Evrensel yazarı Mustafa Yalçıner, gazeteci Soner Yalçın’ın “Emek Partisi, yıllar sonra PKK gölgesine neden sığındı” sorusuna yanıt verdi, Yalçın’ı provakatörlükle suçladı.

Soner Yalçın'ın 15 Aralık 2022 tarihli ''Hangi sol'' başlıklı yazısını köşesine taşıyan Yalçıner, Soner Yalçın'ı “karanlık bir kişi” olarak tanımladı.

Yalçın’ın eski Aydınlıkçı olduğunu anımsatan Yalçıner, “Soner Yalçın provokasyonsuz rahat etmiyor!” dedi.

Yalçıner, “Karanlık bir kişi. Amacı da öyle. Solcu havalarda bir milliyetçi. Haydi “gibi” diyelim, istihbaratçı gibi davranıyor. Her şeyi, açığı ve gizliyi, yasalı ve yasal olmayanı bir sepete doldurup, önüne ardına bakmadan çalakalem yazıyor. “Sırtında yumurta küfesi yok”! Hiçbir şey umurunda değil! 12 Eylül öncesinde, başyazarlığını Perinçek’in yaptığı Aydınlık gazetesi, “sahte sol” dediği devrimcilerin bilebildiği kadarıyla isimleriyle evlerinin adreslerini açıklar, istihbaratla faşist milis örgütlerine hedef gösterirdi. Soner Yalçın benzer tutumu sürdürüyor, sözde elinde “adalet terazisi”, ileri geri konuşuyor” dedi.

Yalçıner’in Evrensel’de, “Soner Yalçın provokasyonsuz rahat etmiyor!” başlıklı yazısının bir bölümü şöyle:

Avrupa Sismoloji Merkezi: Sakarya'da 5.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi Avrupa Sismoloji Merkezi: Sakarya'da 5.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi

“KARANLIK BİR KİŞİ. AMACI DA ÖYLE”

Zamanında bir Fethi Tevetoğlu vardı. Irkçı sağcı milliyetçiydi. “Türkiye’de sosyalist ve komünist faaliyetler” adlı kitabıyla “ünlüydü”!

Bir Soner Yalçın var. Ülkenin çok satan gazetelerinden birinde köşe yazarlığı yapıyor. Zamanında Ergenekon davasından yargılanan, sonraları ise çoğu “bel-altı” sansasyonel haberleriyle ünlenen Odatv’nin önce genel yayın yönetmenliğini yapıyordu, sonra imtiyaz sahibi oldu. Eski bir Aydınlıkçı. Perinçek’in ekibinden ve ondan epey şey öğrendiği belli.

Karanlık bir kişi. Amacı da öyle. Solcu havalarda bir milliyetçi. Haydi “gibi” diyelim, istihbaratçı gibi davranıyor. Her şeyi, açığı ve gizliyi, yasalı ve yasal olmayanı bir sepete doldurup, önüne ardına bakmadan çalakalem yazıyor. “Sırtında yumurta küfesi yok”! Hiçbir şey umurunda değil! 12 Eylül öncesinde, başyazarlığını Perinçek’in yaptığı Aydınlık gazetesi, “sahte sol” dediği devrimcilerin bilebildiği kadarıyla isimleriyle evlerinin adreslerini açıklar, istihbaratla faşist milis örgütlerine hedef gösterirdi. Soner Yalçın benzer tutumu sürdürüyor, sözde elinde “adalet terazisi”, ileri geri konuşuyor. Kim böyle davranır, artık okuyucuya kalmış.

“HALKIN KURTULUŞU ÖRGÜT DEĞİL GAZETEYMİŞ, NE GAM”

Ne yapmaya çalıştığı ortada ve muhatap alıp yanıt vermeye değecek biri değil. Ama çok satan bir gazetede yazıyor. Yazdıklarını okuyup kafalarında soru işaretleri belirenlere gerçekleri açıklamak gerekiyor.

Yöneticiliğini yaptığım gerekçesiyle 12 Eylül’ün sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıp ceza aldığım gizli devrimci örgüt Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) ile yasal olarak yayımlanan Halkın Kurtuluşu gazetesini, aralarına bir “/” işareti koyarak özdeşleştiriyor. Tıpkı 12 Eylül gibi. O da, Halkın Kurtuluşu gazetesini yasa dışı ilan etmiş ve genel yayın yönetmeni Veli Yılmaz’ı yüzlerce yıl hapisle cezalandırmıştı. Orada dursa neyse! İki satır sonra, Halkın Kurtuluşu ile -mevcut düzenin bile o türlü suçlamadığı- EMEP’i aynılaştırıyor: “Halkın Kurtuluşu hareketinin 1996’dan beri legal temsilcisi Emek Partisi/EMEP.”

Halkın Kurtuluşu örgüt değil gazeteymiş, ne gam!

“EVET, EMEK PARTİSİ, THKO GELENEĞİNE DAYANIR”

“Emek Partisi’nin kökü, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu/THKO’ya dayanıyor” diyor.

Evet, Emek Partisi, THKO geleneğine dayanır, Denizlerin geleneğinin sürdürücüsü ve temsilcisidir.

İddialara gelince…

1) THKO, S. Yalçın’ın iddia ettiği gibi, sadece emperyalizme değil, faşizme de karşıydı ve bağımsız ve demokratik Türkiye için mücadele etti.

2) Cezaevinden çıkanlar Geçici Merkezi Koordinasyon Komitesi kurmadı, dışarıdakiler ve cezaevinden çıkanlar THKO’yu yeniden örgütleyecek Geçici Merkez Komitesini kurdu.

3) Geçmişin muhasebesi yapıldı; bu iki sözcükle özetlenemez, yine de, başlıca; geçmişin revizyonizm karşıtlığı temellendirilip derinleştirilirken, “Küçük gruplara dayalı silahlı mücadele her zaman temeldir” görüşünün yerine “Devrim kitlelerin eseridir” doğrusu kondu.

4) THKO, Mao’yu savundu, ancak onun üç dünya teorisini savunmadı, inceleyip tartıştı ve 1978 1 Mayıs’ında karşı devrimci bir teori olarak reddettiğini açıkladı.

5) THKO’nun, iddiadaki gibi TDKP değil, TDKP/İnşa Örgütü adını aldığı 1978 Çorum Kongresi değil, ama 2 Şubat 1980’deki TDKP 1. (Kuruluş) Kongresi 19 delegeyle toplandı.

6) TDKP, “Askeri darbe geliyor analizine karşı” çıkıp “Darbe ihtimali yoktur” demedi; bir darbenin de önünü kesecek “Sıkıyönetim sökmeyecek” sloganıyla mücadeleyi sürdürdü. Üstelik böyle ciddi bir analiz yoktu, ama “komplo teorileri” vardı, sadece birkaç gün önce darbe olacağına ilişkin bir haber sızdı.

7) “Darbe sonrası tek operasyonla merkez komitesi” çökmedi. TDKP, bir dizi operasyon ve 1981 Nisan’ındaki merkezi operasyona karşın mücadeleyi ve özellikle gizli yayınla teşhir faaliyetini sürdürdü.

Ve 8) İsimlerden söz etmeyeceğiz; ancak TDKP-PKK ilişkisi, Yalçın’ın yazdığı gibi tek yanlı değildir. TDKP ile PKK arasındaki çatışmalarda karşılıklı olarak yaklaşık 50 kişi öldü. Bu, hele günümüz koşullarında hemen hiçbir devrimcinin kabul edebileceği şey değil. Sol gruplar arasındaki silahlı çatışmalarla birlikte, bu, Türkiye solu tarihinin savunulabilir olmayan bir kara sayfasıdır. PKK “Burası Kürdistan, burada başkasına yer yok” düşüncesindeyken, TDKP PKK’yi “ajan-provokatör çetesi” olarak değerlendirmiş, sonradan bunun özeleştirileri yapılmıştır. Kaynağı fraksiyonculukta, halk içindeki çelişkilerin doğru ele alınmayışındadır. Hesabı, S. Yalçın’a değil, muhataplarınca halka verilmek zorundadır.

“EMEP ŞİMDİYE KADAR HİÇ VEKİLLİK PAZARLIĞI YAPMADI”

Peki S. Yalçın’ın amacı ne?

Aklınca teşhir edip aşağılamaya yelteniyor!

Bugüne bağlayarak, “Emek Partisi, yıllar sonra PKK gölgesine neden sığındı” diye soruyor ve “Şiddete boyun eğdi” demeye getiriyor. “Darbesinin” etki gücünü ağırlaştırmaya çalışıyor: “Küçümsediği parlamentarizme yenik mi düştü; hedefi TBMM’ye girmek mi oldu?” Böyle olmadığı biliniyor; EMEP şimdiye kadar hiç vekillik pazarlığı yapmadı.

Utanmaz adam, boynuna kadar neoliberal bataklığa batmışken, EMEP’i “Liberalizme sapmak”la itham ediyor! “[PKK’nın] emperyalizm ile işbirliğini niçin görmezden geliyor?” diyor. EMEP, tekelci kapitalist düzenin piyonundan “emperyalizmle işbirliği”nin ne demek olduğunu öğrenecek değil! Kendi iş birlikçiliğiyle ilgilensin!

Dur durak bilmiyor. “Onlarca can verilen yarım asırlık mücadele ruhuna ne oldu? Halkın kurtuluşu böyle mi sağlanacak” diye soruyor. Tam bir provokatör. Yeni kışkırtmalar peşinde.

Yazının tamamı burada.