Oda Tv davasında konuyu yakından takip edenlerin yükselttiği muhalif sesler iki farklı şekilde çıkıyor. Birileri Oda Tv davasını, Ahmet Şık ve Nedim Şener'e atfederek "Ahmet- Nedim davası" diye adlandırırken, bir diğer kesim de, davayı ismiyle, "Oda Tv davası" olarak nitelendiriyor. Bu
kararsızlık sadece kişilere değil, medyaya ve internet sitelerine de sıçramış olacak ki, davanın son duruşmasında beklenen tahliye kararının gelmemesi üzerine pek çok yayın organında "Şık ve Şener'e tahliye çıkmadı" başlığını okuduk.

Oysa, Oda Tv davasında Şener ve Şık ile birlikte 10 gazeteci tutuklu yargılanıyor. Yargılanan gazeteciler neredeyse bir yıldır cezaevinde ve bir sonraki duruşmanın Mart'ta yapılacağı da göz önünde bulundurulursa, cezaevinde kaldıkları süre bir yılı aşacak. Aslında böyle bir davaya karşı çıkmanın temel dayanağı basittir. Ama Oda Tv yaptığı yayınlarla davaya karşı çıkanların işini zorlaştırdı, zemini kayganlaştırdı. Oda Tv davası neden savunanları ikiye böldü, bu site neden pek çok kişiyi kızdırdı, genel hatlarıyla hatırlayalım:

Oda Tv, 2007 yılında Cüneyt Özdemir- Soner Yalçın ikilisi tarafından kuruldu. O dönem ortak olan ikilinin sahip olduğu sitenin yayınları muhalif olmaktan ziyade reytinge yönelik ve çoğu kez magazinel konulardaydı. Ancak 2008 yılında Cüneyt Özdemir ve Soner Yalçın'ın ortaklığı sona erince, Oda Tv'nin yayın çizgisi de değişti. Site, zamanla hükümete muhalefetin dozunu artırdı. Hatta kimi zaman, ana akım medyanın gör(e)mediği haberlerle de geniş bir okuyucu kitlesi kazandı. Ama diğer yandan da Oda Tv, agresif ve kimi zaman gerçeklikten uzak haberlerle farklı kesimlerin tepkisini çekti. Oda Tv'nin bu "evrimi"nde dikkat çekici olan ise sitenin sahibi Soner Yalçın'ın yıllar önce ayrıldığı Aydınlık cephesine yeniden yakınlaşmasıydı. Daha önce, Doğu Perinçek ile düştüğü fikir ayrılığı sonrası İşçi Partisi-Ulusal Kanal- Aydınlık cephesi ve Soner Yalçın arasında mahkeme koridorlarına uzanan tartışma ve ithamlar yer almış; ama sonradan iki tarafın "düşmanımın düşmanı dostumdur" düsturunu benimsemesiyle, bu iki cephe ortak "düşman" olan iktidara yönelik yayınlar yapmaya başlamıştı.

İşte bugün pek çok kişi, Oda Tv'yi kaydığı ulusalcı çizgi nedeniyle eleştiriyor.

Şimdi gelelim, bu dava ile ilgili düşülen yanlışa...

Kişisel olarak Oda Tv'nin geldiği çizgiyi ben de sert biçimde eleştirenlerdenim. Sitede çalışan arkadaşlarımla da bu konuyu pek çok kez tartışmış ve muhalefet etmeyi amaçlasalar da yollarını saptırdıklarını ve olsa olsa Yılmaz Özdil çizgisine doğru yol aldıklarını ben de onlara pek çok kez söylemiştim.

Benim bu konudaki tercihim, Oda Tv'yi okumamak, böyle yayınlar yapan bir haber sitesini görmezden gelmek olmuştur.

Ama işin boyutu açılan davaya, gazetecilerin evlerine baskın düzenlenmesine gelmişse, gazeteciler yaptıkları muhalif yayın nedeniyle, virüslü dosyalarla, sahte belgelerle tutuklanıyorsa, artık isimleri değil, davayı sahiplenme vakti de gelmiştir bence.

Başlıktaki sorunun cevabını sonda verelim:

Oda Tv, Ahmet Şık-Nedim Şener'in değil, özgür basını susturmanın davasıdır. İsimler değil, gazetecilik yargılanmaktadır.