HDP: 7 Haziran vesayete ve tekçi anlayışa karşı çoğulcu siyasetin zaferiydi

“7 Haziran "Başka bir Türkiye ve başka bir siyaset ve yeni bir yaşam mümkün" diyen milyonların zaferidir”

Siyaset 07.06.2021 - 14:04 07.06.2021 - 14:04

HDP Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde süren MYK toplantısının arasında bir basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Günay, “Bugün 7 Haziran. Biliyorsunuz, 7 Haziran günü bu ülkede Cumhuriyet tarihi boyunca, kimliği, talepleri ve hatta varlığı inkâr edilen milyonlarca yurttaşın iradesini siyaset sahnesine taşıdığı günün yıl dönümü. 7 Haziran 2015’te HDP, %13,1 oy alarak ve 80 milletvekili çıkararak 12 Eylül darbesinden kalan seçim barajını yıktı. İlk defa farklı haklar, kimlikler ve gruplar aynı partinin çatısı altında güçlü bir biçimde Meclis'te kendisine yer buldu” dedi.

HDP Sözcüsü Ebru Günay’ın açıklaması şu şekilde:

Parti Meclisimiz önceki gün toplantısını gerçekleştirdi ve şu an da Merkezi Yürütme Kurulumuz toplantı halinde. Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulumuzun toplantılarında, yaşanan iç ve dış gelişmeler ele alındı, gelişmeler karşısında partimizin yeni döneme dair bir mücadele hattının, demokrasi ve barış isteyen tüm kesimlerin müdahil olacağı bir direniş hattının gerekliliği üzerine önemli değerlendirmeler yapıldı.

“7 HAZİRAN VESAYETE VE TEKÇİ ANLAYIŞA KARŞI ÇOĞULCU SİYASETİN BAŞARISIDIR”

Bugün 7 Haziran. Biliyorsunuz, 7 Haziran günü bu ülkede Cumhuriyet tarihi boyunca, kimliği, talepleri ve hatta varlığı inkâr edilen milyonlarca yurttaşın iradesini siyaset sahnesine taşıdığı günün yıl dönümü. 7 Haziran 2015’te HDP, %13,1 oy alarak ve 80 milletvekili çıkararak 12 Eylül darbesinden kalan seçim barajını yıktı.

İlk defa farklı haklar, kimlikler ve gruplar aynı partinin çatısı altında güçlü bir biçimde Meclis'te kendisine yer buldu. Bu açıdan 7 Haziran Türkiye siyasi tarihinde bir dönüm noktasıdır. Baskıcı ve otoriter siyasi geleneğe karşı demokratik siyasete dayalı bir geleceği kararlılıkla inşa etme gücünü gösteren milyonların beyanıdır. İnkara, asimilasyona, baskıya ve şiddete maruz bırakılan Türkiye halklarının barışı ve Demokratik Cumhuriyeti birlikte inşa etme iradesidir. 7 Haziran vesayete ve tekçi anlayışa karşı çoğulcu siyasetin başarısıdır. "Başka bir Türkiye ve başka bir siyaset ve yeni bir yaşam mümkün" diyen milyonların zaferidir.

“AKP 7 HAZİRAN’DAN SONRA ÜLKEYİ BİR KEZ DAHA SAVAŞA SÜRÜKLEDİ”

7 Haziran aynı zamanda, Türkiye toplumunun savaş siyasetine karşı barışı savunduğunun en açık kanıtıdır. Bu dönem toplumun her kesiminde Kürt sorunun barışa dayalı çözümünden Demokratik Cumhuriyetin inşasına kadar ciddi bir beklenti ve umut vardı. Bu açıdan 7 Haziran sadece Türkiye halklarının baharı değildi aynı zamanda baskı ve zora dayalı iktidarların alaşağı edilmesiydi. Ancak 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP iktidarı ülkeyi maalesef bir kez daha savaşa sürükledi.

Mafya-devlet-siyaset ortaklığında yaşanmış suçların ifşaatları bir kez daha AKP iktidarının savaşı adım adım yeniden nasıl devreye soktuğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Çünkü bizi büyüten barış, bu zora dayanan iktidarın gücünü kırıyor. Suç ortakları açık biçimde "korku iklimi gerekiyordu" dedi.

Çünkü karşısında durduğumuz savaş politikaları ve baskıdan bu iktidar besleniyor. Böylece Suruç'ta, Ankara’da, Antep’te, Diyarbakır’da bombaları patlattılar. Kentleri yıktılar. Paramiliter yapıları devreye soktular. Halkın iradesini yok sayarak 7 Haziran seçimini iptal edip bu korku ikliminde bir kez daha seçime gittiler. Kayyım rejimini inşa ettiler. İşte tek adam rejimi dediğimiz başkanlık sistemi böyle bir iklimde inşa edilmiştir.

“İKTİDAR, TOPLUMDA VE SİYASETTE ÇÜRÜME VE YOZLAŞMA YARATIYOR”

Türkiye; ilk kez siyaset-mafya-bürokrasi ilişkilerinin ortaya saçılması, toplumda ve siyasette ağır bir çürüme ve yozlaşma ilişkilerinin yaşanması gerçekliği ile yüzleşmiyor. Bunların kökenleri çok eskilere dayanıyor. Kürt sorununda çözümsüzlük, imha, inkar ve savaş politikalarının böyle bir mafyatik düzeni geliştirmesi konusunda en somut bilgiler 90’larda ortaya çıkmıştı. O dönemde 93 konsepti olarak adlandırılan plana göre, Kürt sorununda çözümsüzlüğü temel alan anlayış, Kürtlere karşı topyekûn bir savaş yürüttü. 1990’larda binlerce faili meçhul cinayetler, köy yakmalar ve boşaltmalar gibi büyük suçlar işlendi. Bütün bunları yürütmek için hukuk tamamen bir kenara bırakıldı, devlet içinde yasa dışı ve kayıt dışı ilişkiler kuruldu. İktidar, çeteler ve mafyatik yapılarla ilişkiye geçti. Oluşan kirli savaş ağı Susurluk kazası ile açığa çıktı ve çürüme kirli iktidar için sonun başlangıcı oldu.

“SAVAŞ ÜLKEDEKİ ÇETE DÜZENİNİ TAHKİM EDİYOR”

Bugün de ortaya saçılan kirli ilişkiler, uyuşturucu ve silah ticareti, ülke içinde Kürt halkına yönelik 2014 Çöktürme Planı çerçevesinde; ülke dışında ise özellikle Suriye’de yaşanan iç savaşa vekâlet çeteleri ile dâhil olmak ve Kürtlerin siyasal bir statü sahibi olmasını engellemek amacıyla gelişiyor. Bu iktidarın başta Suriye olmak üzere, silahlı çeteler üzerinden Kürtlerin kazanımlarına karşı yürüttüğü topyekûn savaş ve çatışma politikaları ülkedeki çete düzenini tahkim ediyor. Yakın tarihte yaşananlar gösteriyor ki, Kürt sorunu demokratik ve barışçıl bir çözüme ulaşmadan, savaş ve çatışma konsepti son bulmadan gayrı meşru ve hukuk dışı ilişkilerin, suç düzeninin, suçlular ittifakının ve çeteleşmenin sonu gelmeyecektir. Son günlerde ortaya dökülen iktidar-mafya kirli ve çürümüş ilişkilerinin üzerinde yükseldiği zemine bakıldığında, temel sebebin Kürt sorununu çözümsüz bırakmak olduğu bir kez daha görülüyor.

“BU KİRLİ DÜZENİN ÜSTÜNÜN ÖRTÜLMESİYLE SORUNLAR ASLA AŞILAMAYACAKTIR”

Güvenlikçi politikaları finanse edebilmek için bütçenin örtülü ya da açık kaynaklarının yetersizliği kara ekonomiyi yaratıyor. Kirli ilişkiler bu kara ekonomiyle finanse ediliyor. Ortaya çıkan rantın devlet içinde ve devletle ilişkili çeteler arasında paylaşımı da her dönemde iktidar içi kavgayı körüklüyor. İktidar blokunun son dönemlerdeki iç kavgalarının ve çelişkilerinin, pazar ve rant elde etme çekişmelerinin sonucu olarak ortaya dökülen siyaset-mafya ilişkileri bir dönemin daha sonuna geldiğinin de göstergesidir. 90’larda olduğu gibi bugün de birkaç göstermelik dava ile bu kirli düzenin üstünün örtülmesi ve bazı kurbanlar verilmesi ile sorunlar asla aşılamayacaktır. Başta HDP olmak üzere bütün demokrasi güçlerine tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Türkiye’nin her tarafında yaşayan ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, emekçilerin, tüm vicdan sahibi insanların acı ve yıkımı daha fazla yaşamaması için talan, sömürü ve çatışma politikalarını değiştirmek zorunludur.

“EKONOMİK VE EKOLOJİK KRİZE KARŞI ORTAK MÜCADELE” 

Bu düzen, aynı zamanda ekonomide kaynakları bir avuç yandaşa peşkeş çekme, sömürü ve rant düzenidir. Vurgunculuk ve yandaş beslemeciliğidir. Emekçiyi, işçiyi, esnafı, köylüyü, çiftçiyi, kadını, genci, emekliyi, işsizi yoksullaştırma, işinden ve aşından etme bu düzenin sonucudur. Öte yandan AKP-MHP iktidarının Türkiye toplumuna en büyük ihanetlerinden biri de ekolojik kıyım politikalarıdır. Çevreyi, ekolojiyi ve doğayı tahrip etme ve talan etme anlayışının da somutlaştığı bu düzendir. İkizdere’den Hopa’ya, Salda’dan Munzur’a, Van Şêxan’dan Dersim gözelerine, Cudi’den Marmara Denizi’ne, Lice’den Kaz Dağlarına kadar doğaları bir avuç iktidar yandaşlarına peşkeş çekilen ve tahrip edilen, yaşam alanları yok edilen herkesin bir araya gelmesi ile çözüm yolu açılabilir. Bu mücadelede, karşımızda sadece AKP-MHP iktidarı değil bu iktidarın da emrinde olduğu ‘komutan para’ ile de karşı karşıyayız. Bu düzenden kurtulmak isteyen herkesi; işinin ve aşının peşinde olan emekçiyi, işçiyi, esnafı, çiftçiyi ve tüm ekoloji hareketlerini, toprak ve doğa sevgisine sahip olanları ortak mücadeleyi yükseltmeye buradan bir kez daha çağırıyoruz.

“TECRİDİN KALDIRILMASINI İSTEMEK DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ VE BARIŞI İSTEMEKTİR”

Bir kez daha vurguluyoruz; Kürt sorununda çözümsüzlük politikaları ile İmralı’da tecrit aynı anlama geliyor. Güvenlikçi politikalar, çatışma ve savaş politikalarıyla tecrit birbirini karşılıklı besliyor. Çözümsüzlüğe karşı mücadelenin tecride karşı mücadele ile büyütülmesi gerektiğini ısrarla söylüyoruz. Demokratik ve barışçı çözüm için mücadele tecridin kaldırılması talebiyle iç içedir. Tecride karşı mücadele Kürt sorununda barış ve demokratik çözüm mücadelesidir aynı zamanda. Bütün kirliliklere rağmen, tüm baskı ve zorbalıklara rağmen Türkiye halklarının özgürlük ve demokratik yaşam arayışı giderek yükseliyor. Hiçliğe mahkûm edilmek istenenlerin direnişi, kırım politikalarına uğratılmaya çalışılan kadınların özgürlük arayışı kesintisiz devam ediyor.

“ÖZGÜRLÜK TALEBİ KARŞISINDA İKTİDAR BLOĞU CİDDİ BİR ÇÖZÜLME YAŞIYOR”

Türkiye’de en az iktidar ve onun dayandığı baskıcı rejim birikimi kadar toplumun demokratik direniş damarı bir kültür, birikim ve mücadele anlayışı var. Toplumun durdurulamaz ve baskılanamaz özgürlük talebi karşısında AKP-MHP iktidar bloğu ciddi bir çözülme yaşıyor. Bu nedenle de hukuk sisteminin yok edildiği bir ortamda, keyfi ve ihtiyaç duyulduğunda uydurulan kararlarla muhalifler günlük olarak baskı altına alınıyor. Şu çok açık ki, iktidarın çizdiği sınırları aşamayan bir muhalefet anlayışı topluma güven ve mücadele azmi vermez. İktidardan rahatsız olan tüm toplumsal kesimler bilmelidir ki; HDP, kararlı ve ilkeli bir şekilde Türkiye’nin gerçek muhalefetini yapmaya devam edecektir.

“TUĞLAYI EZİLENLER, EMEKÇİLER, KADINLAR VE GENÇLER ÇEKEBİLİR”

Önümüzdeki yol ayrımı açıktır: Ya bu mafyatik düzeni hep birlikte değiştireceğiz ya da bu düzen kendini tamir ederek, yine on yıllarca aynı zihniyetle uygulamalarını yürütecek. Mafya, çete ve kirli ilişkilere dayanan düzene karşı gelin hep birlikte bu tuğlayı çekelim ve bu karanlık düzeni değiştirelim. Tuğlayı çekelim, hakikat ortaya çıksın. Tuğlayı çekelim, barış ve demokrasi yolunu açalım. Tuğlayı çekelim, iş, aş, ekmek ve özgürlük yolunu genişletelim. Tuğlayı çekelim, doğa talanına, kadın kıyımına son verelim. Tuğlayı çekecek gücümüz olduğuna hepimiz inanalım. Tuğlayı halkların ortak iradesi ve mücadelesi çekebilir. Tuğlayı en geniş demokrasi ittifakında bir araya gelen ezilenler, emekçiler, kadınlar, gençler çekebilir. Güçlerimizi birleştirelim ve bu tuğlayı çekelim.

“HDP BÜTÜN BASKILARA RAĞMEN MÜCADELESİNİ KARARLILIKLA YÜRÜTECEKTİR”

HDP Türkiye’deki demokrasi ve barış mücadelesini, özgürlük ve ekmek mücadelesini bütün baskılara rağmen kararlılıkla yürütecektir. HDP, geleneğinden aldığı güçlü direniş mirasıyla, geleceği inşa etme mücadelesini kararlılıkla büyütecek ve başarıya ulaştıracaktır. Eğer güçlerimizi birleştirirsek kazanma imkanımız daha da büyüyecektir. Bizler bu ülkedeki mafyatik rant ve talan düzenini değiştireceğiz. Bu ülkeye barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Bu ülkede vicdan sahibi herkesin bir araya gelmesi, demokratik değerler, adil ilkeler etrafında oluşmuş bir demokrasi ittifakı ülkeyi düze çıkaracak en önemli adım olacaktır.

“HDP’YE İLİŞKİN SÖZ KURABİLECEK BİRİNİN SESİNE YER VERMEKTEN ÖDLERİ KOPUYOR”

Biliyorsunuz HDP hakkında söz sarf etmek siyaset sahnesinin rutini haline geldi. Sadece siyaset de değil, televizyonları açın her akşam neredeyse sadece HDP konuşuluyor. Üstelik bu sahnelerin hiçbirinde HDP’liler yani bizler yokuz. Biz Türkiye’deki medyanın özgür olmadığını biliyoruz. Etik habercilik zaten söz konusu değil. Bunların, Bırakın HDP’lilerin sesine yer vermeyi, HDP’ye ilişkin tek hakkaniyetli söz kurabilecek birinin sesine yer vermekten ödü kopuyor. Çünkü HDP’nin sesinin kudretinin farkındalar! Bu artık medyada ve iktidar sözcülerinin açıklamalarında bir gelenek haline gelmiş. Ancak ne yazık ki aynı geleneği muhalefetin bir kesimi de sürdürmek istiyor. Hatta devralmak istiyor. Çünkü bunlar da HDP’nin gücünün farkında.

“KALKMIŞ HDP’YE AKIL VERİYOR, SİZİN AKLINIZA İHTİYACIMIZ YOK!”

Türkiye siyaset sahnesinde HDP’nin dengeleri nasıl kurduğuna bizzat tanıklık ettiler. Programıyla, ilkeleriyle, tüzüğüyle HDP’yi gayet iyi biliyorlar. Yine, 7 Haziran’dan 31 Mart seçimlerine kadar Türkiye’de HDP’siz bir muhalefetin bırakın başarılı olmasını dengeleri dahi etkilemediğini biliyorlar. Bunun farkında olan bir muhalefet partisi genel başkanı kalkmış HDP’ye aday çıkarmaması konusunda akıl veriyor. Öncelikle sizin aklınıza ihtiyacımız yok! HDP siyasetinin, ilkelerinin, programının, bileşenlerinin ve halk desteğinin tarihi kökleri sizin boyunuzu aşar. HDP, devletin dehlizlerindeki çıkar çatışmaları sonucunda, gücü saman alevi gibi parlayıp sönen bir parti değil. HDP’nin kökleri mafya-devlet-siyaset üçgenine dayanmaz.

“HDP’NİN ZANNETTİĞİNİZDEN DAHA KUDRETLİ BİR STRATEJİK AKLI VAR”

HDP, Kürt siyasal hareketinden Türkiye sosyalist hareketine, kadın hareketinden gençlik hareketine, ekoloji hareketinden emek hareketine, inanç gruplarından, halklara, Hakkari’den Kars’a, Van’dan İzmir’e, Adana’dan Ankara’ya kadar bu ülkede yıllardır mücadele eden milyonlarca yurttaşın iradesini temsil ediyor. Bu nedenle HDP’nin zannettiğinizden daha kudretli bir stratejik aklı var. İktidara yaranmak için bize akıl vermekten vazgeçin.

“HDP HALKIN RIZASINI KAZANMIŞ BİR ADAY ÇIKARABİLİR”

Bu ülkede yüz yıldır baskı ve inkâr üzerine kurulan siyasi geleneğe karşı HDP Üçüncü Yolun ittifakıdır. Bünyesinde taşıdığı ve üzerine yükseldiği bileşenleri, bireyleri ve halk desteğiyle temel muhalefet merkezidir. Bu gelenek ve bu stratejik akıl toplumu savunan, halkın rızasını ve güvenini kazanmış bir aday çıkarabilir ve bu halk ne size ne de ittifakınıza ihtiyaç duyacaktır. HDP olduğu müddetçe Türkiye’de ne faşizmin ne de inkâr ve asimilasyonu benimsemiş zihniyetlerin amacına ulaşması mümkündür. Türkiye halkları sizlere mecbur değildir.

Yorumlar