Sizleri bilmem, bizler “Burjuva politikası“ karşıtı olarak büyüdük. Hiç güvenmedik o meclise ve o mecliste yer alanların önemli bir kesimi de bu güvensizliğimizi haklı çıkardılar.

1950 yılında doğanların yaşamından o kadar çok başbakan, cumhurbaşkanı, cunta başkanı geçti, hepsi bizlere “Mutlu, müreffeh bir Türkiye’de barış içinde kardeşçe“ yaşamayı vaadetti, ama her nedense söylediklerini onlar kendi aralarında bile gerçekleştiremediler. Ol nedenle Türkiye’de politika bir türlü evcilleşemeyen, bir arada yaşamayı öğrenemeyen ilkel köpek ve kedi öyküsünden ileriye geçemedi.

İlkel diyorum, çünkü Avrupa’da köpeklerle kediler artık pekala hırlaşmadan gürleşmeden aynı evin içinde bir arada yaşayabiliyorlar.

Kim söylemişti anımsamıyorum, hatta o söz yargılanmıştı da sanıyorum, biri meclis için “Parlamento ahırı“ sözünü kullanmıştı.

Necmettin Erbakan yaşamıyor artık, hakkında kötü sözler yazmak istemiyorum, ama o da bir konuşmasında halkı “Pazar yerinde toplanan insan sürüsü“ olarak nitelendirmişti. Halk “Sürü“ olunca, onun oylarıyla seçiler temsilcileri de elbette “Sürü başı“ oluyor, yanılıyor muyum?

Neyzen Tevfik;

"Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;

Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler...

Künyeni almak için, partiye ettim telefon:

Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler" diye söylemiş ve yazmıştı da onu kimse tutup içeriye tıkmamıştı nedense.

Sadece o mu, öğretmen okulu yıllarımda bir şiir antolojisinde okuduğum, ezberlediğim ve bir türlü unutamadığım, ama şimdilerde şairini tüm zorlamalara karşı anımsayamadığım bir şiir daha vardı politikacılarla ilgili.

“Başında çıban

Boynunda çıban

Beyninde çıban

Her tarafı vıcık vıcık

Ve renk renk

Frak giymiş üstelik

Baloya gelmiş pezevenek!“

Bildiğim kadarıyla bu şiirin şairi de döneminde hiç bir yargılamayla karşılaşmamıştı. Çünkü o günlerde politikacılara sövmek suç sayılmıyordu, suç “Komünizm“di.

Oturdum sizler için şöyle bir Ana-Ata sözler listesi hazırladım. Sözlerin patenti bana aittir. Bilmem hoşunuza gider mi?

-Politika “Ziyaret ağacı“ gibidir, her dalına ayrı renk asmak zorunluluğu olsa bile politikacı bukalemun gibi çabucak renk değiştirerek duruma uyum sağlar ve ne zaman saf değiştireceğini belli etmeyecek kadar da renksizdir.

-İsmi lazım değil, bir ülkenin halkına göre “Babasını boyayıp anasına satmak“ ahlaka aykırı olduğundan,  “Anasını boyayıp babasına satabilen“ kişi iyi politikacıdır.

-Burjuva çanaktan yemlenip “sosyalist“ politika yaptığını ileri süren kişiye “Burulmuş“ yada “Enenmiş“ politikacı denilmesi haksızlıktır, onlar olsa olsa “Zürriyetsiz“ sınıfına girerler.

-Limon çekirdeğinden çıkan her yeni fidanın adı her ne kadar limon ağacı sayılsa da aşılanmadan gerçek limon veremez. Milliyetçi, mukaddesatçı, ülkücü ve dinci politikacılar da öyledirler, ordu tarafından aşılanmadıkça rüştlerini ispat edemezler.

-Politikacıları “Oynak kısrak“ diye nitelendirirseniz, onlara her uygun durumda “Aşmaya“ çalışan ordu da “Azgın aygır“ konumuna yükselir.

-Adı gerekmeyen o ülkede ordu asla politikaya karışmaz, çünkü politikayı oluşturan ve belirleyen ordunun kendisidir.

-Bir ülkede politika şizofrense üst düzey yöneticiler mutlaka “Güç bende“ diye sayıklayan postdepressifmegolomanlardır.

-Politikacılar herkesin yararlanabileceği bir çorbayı pişirmeyi değil, her çorbaya nane olmayı severler.

-Seçimlerde seçtikleri politikacılara seçimlerden sonra sövmeye kalkışanların aynaya bakarak sövmelerinde yarar bulunmaktadır.

-Politikacılar zilsiz ve örtülü dansözlerdir, gerçek dansözler toplum önünde onlardan daha açık ve yalansız olurlar.

-Beni sevdiklerini her gün ve her fırsatta yineleyenlerin tarihin bir yerinde bana sövenler durumuna gelmelerinin bir tek nedeni vardır, o da Politika!

Gününüz neşeli olsun. Sevgilerimle.