Türkiye’nin Suriye politikası 7 yılda nereden nereye geldi?

Prof Tür,Türkiye’nin Suriye politikasına ilişkin açıklamalarda bulundu

Türkiye’nin Suriye politikası 7 yılda nereden nereye geldi?

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Özlem Tür, Türkiye’nin Suriye politikasını değerlendirdi.

Türkiye’nin Afrin operasyonunu değerlendiren Tür, “Afrin müdahalesini dış politika olarak değerlendirmek çok yanlış. Bunu iç politikanın da bir devamı olarak görmemiz de gerekir… Operasyonu, Kürt meselesinden, Astana sürecinden, İdlib'den bağımsız düşünemeyiz. Afrin Türkiye için stratejik önemde. Türkiye’nin müdahalesini anlayabiliyorum. Fakat bu sadece oradaki gerçeklerle değil, iç politikayla çok ilgili ve Suriye içinde başka bir dinamiğin de parçası. Kim nereyi alacak ya da kontrol edecek çözümlemesinin de bir parçası” dedi.

Prof. Özlem Tür,  DW Türçe’den Aslı Işık’ın sorularını yanıtladı.

* Türkiye’nin Suriye politikası 7 yılda nereden nereye geldi?

Dönemin konjonktürü düşünüldüğünde 2011'e dönersek, Ortadoğu ile çok derin ilişkiler kurmaya çalışan bir Türkiye'nin yanı başındaki bir gelişmeye gözlerini kapatması mümkün değildi. Türkiye, mart 2011’den itibaren değişik şekillerde Suriye’de yaşananların bir parçası. En başında, reform şartıyla Esad’ın arkasında duruldu. Esad, tüm grupların yönetime katılacağı, köklü bir değişime izin vermedi. Bunun üzerine Türkiye daha aktif bir şekilde meselenin parçası oldu. Ağustos 2011’den sonra Esad’ın gitmesi için muhaliflerle ilişki kuran, burada temsilcilik açmalarına ön ayak olan bir Türkiye görüyoruz. Son iki yılda aktif olarak bölgeye gidip, sadece desteklediği gruplar üzerinden değil, bizzat kendi ordusu ile Suriye’ye gitmiş, savaşın parçası olmuş bir Türkiye var.

* Türkiye’nin başlangıçtaki hedef ve rolüyle şu anki arasında fark var mı?

Türkiye’nin istediğiyle bugün geldiği nokta arasında büyük farklar var. Türkiye Libya’da olanlara bakıp çok kısa zamanda müdahale olacağı öngörüsünden hareket etti. Her ne kadar hükümet Suriye’yi çok iyi bildiğini düşünse de, Suriye’nin Libya gibi olmadığını ya da daha önce yaşananlardan uluslararası aktörlerin bir ders çıkaracağını tahmin etmedi. Onun için de, ‘muhaliflerin yanında olalım nasıl olsa 6 aya bu rejim gidecek’ diye baktı. Esad’ın toplumun değişik kesimlerinden destek bulduğunu ve kök saldığını hesaba katmadı. Muhaliflerin ya da Suriye Müslüman Kardeşler'inin toplumdaki köklerinin Mısır’dakinden çok daha cılız olduğunu fark etmedi. Bu nedenle büyük sorunlar yaşadı. Davutoğlu’nun sözleriyle Türkiye Suriye’deki gelişmelerin lokomotifi olmayı istiyordu. Bu hedef için gerekli koşullar orada yoktu ve Türkiye bunu göremedi.

* Türkiye’nin komşusu Suriye’deki savaşa dahil olması gerekli miydi? Türkiye’nin taraf olmakta ne gibi bir çıkarı vardı?

Esad gidecekti ve sonrasına dair Türkiye’nin önemli bir vizyonu vardı. Tunus’ta Ben Ali gidecek Nahta gelecek, Mısır’da Müslüman Kardeşler gelecek, Suriye’de benzer bir yapılanma olacak ve Türkiye de, bu perspektifte çok daha önemli bir liderlik rolü oynayabilecekti. Türkiye, yeni yönetimle birlikte Suriye İran ittifakını yok edecek ve bu pazarlara daha fazla hakim olacaktı. Kürt grupların güçlenmesini önlemek amacı çok sonradan ortaya çıktı. İlk başta dünya görüşü ve ideolojiyle, (buna tamamen mezhepsel bir yaklaşım demek istemiyorum ama böyle bir boyutu da olan) daha rahat hareket edebileceği ve çok daha iyi modellik yapabileceği bir vizyonla hareket etti. Burada daha geniş bir ideolojik bölge vizyonu vardı.

* Bu süreçte Türkiye nerede hata yaptı?

Suriye iç savaşına baktığınızda genel olarak muhaliflerin yanında olan ülkelerin stratejileri zayıf. Olanların kazananı, eninde sonunda bu kadar olaya rağmen Esad, birazcık İran, Lübnan Hizbullah’ı ve Rusya. Muhalifleri destekleyenler genel olarak zayıflamış durumda, çünkü Esad rejiminin çok kolay gideceği, kendi toplumundan tamamen kopuk olduğu varsayımıyla hareket ettiler.

* Türkiye'nin Suriye politikasında kırılma noktaları neler?

Türkiye çok uğraşmasına rağmen şubat 2012’de BM’den müdahale kararı çıkaramadı. Bu tarihe kadar Arap dünyasıyla ortak hareket etti. Bu tarihten sonra yalnız kaldı. Muhalifleri destekleyerek amacına ulaşmaya çalıştı. Burada bütün muhaliflere eşit mesafede durmadı. Bazı muhalifler daha makbul oldu. Süreç içinde Suriye Kürtleri kötü Kürtler oldular. Türkiye içerideki gruplara mücadelelerinde destek verirken, onların birbirinden ne kadar bağımsız olduğunu göremedi ve buradaki radikalleşmeyi de pek fazla kontrol edemedi. Suriye’deki muhalifler kısa zaman içinde Nusra ile birlikte radikalleştiler. Desteklediği gruplar daha iyi şartlar sunuyor diye, Nusra ya da İŞİD ile birleşebildiler. Türkiye kendini büyük bir bataklıkta buldu. Ama şu da var-  herkes birilerini desteklerken, Türkiye hiçbir şey yapmadan oturamazdı. Türkiye o zaman tamamen yalnızlaşır, sonrasındaki süreçte hiçbir söz söyleme hakkı olmaz. İdeolojik boyut burada ortaya çıkıyor, daha radikallikten uzak, daha geniş bir çerçeve desteklenebilirdi. Bu radikal grupların ortaya çıkmasıyla birlikte Türkiye çok köşeye sıkıştı.

* Türkiye, bahsettiğiniz gruplarla birlikte ne kadar uzun süreli bir politika izleyebilir? Orada istikrarlı müttefiklerden bahsedilebilir mi? İdlib’de olmanın riskleri ne?

İdlib’de olmanın riskleri çok büyük. Bu gruplar başıboş mayın gibidir, bugün sizinle yarın size karşıdır. Rusya ile İran ile Astana’da anlaşılmış olabilir ama ertesi gün farklı bir realite ortaya çıkabilir. Kapalı kapılar arkasında, İdlib’in Esad’a bırakılması karşılığı Türkiye’nin Afrin’e girmesine onay verildiği söyleniyor. Bunun çok da gerçek dışı olmadığı görülüyor. 

* Türkiye’nin Afrin’e müdahalesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Afrin müdahalesini dış politika olarak değerlendirmek çok yanlış. Bunu iç politikanın da bir devamı olarak görmemiz de gerekir… Operasyonu, Kürt meselesinden, Astana sürecinden, İdlib'den bağımsız düşünemeyiz. Afrin Türkiye için stratejik önemde. Türkiye’nin müdahalesini anlayabiliyorum. Fakat bu sadece oradaki gerçeklerle değil, iç politikayla çok ilgili ve Suriye içinde başka bir dinamiğin de parçası. Kim nereyi alacak ya da kontrol edecek çözümlemesinin de bir parçası. Suriye ordusu İdlib’e girerse Türkiye ne yapacak? Söylenen şu ki, Türkiye Afrin’i kontrol edebilecek, İdlib’in de Esad’ın kontrolüne girmesine çok fazla ses çıkarmayacak. Ben Esad’ın Kürtler nedeniyle Türkiye’yi karşısına almak isteyeceğini düşünmüyorum, Afrin konusunda bir anlaşmaya varılabileceğini düşünüyorum.

*Suriye savaşında sona gelindi mi?

Hayır, savaş belirli açılardan yeniden başlıyor. Vekalet savaşlarıyla değil, ülkelerin kendi ordularıyla başlıyor. Orduların varlığı bir taraftan belirli grupların varlığını garanti altına alırken, diğer bölgeler savaş bölgeleri olarak yeniden ortaya çıkacak. Bundan sonra çatışmasızlık bölgeleri genişletilebilirse, daha sonra kim nereyi alacak, yeniden bunun mücadalesi olacak.

* Afrin müdahalesi, bölgesel Kürt politikasını nasıl etkiler?

Bölgedeki Kürtler arasındaki ilişkiye baktığımızda, bölgedeki Kürtleri bir araya getirebilecek önemli bir dinamik oluşturur. Afrin operasyonundan 10 gün sonra Irak Kürt Parlamentosu Afrin operasyonunu kınadı. Türkiye şimdiye kadar Barzani ve Irak Kürtlerini PKK ve Suriye’deki uzantılarından farklı gördü. Afrin ile birlikte zayıflamış olan ilişkiler daha da zayıflama riski taşıyor. Bunun iki grubu bir araya getirebilecek, Türkiye’ye karşı daha güçlü şekilde ittifak yapma riski taşıyor. Bu bağlamda, ileride Türkiye’nin başı ağrıyabilir. Suriye’nin içinde Kürt grupları zayıflatmaya çalışırken, operasyon yeni ittifaklar yaratma riski taşıyor.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2018, 21:31

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER