Onlarca kez kapatılan şimdi de matbaasız kalan 'Welat'ın öyküsü

12 yıllık çalışanı  'Welat' gazetesinde son yaşananları anlattı

Onlarca kez kapatılan şimdi de matbaasız kalan 'Welat'ın öyküsü

Kürtçe yayın yapan “Welat” gazetesi, hiçbir matbaa basmayı kabul etmediği için basılı gazeteye son verdi.

Gazetenin 12 yıllık çalışanı Çetin Altun gelinen süreci ve yaşadıklarını Gazete Karınca'dan Nurhak Yılmaz'a anlattı.

Azadîya Welat önce haftalık başladı 1992 yılında. Sonra günlük olarak çıktı. Kapatıldı. Açıldı. Tekrar kapandı. İsimler değiştirdi. Tam 26 yıl böyle geçti. 

Welat Editörü Çetin Altun gazetenin dijital ortamda yayın hayatına devam edeceğini söyleyerek, "Bunu biz tercih etmedik, koşullar buna yol açtı.Kürtçe okuyan herkese artık gazetemizi ulaştıracağız. Azadîya Welat artık dünyaya açılıyor" dedi.

Nurhak Yılmaz'ın Çetin Altun ile söyleşsinin bir bölümü şöyle:

Gazetenin 26 yıllık geçmişini göz önünde bulundurduğunda Kürtçe dilinde gazetecilik yapmak nasıl bir şeydi?

Kürtçe sürekli baskılarla karşılaşan bir dil. Yasaklı bir dil. Bu dilde yayın yapmak, daha doğrusu yasaklı bir dilde yazıp çizmek daha zordur. Her şeyden önce dili bilmek, anlamak gerekiyor. Gazeteciler bu söyleyeceğimi iyi anlar, habercilik başlı başına dile hakimiyet ister. O dilde yetkin olman lazım ki haberi en net ve anlaşılır şekilde yazabilesin. Fakat haberi yazan kişi olarak sen bile konuştuğun ama hiç yazmadığın bir dilde gazetecilik yapmaya çalışıyorsun.

Örneğin haber kaynakların genelde Türkçe konuşuyor. Sen röportajı Türkçe yapıyorsun, sonra onu Kürtçe’ye çeviriyorsun. Haber kaynağı mesajını Türkçe vermiş ama sen onu anlayabildiğin kadar sadeleştirerek Kürtçe’ye çevirmek zorundasın. Kürtçe konuşan haber kaynaklarımız yok mu? Var tabi. Kaynağın Kürtçe konuştuğu haberler, Kürtçe yazan gazetecilerin en büyük hazzı aldıkları haberler. Çünkü haberi okura olduğu gibi ulaştırıyorsun. Ayrıca okurun da Kürtçe eğitimi yok. Öyle yazmalıyız ki her kelime anlaşılmalı.

“Okur yazdıklarımızı anlıyor mu?” sorusu yıllardır en çok sorduğumuz sorudur. Okurlardan, “Gazetenin dilini anlamıyoruz” şikayetini çok aldık. Ve bu şikayeti çok haklı bulduk her zaman. Çünkü bu dilde eğitim görmemiş ve bir gün karşısına Kürtçe bir gazete çıkıyor. Bu, Kürtçe’ye özgü bir durum değil tabi. Mesela şu an Türkçe dilinde eğitim olmasa ve Orta Anadolu’nun herhangi bir köyünden bir kişiye Türkçe gazete versen muhtemelen sana der “burada ne yazıyor.” Dediğim gibi, yasaklı bir dilin gazeteciliğini yapmak çok daha zordur. Baskılar, fiziki saldırılar, tutuklamalardan zaten bahsetmiyorum.

Azadîya Welat’ı en çok kimler okudu. Mesela en yüksek tirajı nerelerde yakaladınız?

Şimdiye kadar gazetenin en çok okunduğu yerler Cizre, Silopi, Nusaybin ve Yüksekova’dır. Oralar kadar olmasa da Kızıltepe ve Diyarbakır’da da okunuyor. Bir dönem, gazete merkezinin İstanbul’da olduğu ve haftalık çıktığı yıllarda İstanbul’da da çok iyi okunma oranına ulaşmıştı.

Türkiye’de 26 yıldır yayın yapan bir gazete matbaa bulamadı. Nasıl oldu bu?

28 Mart sabahı gazeteye geldik. Bir gece önceden Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve bizim gazeteyi bastığımız Gün Matbaası’na da kayyum atanmıştı. Ancak biz Gün Matbaası’nın yanı sıra Adana’da bulunan başka bir matbaa ile de çalışıyorduk. Daha doğrusu Gün Matbaası’nda bastığımız gazeteleri İstanbul ve çevresine, Adana’da bastığımız gazeteleri de bölgeye dağıtıyoruz. Bu sebeple “gazeteyi basamayacaz” kaygısı yaşamadık. Adana ile devam ederiz diye düşündük. Günlük rutin çalışmamızı sürdürdük. Saat 17:00 civarı artık sayfaları baskıya göndermeye başladık ve Adana’daki matbaanın sahibi aradı. “Sizin gazeteyi basmayacam” dedi. “Neden” sorusuna yanıtı, “Bu beni aşar, basamam ben bu gazeteyi” oldu.

Adana’daki matbaa ile 25 yıldır çalışıyorduk. Matbaa sahibi ile birçok kez yüz yüze de görüşmüştük. Aramızda her zaman saygılı bir diyalog olmuştur. Yıllar önce eşinin altınları da dahil, varını yoğunu satarak bu matbaayı satın almış. Her şeyini buraya yatırmış. Bir sohbetimizde bana şunları anlatmıştı;

“Ekonomik olarak çok zorlandığım, en zor dönemlerimde siz gazeteyi burada basmaya devam ettiniz. Sizinkiler beni hiç yalnız bırakmadı. Çoğu zaman bizden kaynaklı sorunları görmezden geldiniz. Bize büyüklük yaptınız. Çoğu zaman öyle hatalar yapıyorduk ki, kıyameti koparmanız gerekirken bunu sorun etmediniz. Sizin iyiliğinizi hiçbir zaman unutmayacam.”

Velhasıl o gün telefonla tüm ikna çabalarımız sonuç vermeyince, gazetenin Adana temsilcisini gönderdik yüz yüze görüşsün diye. “Git durumu ona anlat. Ona de ki, ‘bizim 25 yıllık bir hukukumuz var? En zor dönemlerinde yanında olduk, ama şu anda biz zordayız sen bizi ortada bırakıyorsun” dedik. Matbaaya giden arkadaşımız matbaa sahibini yerinde bulamadı. Matbaa sorumlularıyla görüştü. “En azından bugün gazeteyi basın, bakın biz bugünkü gazeteyi hazırlamışız” dedi. Zarzor ikna oldular ve o gün gazete basıldı.

Peki, sonraki gün?

Gazetenin Adana’da baskısının yapıldığı günün akşamı biz hemen İstanbul ve başka şehirlerde matbaa arayışına girdik. Kayyum atanan Gün Matbaası’nda malzeme sayımı yapılıyordu. Aklımıza oraya sormak geldi ancak sayım nedeniyle muhatap bulamayacağımızı düşündük. İstanbul’daki başka matbaalarla görüştük. Gazeteyi basmayı kabul etmediler.

Diyarbakır’dan da görüştüğümüz matbaalar oldu. “Yardım etmek isteriz fakat teknik koşullarımız elvermiyor. Cihazlarımız yetmiyor” diyenler de oldu. “Teknik imkanlarımız ancak günlük 500 gazete basmaya elveriyor” diyen de oldu. Ama kaygılarını da ilettiler.

Fotokopi nasıl gündeme geldi?

Bir sonraki gün bir taraftan matbaa arayışlarımız sürerken, diğer taraftan gazeteyi hazırlamayı sürdürdük. Günlük rutin çalışmamızı yaptık. Saat 14:00 olduğunda “artık matbaa bulamayız” dedik.

Okurlarla zaman zaman sohbet ederdim. “25 yıldır gazeteye aboneyim. Her gün alırım. Arşivliyorum” diyen o kadar çok okurumuz var ki. Düşünsenize, böyle bir okura ertesi gün gazete ulaştıramıyorsunuz. Okura ulaşmak bizim için vazgeçilmez bir reflekstir. Tartıştık ne yapabiliriz, ne edebiliriz diye. Her yeri aradık, matbaalar gazetemizi basmayı kabul etmiyor. Bunun üzerine gazeteyi fotokopi yoluyla basıp dağıtma kararı aldık.

Bu kararın ardından yazı işleri her zamanki gibi manşet toplantısı yaptı. Toplantıda bu durumu manşet yapmayı önerdi herkes. Ve “Dilimizden Korkuyorlar” manşeti ile çıkma kararı aldık. O gün hazırladığımız gazetede tek değiştirdiğimiz kısım manşetti. Geri kalan sayfalar tümüyle o gün ülkede olup biten gelişmelerle ilgili haberlerdi. Gazeteyi tamamladık, e-mail yoluyla çeşitli şehirlerdeki arkadaşlarımıza gönderdik. Onlar alıp fotokopi ile çoğalttılar. 8 sayfayı zımbalayıp gazeteye dönüştürdüler ve dağıttılar.

Okur nasıl karşıladı fotokopi gazeteyi?

Bazı okurlarımız bu nüshayı saklayacaklarını söyledi. Çünkü onlar da bunun tarihi bir an olduğunu biliyorlar. Bunun farkındalar. “Ne olursa olsun, nereden yayın yaparsanız yapın sizi her türlü takip edeceğiz” diyenler de oldu.

Peki, şimdi ne olacak? Azadîya Welat Gazetesi yayın hayatı sona mı ermiş oldu? 

Gazete yayın hayatına devam ediyor. Sonlandırmadık. Dijital ortamda e-gazete olarak yayınımızı sürdürme kararı aldık. Hazırlıklarına başladık. Tabi bu karar, gazetemiz bir daha basılı olarak yayınlanmayacak anlamına da gelmiyor. Bunu biz tercih etmedik, koşullar buna yol açtı. Kısa sürede hazırlıklarımızı tamamlayacağız. Bundan sonra Azadîya Welat Gazetesi’ni okumak isteyen ama saydığımız tüm bu sebeplerden dolayı gazeteye ulaşamayan herkes, internet ortamından gazetemizi okuyabilir. Japonya’dan Amerika’ya, Avrupa’dan dünyanın başka bir bölgesine kadar, Kürtçe okuyan herkese artık gazetemizi ulaştıracağız. Azadîya Welat artık dünyaya açılıyor.

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2018, 22:28

Demokrat Haber'e Patreon'dan destek olmak ister misiniz?

YORUM EKLE