Öcalan'ın avukatları konuştu

Avukatların yaklaşık 2 aydır yaptığı başvurulara ise hiçbir yanıt verilmiyor

Öcalan'ın avukatları konuştu

Yaptıkları 4 görüşmenin ardından yaklaşık 2 aydır müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme başvurularına herhangi bir cevap verilmediğini belirten avukatlar, “Bizim başvuru yaptığımız ve cevap gelmeyen her süreç olumsuz, negatif bir süreçtir. Eski tarzın devam etmesidir” dedi.  

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan ve 200 gün süren açlık grevi sonrası 2 Mayıs’ta İmralı Adası’na giderek müvekkilleriyle görüştü. Bu görüşmenin ardından 22 Mayıs, 12 ve 18 Haziran’da 3 görüşme daha gerçekleştiren avukatların yaklaşık 2 aydır yaptığı başvurulara ise hiçbir yanıt verilmiyor. Öcalan’ın avukatları Rezan Sarıca ve Cengiz Yürekli, yapmış oldukları 4 görüşmede tartışılan konuları ve İmralı tecridini değerlendirdi. 
 
8 yılın ardından yapılan 4 görüşmede de Öcalan’ın sağlık durumunun iyi olduğunu aktaran Avukat Rezan Sarıca, “Aynı zamanda çok moralli gördük. Sayın Öcalan daha çok toplumun sağlığını önemsiyor. Bu konuda da önemli olan toplumun sağlığı olduğunu, yaşanan sorunların çok önemli olduğunu ve merkezine bunları aldığını, bu sorunların çözülmesi halinde toplum sağlığının yerine gelmesiyle herkesin aslında durumunun iyi olabileceğini söyledi. Ancak görüşmelerin tamamında baktığımız nefes sorunu ve uyku sorunu yaşadığını gözlemlediğimizi söyleyebiliriz” dedi. 
 
‘MEKTUBU ÖNCE MUHATAPLARI İLE PAYLAŞTIK’
 
Açlık grevlerinin devam ettiği 2 Mayıs’ta yaptıkları görüşmeyi neden 4 gün gecikmeli olarak açıklamasına ilişkin ise Sarıca, şu ifadeleri kullandı: “Biz görüşmelerin içeriği, Sayın Öcalan’ın dışarıya ve grevcilere dönük ortaya koyduğu mektup yönteminin niteliğiyle ilgili bir yaklaşım içerisine girmek durumundayız. Sonuç itibarıyla grevcilerin bir kararlığı var, bir taraftan Sayın Öcalan’ın bu konudaki bir düşüncesi, talebi ve yaklaşımı söz konusu. Bunları ölçüp biçen ortaya koyan esasında Sayın Öcalan’ın bizlerin istediği üzere muhataplarıyla görüşmeden sonra kamuoyu ile paylaşabileceğini dair bir durum söz konusu oldu. Bizler de görüşmelerden sonra muhataplarıyla görüşmelerimizi yaptıktan sonra kamuoyu ile paylaştık.” 
 
'18 HAZİRAN GÖRÜŞMESİ ANİ OLDU'
 
Kamuoyunda çokça tartışılan ve 18 Haziran’da yaptıkları görüşmenin ardından Doç. Ali Kemal Özcan’ın Öcalan’ın mektubunu paylaşmasına ilişkin de Sarıca, “18 Haziran görüşmesi Salı gününe denk geldi. Ani gelişen bir görüşme oldu. Daha çok Çarşamba gününe yönelik bir hazırlığımız ve başvurumuz vardı. 18 Haziran’da da Sayın Öcalan’ın bize vermek istediği mektubu biz akabinde aldık. Mektubu biz esas muhatabı HDP ile görüştükten sonra Cuma günü hazırlıklarımız doğrultusunda kamuoyu ile paylaşmayı planlıyorduk. Bizlerin HDP ile görüşme süreci devam ederken Ali Kemal Özcan Perşembe günü bizimle de görüşmeye çalıştı ama farklı bir amaç farklı bir sonuç alma yaklaşımları olabilirliği üzerinden bizler kendi çalışmamızdan sarkmadık. Kendi çalışmamıza olduğu gibi devam ettik. HDP ile görüşmemizi sürdürdük ve Sayın Öcalan ile yaptığımız görüşmenin içeriği de dahil olacak şekilde mektupla birlikte Cuma sabahına kamuoyu ile paylaştık. Arkasından HDP kendi yaklaşımını açıklamış oldu. Burada önemli olan bu tür kritik ve tarihi süreçlerde Sayın Öcalan’ın yaklaşımının doğru anlaşılması gerektiğidir. Geçici ve gündelik bazı gelişmelere sıkıştırılmaması tarihi nitelikteki Kürt sorununun geldiği nokta itibarıyla Sayın Öcalan’ın yaklaşımlarını böyle araçsallaştırılmaması gerektiğini yeniden vurgulamak durumundayız” diye konuştu.

Sarıca, Öcalan ile 18 Haziran’dan sonra herhangi bir görüşme gerçekleştirmedikleri için Ali Kemal Özcan ile bir görüşmenin yapılıp yapılmadığını teyit ettiremediklerini söyledi.
 
‘KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE GİDEN ANAHTAR POZİSYONUNDA’
 
2 Mayıs’ta yaptıkları görüşmede Öcalan’ın kamuoyu ile paylaşılmak üzere kendilerine verdiği 7 maddelik deklarasyonun bir maddesinin “İmralı duruşu” olduğunu sözlerine ekleyen Sarıca, “26 yıldır barış mücadelesine vurgu yapan Sayın Öcalan aslında bu duruşunun 24-26 yıldır sürdüğünü, Özal döneminde bu yana bir barış mücadelesi yürüttüğünü, her seferinde bütün yaşananlara edindiği, fark ettiği bütün fırsatları olabildiğince değerlendirmeye çalıştığı ve ortaya koyduğunu yakın tarih bize gösteriyor. İmralı duruşundan kastı budur. Kendisinin çözüm gücü olduğunu, politik özne olduğunu, İmralı duruşunun Kürt sorununun çözümüne giden anahtar pozisyonunda olduğunu vurgulamak açısından İmralı duruşunu merak edenlere söyleme açısından ortaya koydu. Sayın Öcalan açlık grevleri gibi tarihi nitelikteki bir eylemi sonlandırarak bahsettiğimiz yaşatma siyasetinin örneğini yakın zamanda tekrar göstermiş oldu. Bu anlamıyla 2013-2015 sürecinde deneyimlediğimiz durumu biz yakın zamanda Mayıs ve Haziran aylarında yeniden deneyimledik. İmralı duruşu olarak kast ettiği böylesine bir durumdur” ifadelerini kullandı.
 
‘TOPLUMSAL MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYİ KAST ETMEKTEDİR’
 
Görüşmelerde Gandi örneğinin ön plana çıktığını söyleyen Sarıca, “Gandi açlık grevi yapmıştır. Ancak açlık grevinin toplumsal mücadele ile ve toplumsal örgütlülükle besleyerek başarılar elde etmiştir. Bu anlamda mevcut Türkiye siyasetinde siyasal, sivil, toplum, politik alanın ve üçüncü yola talip olan güçlerin ciddi bir yetersizliğinden bahsetmektedir. Bu anlamda gerekirse demokratik müzakere siyasetini güç verecek eylemselliklerin olması gerektiği inancındadır. Yani baskıların olduğu doğrudur ancak bu alanda yeni sivil eylemsellikler, demokratik talepleri açığa çıkaracak bir siyaset tarzının geliştirilmesini düşünmektedir. Kısaca toplumsal mücadeleyi büyütmeyi kastetmektedir” diye dile getirdi.
 
‘HALK BELEDİYECİLİĞİ GELİŞTİRİLEMEDİ’
 
Öcalan’ın belediyecilik konusunda da “Halk belediyeciliği geliştirilemedi. Eğer kayyum atarlarsa sahip çıkamazsanız belediyeleri tutamazsınız” şeklinde bir tespiti olduğunu ve bu konuda eleştirilerinin de olduğunu ifade eden Sarıca, “Öcalan’ın bahsettiği şey gerçekleşti. Kayyum geldi ancak halk belediyelerine sahip çıkmadı. Çünkü halkla iç içe çalışma durumu söz konusu değildi. Halk belediyeciliği, katılımcı bir belediyeciliğin geliştirmemiz gerekiyor ki demokrasiyi geliştirelim. İnsanlar belediyeyi kendinden bilsin. İnsanların sorunları bir arada olsun. İnsanlar kendi sorunlarını, kendi çözümlerini bir arada geliştirsin. Bu anlamda Sayın Öcalan’ın daha önce çizdiği perspektifler mahalle köy komünlerinden tutalım kent meclislerinin hepsi yerel yönetim anlayışı kapsamına giriyor. Sayın Öcalan Diyarbakır’da sokakta çalışacağını belirtmişti. Öcalan’ın vermiş olduğu örnek toplumculuğu yansıtmaktadır. Bu anlamda kimse karikatürize etme noktasında bir yaklaşım sergilemesin. Burada esas olan popülizm değil ciddi anlamda içselleştirilmiş bir duyguyla toplumculuk durumudur. Herkes bu anlamda kendi görevine, kendi durduğu noktaya sahip çıkarak bu çalışmayı yürütmesi gerekiyor ki buda geldiğimiz noktada hakikaten Kürt sorununun çözümünde de demokratik müzakereye katkı verecek ve demokratik zihniyeti geliştirecek bir durumdur” dedi.
 
‘MEM Û ZÎN DEMOKRATİKLEŞMENİN SANCISIDIR’
 
Öcalan’ın Mem û Zîn destanına değindiğini hatırlatan Sarıca, “Kendisinin bu tür tarihi destanlara ve olaylara karşı yaklaşımının çok sosyolojik bakış açısıyla ele aldığını söylüyordu. Tarih ve günceli bugün ayrı ayrı iç içe analiz ettiğini ve farklı yaklaşım içerisinde olduğunu dile getiriyordu. Mem’in yaşamak istediği aşkın imkansız bir aşk olduğunu ve demokratikleşmenin sancısı olarak tarif ediyordu. Mem û Zîn destanında demokratikleşen bir Kürt yurtseveri kişiliği söz konusu. Ancak aynı şekilde sistemin düzeninde farklı arayışlar içerisinde olduğunu bu asimilasyon ve kültürün zayıflaması meselesini kendiliğinden olmadığını düzenin ve sisteminde bu yönlü farklı arayışlarının olduğunu hatta proje bazında ailesel, aşiretçilik ve bireysel yaklaşımlarla girişimlerin olduğunu söylemesi dikkat çekici bir durumdur. Dolayısıyla Mem û Zîn’deki demokratikleşecek bir Kürt kişiliği karşısında düzenin iş birlikçi Bekolaşan kişiliğinin olduğunu ortaya koyuyordu. Toplumun bir Beko’dan ziyade binlerce Beko’ya dönüştüğünü ve yüzde doksanının Beko kişiliğine kavuştuğunu dolaysıyla bu ciddi uyarıyla bu hikaye üzerinden yeniden paylaştı” diye belirtti.
 
'HDP'NİN ASLİ GÖREVİ SİYASET GELİŞTİRMEKTİR'
 
Öcalan’ın görüşmelerde günümüzdeki kutuplaştırma siyasetine karşı 3’üncü yolu çözüm olarak sunduğunu aktaran Öcalan’ın avukatı Cengiz Yürekli ise, “Sayın Öcalan HDP’ye bu anlamda ciddi bir değer atıf etmektedir. iktidarın halklardan yana bir demokrasi üretimi söz konusu değil. Bu rolü ezilenler adına oynayacak olan HDP yani üçüncü yol partisidir. Sayın Öcalan HDP’nin bütün iyi niyetine rağmen eğer doğru bir pozisyon oynayabilse yüzde 30’lara kadar bir başarı sağlayabileceğini ön görmektedir. Bu beklenti içerisindedir. HDP’nin kendi pozisyonu, demokratik müzakereci pozisyonuna katkı sunması gerekmektedir. Bu anlamda da HDP’nin demokratik anayasa ittifakı temelinde bir rol oynaması gerekmektedir. Çünkü kendisi de demokratik bir ittifaktır. HDP başlı başına bir demokrasi ittifakıdır. Bu yönlü bir çaba içerisinde olması, siyaset geliştirmesi HDP’nin asli görevlerindendir” diye ifade etti.
 
‘KÜRDÜN HUKUKTA YERİ GÖZÜKMÜYOR’
 
Öcalan’ın demokratik anayasa ittifakını da temel gündem olarak ele aldığına işaret eden Yürekli, “Çözümün geleceği noktalarından biri de demokratik bir anayasaya erişimdir. Bu anlamda Sayın Öcalan’ın mevcut anayasayı zaten önceden de biliyoruz sorunlu bulmaktadır. Başta anayasada yer alan ulus kavramı tamamıyla sorunlu bir kavramdır. Diğer etnik aidiyetleri, Kürtler ve dini kimlikleri toptan ret eden homojen bir anayasa söz konusudur. Devlet ve vatandaş ilişkisi yanlış tanımlanmıştır. Anayasaya baktığınızda vatandaşa neredeyse bireysel ve toplumsal yer vermeksizin temel öğe olarak devlete esas almakta, devleti korumaktadır. Sayın Öcalan bunların hepsini sorunlu görmektedir. Vermiş olduğu örneklerden biri Kürtlerin hukukta yeri olmadığını ifade ediyor. Mevcut Kürt oluşumları ne olursa olsun fiili olarak yürümekte ve yasal bir alt yapıları bir güvenceleri söz konusu olmadığını dile getiriyor. TRT 6’te dahi böyle bir durum söz konusudur. Kürdün hukukta yeri gözükmüyor. Ancak bundan sonra anayasada kısa da olsa kendi varlıklarını güvenceye alma durumu söz konusudur. Sayın Öcalan zaten kendi mücadelesinin bir yönüyle de Kürtlerin hukuk kapısından geçirilmesi mücadelesi olarak görmektedir. Tabi Anayasayla olacak iş değil. Devamla kendisinin özellikle çok önemsediği bahsettiğimiz yerel yönetimler yasası ve sivil toplum yasası gibi önermeleri söz konusudur” dedi.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Demokrat Haber'e Bağış Yap >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER