Ölüm oruçları ve devletlerin yaşatma yükümlülüğü

Biri tutuklu, iki Grup Yorum üyesinin açlık grevinde kritik bir noktaya gelindi

Ölüm oruçları ve devletlerin yaşatma yükümlülüğü

Grup Yorum’un çalışmalarını sürdürdüğü İstanbul’daki İdil Kültür Merkezi’ne bir yıl önce düzenlenen operasyonun ardından gözaltına alınan ve tutuklanan üyelerinden İbrahim Gökçek ve tahliye edilen Helin Bölek'in açlık grevi ölüm orucuna dönüştürüldü.

İçeride ve dışarıda gördükleri baskıları gerekçe göstererek başlattıkları eylemde Gökçek 236, Bölek 233'üncü gününde.

Halen altı üyesi cezaevinde olan Grup Yorum, öncelikle üç yıldır devam eden konser yasaklarının son bulmasını, grup üyelerine yönelik davaların düşürülmesini, İçişleri Bakanlığı’nın haklarında çıkardığı yakalama kararlarının kaldırılmasını ve faaliyetlerini yürüttükleri İdil Kültür Merkezi’ne yönelik baskınların son bulmasını talep ediyor.

EYLEMİ TARTIŞMAK YERİNE DAYANIŞMA TALEP EDİLİYOR

Uzun yıllardır siyasi davalara bakan, ceza hukukçusu avukat Gülizar Tuncer, bir müzik grubunun elemanlarının hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın yasa dışı örgütlerle ilişkili oldukları gerekçesiyle sürekli biçimde baskıya maruz kalmalarının, gözaltına alınıp tutuklanmalarının ve konserlerinin yasaklanmasının mevcut rejimin hak ve özgürlüklere bakışını ortaya koyduğu görüşünde.

DW Türkçe'den Elmas Topçu’nun haberine göre Tuncer, "Böyle bir ortamda, grup üyelerinin önce açlık grevi, sonrasında da ölüm orucuna başlamış olmaları ve durumlarının giderek ağırlaştığı da ortadayken, herkesin, bu eylem biçiminin gerekli gereksiz olduğu tartışmasına girmeksizin onlara destek olması ve seslerini duyurmaya çalışması gerekir" diye konuşuyor.

Biri cezaevinde, diğeri dışarıda ölüm orucunu sürdüren iki Grup Yorum üyesinin eyleminde çok kritik bir noktaya gelindi. Ölüm orucundaki İbrahim Gökçek ve Helin Bölek’in davasına bakan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Didem Baydar Ünsal, müvekkillerinin sağlık durumlarının iyi olmadığını, girdikleri kritik evrede daha da kötüleşmesinden endişe ettiklerini belirtiyor.

Ünsal, "Çok zayıfladılar. Mide bulantıları, baş dönmeleri, ayaklarda yanma, şişme, yürümede zorluk, uyku sorunları, vücutta kramplar ve uyuşmalar, halsizlik, baş ağrısı gibi uzun süreli açlığın olası etkileri görülüyor" diye aktarıyor.

"200'LÜ GÜNLER KRİTİK"

İnsan hakları savunucusu ve adli tıp uzmanı Prof. Şebnem Korur Fincancı, açlık grevlerinde 200’lü günlerin pek çok sıkıntının ortaya çıktığı günler olduğuna dikkat çekiyor.

Diğer yandan geçmişte yapılan açlık grevleriyle karşılaştırıldığında, aşırı kilo kaybı ve beden kitle endeksindeki düşüşe rağmen, B1 kullanımı, sıvı, tuz, karbonat ve şeker alınabilmesiyle kişilerin daha uzun süre hayatta kaldıklarını, sakatlıkların da bir ölçüde engellendiğini belirtiyor.

Fincancı, açlık grevlerinde gidişatın kişinin yaşına, eylemden önceki sağlık durumuna ve bir takım hastalıklarının olup olmadığına bağlı olduğunu da vurguluyor.

Ciddi bir hastalığı olanların açlık grevlerinde, daha erken sıkıntılar, sakatlıklar ve ölümler görülebildiğini de belirtiyor.

Cezaevlerindeki açlık grevlerinin, geçmişte de sesini duyuramayan mahkûmlar tarafından başvurulan bir eylem olduğunu söyleyen Fincancı, "Ancak eskiden daha çok dayanışma ve koordinasyon içinde hareket ediliyor, hasta, yaşlı veya böylesi eylemlere evvelden katılmışlar dahil edilmiyordu" diyor.

"AÇLIK GREVLERİ ADİL YARGI İÇİN ATILAN ÇIĞLIK"

Hessen Barış Ödülü sahibi Prof. Fincancı, devletin açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını yaşam hakkı ihlali kapsamında değerlendirmesi gerektiği görüşünde ve "İnsanların açlık grevi, ölüm orucu çığlığı atmasının, bedenlerini çığlığa dönüştürmesinin nedeni, adil yargılanma hakkının ortadan kaldırılmış olması" diye ekliyor.

1996 ve 2000 yılında yapılan açlık grevlerinde Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi aydınlarla arabuluculuk heyetinde yer alan Zülfü Livaneli de kötümser.

Livaneli, "Türkiye'de cezaevindeki vatandaşların yaşam hakkının korunmasının devlete emanet olduğu ilkesi falan kalmadı" diyor.

Her gün yaşanan çokça ihlalin arasında mahkûmların sesinin duyulmadığını, ülkede evrensel ilkelere de uyulmadığını söylüyor.

"Bakınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar veriyor, uygulanmıyor ama Sivas’ta insan yakan adam serbest bırakılıyor. Görmemiz gereken yargının taraf olduğu" diye de ekliyor.

LİVANELİ: SİYASİ TUTSAKLAR DÜŞMAN OLARAK GÖRÜLÜYOR

Zülfü Livaneli, "Devlet hapishanede yargılanmayı bekleyen kişileri kendi yurttaşları olarak değil, hasım gibi görüyor. Fikri de, zikri de, hatta mevcudiyeti de ortadan kalksa memnun oluruz diye bakıyorlar."

Avukat Gülizar Tuncer, devletin siyasi tutukluları "düşman güçler" olarak gördüğünün dava dosyalarına da geçtiğini söylüyor.

Tuncer, 19 Aralık 2000 tarihinde tutuklu ve mahkûmların F Tipi Cezaevleri’nin açılmasına karşı başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu eylemini sona erdirmek ve F Tipi Cezaevlerine geçişi sağlamak amacıyla yapılan operasyonlarda 30 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatıyor.

"Türkiye genelinde siyasi mahpusların kaldığı 20 cezaevine yönelik düzenlenen bu operasyonun dava dosyalarına giren müdahale planlarında gördük ki devlet, ‘dost güçler’ olarak nitelediği özel birimlere mensup asker, polis ve infaz koruma memurlarından oluşan silahlı güçleri, ‘düşman güçler’ olarak niteledikleri mahpusların üzerine adeta onlara karşı savaş açmışçasına göndermiş ve devamında da süregelen ölüm oruçlarında talepleri kabul etmeyerek bu süreçte toplam 122 kişinin ölümüne neden olmuştur."

Ölüm orucundaki Grup Yorum üyelerinin duruşması 14 Şubat'ta yapılacak. DHKP-C üyeliği ile suçlanan sanatçılar hakkındaki iddianame 11 ay sonra hazırlanmıştı.

Geçen kasım ayında tahliye edilen grubun vokalisti Helin Bölek, eylemine dışarıdan devam ediyor.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2020, 09:24

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER