ÖHP’den Koruköy raporu: Yüzlerce kişi köyü sardı; asker giyimli sakallılar da vardı

Özgürlükçü Hukukçular Platformu, 19 gündür ablukanın sürdüğü Nusaybin Koruköy’de yaşananlara ilişkin raporunu açıkladı

ÖHP’den Koruköy raporu: Yüzlerce kişi köyü sardı; asker giyimli sakallılar da vardı

Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP), Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Koruköy’le ilgili hazırladığı raporu açıkladı.

11 Şubat’ta sokağa çıkma yasağı ilan edilen Koruköy’de yasak kaldırılmasına rağmen abluka sürüyor.

Çağdaş Kaplan’ın Gazete Karınca’daki haberine göre, gözaltında işkence gördüğü belirtilen köylülerin anlatımlarının yer aldığı raporda, köyde yaşanan hak ihlallerine dair çarpıcı ifadeler yer aldı.

26 Şubat’ta köye girmeye çalışan fakat köye girişleri engellenen ÖHP üyesi  avukatların hazırladığı raporda, Koruköy’de yaşananlar hakkında “birçok ilçede, köyde 2015 yılından beridir yaygın olarak uygulanan sokağa çıkma yasağı politikalarının hukuk dışı uygulamaların sürdüğünü ortaya koymaktadır” ifadesine yer verildi.

Raporda köyde kolluk güçlerince yapılan uygulamaların “ulusal ve de uluslararası mevzuat ile güvenceye alınan başta yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere en temel hakları ihlal ettiği” belirtildi.

‘YÜZLERCE KİŞİ KÖYÜ SARDI; ASKER GİYİMLİ SAKALLILAR DA VARDI, MASKELİLLERDE’

Koruköy’den yasağın 6. günü hastalık nedeniyle çıkabilmiş, halen annesi ve akrabaları köyde bulunan N.D’nin raporda yer alan anlatımlarından bazı bölümler şöyle:

Köylüler herkes evinde bekliyordu. Çatışma sesi, silah vb sesler yoktu. Bir yarım saat sonra kapı çalındı. Aralarında askerler vardı, sivil giyimliler vardı. Rütbelerini gösteren bir şey yoktu.  Yüzleri kapalı olanları bilemedik, asker giyimli sakallı olanlar da vardı. Yüzlerce kişi sardı bir anda köyü, alışık olunmadık askerlerdi, ellerinde farklı silahlar da vardı. Herkesin aklına 90’lar gelse de böyle bir şey görmedim ben hiç halan anlamış değilim. Hepimizin kimliğini kontrol ettiler.

Kimliklere bakıyorlardı. Akıllı telefon var ise bakıyorlardı mesajlara, fotoğraflara. Telefonda aldığımız haberlerden bildiğimiz kadarıyla evleri yakıldığı söylenilenler;  Abdi Aykut, 2 katlı evi yakılmış, hayvanlarının halen kayıp olduğu söylendi. Sabri Bayhan evinin bir bölümü yıkıldı. Cemil Ay, hayvanları için kullandığı içinde yem olan evi yakılmış Vasfi Doğan’ın ve de Ali Görgün’ün ev yakılmış. Hem evi yakılıp hem de gözaltında olanlar Vasfı doğan, Abdi Aykut, Sabri Ayhan .

Ancak kaç kişi ölmüş, kaybolan var mıdır yok mudur, evler yakılmış mı yıkım var mı yasak kalkınca görürüz ama hala ailemiz orada ve korkuyoruz.

‘ABDİ AYKUT’U YANIMIZA GETİRİP ‘BAŞINA BİR ŞEY GELİRSE SİZDEN BİLİRİZ’ DEDİLER’

Gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan E.K. ise anlatımlarında köyde baskın öncesi herhangi bir çatışmanın yaşanmadığına dikkat çekti.

E.K., gözaltında işkence gördüğüne dair fotoğrafları ortaya çıkan Abdi Aykut’un bir süre işkence görmüş halde yanlarında bekletildiğini ve askerlerin kendilerine, “İç kanama geçiriyor olabilir, başına bir şey gelirse sizden biliriz. İyi bakın” dediğini söyledi.

E. K.’nın tanıklığı ise raporda şöyle yer buldu:

Beni aldılar, köyde gezdirdiler. Köyde onlarca asker vardı. Sivil giyimliler de vardı, köyün her yerindeydiler. Biraz dışarıda beklettiler, hava soğuktu yaşlıyım dedim. Sonra beni Ferhan Doğan’ın evine götürdüler, orda beklettiler. Ben beklerken askerler diğer köylüleri de getirdi, anladığım kadarıyla çok fazla arama vardı. Ferhan Doğan’ın evine bilgiler geliyordu. Üst rütbeliler ordaydı. Her şey onlara soruluyordu. Beni oradan aldılar, askeri araca götürdüler saat 00.30 kadar falan orada beklettiler.

Hakaret ediyorlardı, kötü davranıyorlardı her getirdiklerine. Şükrü’yü yanımızda dövdüler birkaç asker beraber. Tahminime göre 02.00 civarı bizi Nusaybin’e askeri merkeze getirdiler. Beni ve onları kürsüde/sandalyede sabaha kadar oturttular. Sabah bir alt kata yatak olan küçük bir odaya aldılar. 3 sünger yatak vardı ama 8-9 kişi kalıyorduk. Sürekli 2/3 kişi getirip götürüyorlardı. Gün geçtikçe köyden getirilenler çoğaldı. Kaç kişi olduk hatırlamıyorum hepsinden haberimiz olamadı ama arada asker kaçağı olan 4 kişiyi bıraktılar.

Abdi Aykut benim olduğum odaya getirildi, durumu kötü görünüyordu. Nöbetçi (asker) gelip  “iç kanama geçiriyor olabilir, bir şey gelirse başına sizden biliriz. İyi bakın” dedi. Bizimle alay eder gibi.

Gözaltındakilerden Behçet Koçhan tutuklandı zaten ona işkence yapılmıştı, bağırıyordu.

‘EVLER YAKILMIŞ, HAYVANLAR ÖLMÜŞTÜ’

26.02.2017 tarihinde köye girip çıkmış S.D. ise anlatımlarında şu ifadelere yer verdi:

Daha öncesinden hiçbir şekilde izin verilmiyordu. Hatta bilgi verilmiyordu biz ailelere ama 2 gündür basında çok yer aldığı içindir belki sadece saman, hayvan yemi götürmeme izin verildi. Onun için de Nusaybin Merkez Jandarma’dan izin istiyoruz, köyde ikametgahı resmi varsa eğer izin veriliyor. Jandarma köydeki birimlere haber veriyor. Şu plaka ile şu kişi yem getirecek diye anons geçiyor. Bizler de köy yolunda aramalardan geçerek köye gidiyoruz. Yanımda yem ve köylüler için biraz erzak vardı, jandarma ilkinde baktılar sıkıntı olmadı. Köyde 15 km kala da arama yapıldı, köyün girişinde yakın yine arama yapıldı. Yanımda olan Abdullah Doğan’a dönüp yükünüzü bırakıp geri geleceksiniz dedi. Yanımıza 2 asker verdi zaten etraf asker kaynıyordu.

Sağımız ve solumuzda olmak üzere asker vardı. Köyün içine tam girmedik yakın bir yola samanları indirdik. Abdullah Doğan, erzakları aldı köyde tek yol vardır, Abdullah amcamı bıraktım biraz uzak bir yere istemeye istemeye. Birkaç çocuk dışarıda idi. Köylülerden kimse ile konuşamadık. Dışarıda, 3 evin bahçesinde balkonunda askerler vardı, oturmuşlardı, bir şeyler –çay- içiyorlardı.

Köyün girişinde olduğu için bunları gördüm başka bu şekilde ev var mı bilmiyorum. Bunlar Behçet Koçhan, Hasan Bayhan ve Halim Zengin’e ait evlerdi. Ferhan Doğan’ın evi sakin görünüyordu. Köyden çıkarken diğer tarafta olan taziye evinde kalabalık asker grubunun toplandığını, askeri araçlar olduğunu fark ettim. Gördüğüm kadarıyla Abdi Aykut’a ait ev tamamen yanmış haldeydi.  Girişte ve yerde 2-3 hayvan leşi ve inek leşi vardı. 

Köy halkından birkaç kişi gözümüze çarptı ama konuşamadık. Ancak biz yükü indirirken Antalya’da çalıştığını bildiğim Şeyhmus Zengin ve babası askerlere yaklaştı. Antalya’da çalıştığını, izne geldiğini, köyde mahsur kaldığını, çıkmak istediğini söyledi. Ancak askerler, buna izin olmadığını, her türlü girişi çıkışın Nusaybin’den haber verildiğini, evlerinde kalmaları gerektiğini, yasağın kalkma tarihinin de kendilerine söylenmediğini söyledi.  Duvarlarda beyaz boya ile bir şeylerin üstünün kapatıldığını gördük. Yazılanları görmedik ama beyaza boyandığı, yeni olduğu belliydi. Yeğenlerimi görmek istediğimi ısrarla söylememe rağmen köyün diğer tarafına geçmemize izin vermediler.

’60 YAŞINDAKİ İNSANLARA SALDIRMIŞLAR’

Gözaltından serbest bırakılan O.D. ise yaşadıkları işkenceyi şöyle anlattı:

Sürekli “teröristleri gördün mü?, mayını kim döşedi, gördün mü” şeklinde sorular sordular. İlk günlerde bizi hastaneye muayeneye götürüyorlardı. Sonra doktor olduğumuz yere gelmeye başladı, biz gitmedik. Sadece iyi misin diye soruyordu doktor uzaktan ve gidiyordu. Bir gece Abdi Aykut’u olduğum odaya getirdiler. Yüzü, gözü kanıyordu. Göğsünün ağrıdığını söyledi, morarmıştı,  dipçikle vurdular dedi. Hepimiz korku içindeydik. Behçet Koçhan’ın ise kafasına vurdukları söyleniyordu. Yaşlılardan da Zahir Doğan ve eşi Hanife Doğan 60 yaşlarındadırlar. Onları zorlamışlar, hakaret etmişler, dövmüşler sonrasında kısa sürede bıraktılar.

RAPORDA ‘İŞKENCE’ VURGUSU

Raporun sonuç bölümünde, köylülere yönelik uygulamalara dikkat çekilerek bunların ‘ayrı ayrı işkence biçimleri’ olduğu vurgulandı:

Nusaybin’e bağlı Korkuköy’de operasyon gerekçesi ile sokağa çıkma yasağının edilmesinden sonra gözaltına alma şeklinin kanuna uyulmadan yapılması, köylülerin ihtiyaçlarının giderilmesine izin verilmemesi, köylülere aşağılayıcı davranışlarda bulunulması, hakaret ve küfür edilmesi, köyde saatlerce bekletilmesi, gözltında olanlar ile köyde bulunanların farklı şekilde tehdit edilmesi, gözaltına dair bilginin şahıslara ne de ailelere verilmemesi, sürekli defalarca arama yapılması, fiziki olarak kaba dayak ve kimi yöntemler ile uygulananların, sistematik olarak ülkede yaşananların devamı niteliğinde olması ve tüm köyün etkilenmesi itibariyle ayrı ayrı işkence biçimleridir.

Koruköy’de yaşananlar; birçok ilçede, köyde 2015 yılından beridir yaygın olarak uygulanan sokağa çıkma yasağı politikalarının hukuk dışı uygulamaların sürdüğünü ortaya koymaktadır.

TALEP VE ÖNERİLER

Önerilerin de sıralandığı raporda, sağlıklı bilgi alınabilmesi için köye giriş çıkışların açılması, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘derhal’ soruşturma başlatarak delilleri toplaması, insan hakları ve hukuk kurumlarının da köye girişine izin verilmesi gerektiği belirtildi.

Ayrıca Adalet ve İçişleri bakanlıkları tarafından mevzuata aykırı işlemlerde bulunan kamu idarecileri hakkında etkin adli ve idari soruşturma yürütülmesi gerektiği de raporda kaydedildi.

Öncelikle İl İdaresi Kanunu’nun 11/C Maddesine dayanılarak ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının hukuki dayanaklarının olmadığını belirtiyor, hukuki denetiminden uzak sokağa çıkma yasağı uygulamalarından derhal vazgeçilmesini ve sokağa çıkma yasağının bir an önce kaldırılması gerektiği ifade ediyoruz. Köy halkının temel gıda maddelerine ve sağlık hizmetine erişimi konusunda her türlü imkan sağlanmalı, köye giriş çıkışlar açılarak sağlıklı bilgi alınmalı ve endişeler giderilmelidir.

Koruköy’de yaşanan hak ihlalleri,   kamuoyuna yansıyandan daha büyük ve ağır niteliktedir. Ölümlerin yaşandığı bilgisi ifade edilse de sayı ya da kişi netleştirilememiştir.

Köyde bulunan güvenlik güçleri ve Jandarma Merkezi’nde askerler tarafından gerçekleştirildiği beyan edilen ağır   yaşam   hakkı   ihlali,   vücut bütünlüğünün   ihlali,    zorunlu   ihtiyaçların karşılanmasına izin vermeme, özgürlüğünden yoksun bırakma, işkence, ayrımcılık ve ırkçılık içeren tutum ve eylemlere dair yüzlerce beyan ve bilgi mevcuttur. Söz konusu ihlallerin bire bir ayrıntılandırılması gereksiniminin yanı sıra bir bütün olarak sokağa çıkma yasakları ve bağlı operasyonların Koruköy sakinlerinin tamamı için işkence ve kötü muamele kapsamında değerlendiriyor incelenmeyi gerektirdiğini tekrarlıyoruz.

Köye temizlik görevlileri, kepçeler, boya malzemeler vb girişi dikkate alındığında soruşturmalar için delil olacak birçok olgunun, görüntünün ortadan kaldırılma gerçeği karşısında Cumhuriyet Başsavcılığı derhal soruşturma başlatarak delilleri toplamalıdır. Bu konuda İnsan hakları kurumları, Hukuk Kurumlarının girişine izin verilmelidir.

Koruköy sakinleri, Mardin Valilik’in ve de İçişleri Bakanı Sn. Süleyman Soylu’nun açıklamaları ile “terörist” ya da “potansiyel terörist” olarak nitelendirmekte, kriminalize edilmişlerdir.

Güvenlik güçlerinin, ağır insan hakları ihlalleri içeren eylemlerinden dolayı yargılanmayacaklarına dair inanç ve güvenle hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Yapılan incelemelerinden, ortaya çıkan hak ihlali iddialarına yönelik olarak; mağdurların ayrıntılı beyanları alınmalı, gözaltı birimlerindeki kamera kayıtları ve mağdurların hastane raporları ivedilikle celp edilip; mağdurların Adli Tıp Kurumuna sevki sağlanmalı ve sorumlu kişiler hakkında etkili ve tarafsız bir soruşturma yürütülmelidir.

Yaşananların ortaya çıkması için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun acilen bir alt komisyon kurarak inceleme başlatması, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun ciddi hak ihlalleri ile ilgili inceleme yapması, Adalet ve İçişleri bakanlıkları tarafından mevzuata aykırı işlemlerde bulunan kamu idarecileri hakkında etkin adli ve idari soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.

Ulusal ve de uluslar arası mevzuat ile güvenceye alınan başta yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere en temel haklar ihlal edilmiştir. Yaşanan diğer örnekler maalesef ki güvenlik operasyonu yapılan il ve ilçelerdeki hak ihlalleri ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmadığı göstermiştir. Bu konuda başta hukuk kurumları, insan hakları kurumlarının yaşanan ağır insan hakkı iddialarına karşılık duyarlı olmaya çağırıyoruz.


YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER