Son dönem sık sık üzerine konuştuğumuz bir konudur sosyal medya…
Kavramların-olayların ortaya çıkış serüveni elbet neden-sonuç ilişkisinin ürünüdür. Ancak bir başka önemli nokta ise zemindir. Adı, türü yahut işlevi ne olursa olsun, zemin bazı bazı nötrdür.
İnternet dönemiyle birlikte uzaklığa bağlı iletişim sorununu rafa kaldırmış bulunuyoruz. İnternet erişimiyle birlikte bir tatil programından, okuduğunuz yazarla iletişime geçmek, gazete okumak, bir olaya yorum yapmak, ömrünüzde görmediğiniz ve hatta bilmediğiniz yerler, insanlar hakkında bilgi sahibi
Sosyal Medya, kişinin kendisinin ürettiği içeriği, yayınladığı ve paylaştığı her türlü platformun genel adıdır. Klasik medyadan en büyük farkı, karşılıklı bir iletişimin söz konusu olmasıdır. Kişilerin birbirleriyle, kurumların kişilerle doğrudan iletişim kurabildiği ve geri dönüş alabildiği bir platformdur.
Sosyal Medyanın gücünü, Arap Devrimleri-Arap Baharı gelişmelerinde gördük. Twitter, Facebook gibi sosyal ağlardaki örgütlenmelerin etkisine hep birlikte şahit olduk. Tunuslu bir gencin yahut Libyalı bir muhalifin, sesini Arapça bir sloganla duyurması, o sloganın Türkçeye çevrilmesi, İngilizceye tercümesi, bireysel girişimlerin, kitleleri haberdar etmesine kadar vardı.
Türkiye neredeyse bir asra yayılmış Kürt-Türk savaşına zemin oluyor. Buna terör diyebilirsiniz, savaş diyebilirsiniz… Gerilla yahut terörist diyebilirsiniz… Kendi algılarınızla olaya isim koyabilirsiniz ancak elzem olan bu şiddete "nokta" koymaktır.
Maalesef iletişimi, tahammülü, diyaloğu gelişmemiş bir toplumuz, bu sorunlarımızı tespit ve tedavi noktasında yolumuzu tıkayan en büyük engellerden biri... Durum bu iken sağlıklı kullanıldığı takdirde sosyal medyanın oluşturacağı bilinç ve kamu vicdanı bundan sonrası için çözüm yolunda bir iyileştirme olabilir diye düşünüyorum.
Bir süre önce BDP sivil itaatsizlik kararı aldı, PKK ise eylemsizlik kararı aldığını açıkladı. BDP sivil itaatsizlik eylemlerine devam ederken maalesef Başbakan'ın konvoyuna saldırı gerçekleştirildi. Daha sonra Şırnak Uludere'de 12 PKK'lı öldürüldü. Bir bizden, bir sizden ölüm geleneği bozulmadı!
Tüm bu realite üstüne Twitter üzerinden bir girişime ulaştım; "Kana Dur Girişimi" ne olduğunu araştırdığımda şu metne ulaştım:
"Bizler “KANA DUR GİRİŞİMİ” olarak aldığımız ortak karar gereği başta Diyarbakır’daki Sivil Toplum Kuruluşlarını, kanaat önderlerini ve bütün siyasi partileri belli aralıklarla ziyaret edip silahların susması için destek arayacağız.
Buradan siz değerli basınımızın aracılığıyla bölgedeki bütün sivil toplum örgütlerine çağrıda bulunmak istiyoruz;
Lütfen toplu ve gür bir şekilde barış için, kardeşlik için insanlarımızın ölmemesi için ses verelim. Yoksa hepimizin sesi bomba sesleri arasında kısılıp kaybolacak.Bizler çağrımızı ısrarla yeniliyoruz ve diyoruz ki;
Artık çatışma istemiyoruz,
Artık şiddet istemiyoruz,
Artık Kürt ve Türk anneleri ağlamasın diyoruz.
Çünkü çatışma olunca, cenazeler olunca bizler konuşamayız. Bizim konuşmadığımız yerde Osman PAMUKOĞLU gibileri konuşurlar. Bu da kan ve gözyaşı demektir.
Bunun için konuşuyoruz ve sonuna kadar KANA DUR! diyoruz.
Evet, artık
KANA DUR! diye ses veriyoruz ve ses vermeye devam edeceğiz.
İlle de kan dursun
İlle de sevgi ve barış meltemleri essin diyoruz.
İlle de kardeşlik türküleri söylensin istiyoruz. Bundan vazgeçmemiz mümkün değildir.
Eşit, adil, hakkaniyete uygun bir birliktelik için KANA DUR! diyeceğiz.
Bunun için; insanım, vicdanım var diyen herkes ve her kesime çağrıda bulunuyoruz;
İnanıyorsanız Allah için,
İnanmıyorsanız insanlı için bu kanı durdurmak amacıyla bize güç verin diyoruz."
Ben kendi adıma bu girişimi destekliyorum ve hatta çok geç kalınmış bir eylem olduğunu düşünüyorum ve bu girişime destek olmaya davet ediyorum... Daha fazla insanımız ölmeden; akan kana dur, deyin!
Kullanıcısı olduğunuz sosyal ağlarda "#kanadurgirisimi" yazmanız dahi yeterlidir.
Ben bu yazıyı yazarken Mardin’den bir haber geliyor; “Nusaybin ve Kızıltepe’de çıkan olaylarda son 24 saatte, polisin attığı gaz bombası sonucu yaşları 3 ile 15 arasında değişen yaralı 3 çocuk, hastanede yaşam savaşı veriyor.” Kürt-Türk ayrımı gütmeden halkımı düşünüyorum, bir ezilmiş halkın şairi olan Mahmud Derviş’den birkaç mısra mırıldanıyorum:
"Gelsin kuşatmacılar!
Benim kal'am gövdem
Gelsin kuşatmacılar!
Ateş hattıyım ben
Kuşatacağım onları
Çünkü göğsüm
Sığınaktır halkıma
Gelsin kuşatma!"
Mahmud Derviş