"İzinsiz" mahlasını kullanan sokak sanatçısının, 2020'de Kabataş'taki bir panoya yaptığı çizimin ardından açılan dava devam ediyor.  

Söz konusu panoda Devrim Erbil'e ait bir İstanbul resmi vardı. İzinsiz, bu resmin sol tarafına Türk bayrağına asılmış bir insan silueti çizdi.

Kamera görüntülerinden tespit edilen İzinsiz hakkında "devletin egemenlik sembollerini aşağılama" suçlamasıyla dava açıldı. 

Cihat arpacık'ın Independent Türkçe'de yer alan haberine göre İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama sürüyor. Davanın bir önceki duruşmasında mahkeme, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne bir yazı yazarak çizimin sanat eseri olup olmadığının tespit edilmesini istemişti. Ancak üniversite, konuyla ilgili bilirkişi görevlendirmedi. 

"PANDEMİ NEDENİYLE İNTİHAR EDENLERİ ANLETTIM"

İzinsiz mahlasını kullanan sokak sanatçısı, çizimle pandemi şartları nedeniyle zor durumda kalan ve intihar edenleri sembolize ettiği görüşünde ve yaptığının bir sanat faaliyeti olduğunu ileri sürüyor. 

Mahkeme, söz konusu çizimin bir sanat eseri olup olmadığını tespit etmek için Adalet Komisyonu listesinde bulunan isimlerden 3 bilirkişi atayacak. 

Yargı, çizimin sanat eseri olup olmadığını saptamak için adli süreci işletirken Independent Türkçe bunu sanatçılara sordu.

Bedri Baykam'ın mahkemelere taşınan çizimle ilgili görüşleri şöyle:

BEDRİ BAYKAM: İZİNSİZ SINIFTA KALDI

Davaya konu olan çizimi gördüm. Sanatçıların kimliğini gizleyerek veya açıkça belirterek eserlerini üretmeleri dünyada yaygın bir durumdur, fakat bu eser özelinde kişinin bunu "İzinsiz" mahlası ile adını vermeden yapması herhalde kendine göre pratik ve uyanık bir yöntem. Günümüz dijital medya ortamında herhangi bir sanatçı ister bayrak yakarak ister buna benzer şekilde bir ülkeyi ve bir ulusu ağır provokasyonla ayağa kaldırarak, ister dini kitaplar, çocuklar ve hayvanlara da değebilecek hakaretamiz veya ağır provokasyon içeren işlere girişebilir ve bu sayede "24 saatte dünya çapında ses getirdim" diye övünmeye kalkışabilir. Bu günümüzün akışkan ve hızlı görsel, dijital okyanusunda ve sellerinde son derece ucuz ve kolay bir yöntem. Bunu uygulamaya kalkan sanatçı ya ucuz ve hızlı şöhret yolunu seçmiştir ya da bunu "şimdilik" isimsiz yaparak kamuya açık bir yere bırakarak kaçmayı ve takip edecek olayları uzaktan sinsice izlemeyi seçmektedir. 

Sanat tarihinde buna benzer birçok "happening" ya da "Dadaist" hareketlere sahne olmuş ve sanatın özgürlük sınırı bunlarla genişlemiştir. Sanatın "yaramaz, ele avuca sığmaz, karşı koyan, tepki veren" naturasına da çok uygundur. Ancak, plastik yahut siyasi vandalizm ile bu sanatsal jestlerin arasındaki dev uçurumu iyi değerlendirebilmek lazım. Bu açılardan "izinsiz kişi" sınıfta kalmıştır. Bu sebeple, sanatta özgürlük kavramı, her önüne gelenin sanat kavramına gözü kapalı şekilde saldırıda bulunabileceği başı boş bir alanı kapsamaz. Bunun bir adım ötesi bu görselin bir sanat eseri olduğu veya bu cümlelerin bir edebiyat eseri olduğu şeklinde sanatın özgürlüğü ve dokunulmazlığının arkasına sığınarak kendine bir koruma kalkanı yaratma çabasıdır. Burada tartışmayı alevlendirip promosyonu büyütmek için "bu bir sanat eseridir" veya "bu cümleler edebiyattır, şiirdir" diyerek olaya farklı isimlerin dahil olmasını ve konunun alevlenmesini bu provokasyon ortamı özellikle talep eder. Sanatın özgürlük limitlerini genişletmek için gerek siyasal gerek erotik sanat üstünden kırk yıldır çok emek harcamış olan ben, buna rağmen bu "isimsiz ve izinsiz" kişinin yaptıkları hakkında ayağa kalkarak bir "sanat koruması" talep etme tuzağına düşmeyi ucuz bir komploya pabuç bırakmak olarak görürüm.