaklarında, sonra bir fırtına, bir tufan, meydanda tek insan kalmıyor, ama çanta, yüksek topuklu ayakkabı yığını her yan. Neden? Bir eyleme giderken kullanılacak araç gereçleri seçememekten…
Eskiden, yani geçen yüzyılın ikinci yarısının başlarında insanlar bir eyleme giderlerken ilk yaptıkları iş uygun bir türküyü seçmekti. Bu türkü örneğin şöyle bir şey olabilirdi: “Fırat kenarı kara anne gel beni ara!”
Gördüğünüz ve fark ettiğiniz gibi yine bir seçim sıkıntısı içindeyim ve yazının ana konusunu bir türlü seçemiyorum. Seçemeyince karışıyor her şey. Böyle karışık anlarda bir de bakmışsınız radyolarda rap raplar eşliğinde “Estergon kal’ası da a canım su başı durak!”
Benim bu seçimlerde kullanabilecek bir oyum yok, oy kullanma hakkım hiç yok. Ol nedenle “Şunu seçin, bunu seçin” diyerek kimseye yol gösterme hakkını kendimde bulamıyorum. Ama elbette deneylerimden yola çıkarak seçeceklerinizle ilgili birkaç öneride bulunabilirim.
Birini seçecekseniz önce onu mutlaka ellemek gerekir. Kof mu, çürük mü, derisi gergin, arkası pek mi, çaya, çorbaya yarar mı, gerektiğinde seyredilip, gerektiğinde söyleşmede ortak olabilir mi, dilli mi dilsiz mi, öğrenmekte yarar vardır. Bildiğiniz gibi üzerine deri geçirilmiş her yuvarlak nesne bir ses çıkarsa da onların hepsi asla davul değildir.
Seçimlerle ilgili bir şarkı var, çok hoşuma gider:
“Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam
Gönlüme bir eğlence isterim olsun…”
Hemen seçemiyorsanız çok üzülmeniz gerekmez, nasıl olsa iki seçim arasında öğrenirsiniz. Alıştırmanız gerek kendinizi seçmeye, yavaş yavaş…
Öyle dememiş miydi sayın başbakan Tayyip Erdoğan: “Alıştıra alıştıra…”
Alışmadık mı, “Zinadan çıktık yola, çarşafı kola dola”ya kadar geldik.
Seçmenin seçilmenin hiç kimseye bir zararı yoktur inanın bana. Hele koyunlara hiç zararı yoktur.
Bu koyun hikayesini anlatayım da bitsin bu yazı:
Efendim, yaşamında hiç kent, hiç cami, hiç imam görmemiş bir köylü koyunlarını satmak için bir kente götürmüş. Vakit öğle, namaz zamanı, birden minarelerden yükselmiş ezan. Bizimki ürkmüş, koyunları bir köşeye toplamış, oradan geçen birine “Ne oluyor gardaş, bunlar niye bağırıyorlar” diye sormuş. Adam kızgın, “Ne bağırması ulan” demiş, “Ezan okunuyor ezan!”
“Ezan mı? Bunun koyunlara bir zararı olur mu” demiş bizimki, öteki “Bre imansız ezanın koyunlara ne zararı olsun” diye gürlemiş. Rahatlamış köylü, “Eh” demiş, “Madem koyunlara bir zararı yok, bırak o zaman bağırsınlar.”
Seçim dedik, koyunlara kadar geldik. Sözün kısası “İşte öyle bir şey!”
Bir kusurumuz olduysa affola!
Şikayetleriniz için: