Libya krizi: 'Türkiye yardım etmeseydi Trablus hükümeti çökerdi'

Hafter güçlerinin işlemiş olduğu savaş suçlarına dikkat çeken Libyalı analist, BAE’nin Libya’da yerine getirdiği role ilişkin çeşitli iddialar dile getiriyor

Libya krizi: 'Türkiye yardım etmeseydi Trablus hükümeti çökerdi'

Libya Ulusal Meclisi Başkanlığı yapmış olan Abdurrahman es Suveyhli’nin oğlu Ahmet es Suveyhli, Libya’daki mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Libya, Türkiye kamuoyunun yıllardır Suriye’ye olan ilgisi nedeniyle ihmal edilen ve biraz kıyıda köşede kalmış bir coğrafya. Ne Libya iç savaşındaki dengeler, ne küresel ve bölgesel aktörlerin Libya’da savaşan güçlere ilişkin tutumu, ne de savaşan tarafların bu günlere nasıl geldiği ayrıntılarıyla biliniyor. Çok büyük genellemeler üzerinden Serrac hükümeti Müslüman Kardeşler’le özdeşleştirilirken, Medhali Selefilerle Hafter arasındaki işbirliğine dair bilinenler ise oldukça sınırlı. Türkiye’de iktidarın yetersiz bilgilendirmesi nedeniyle Libya’daki duruma ilişkin daha çok propagandaya dönük tartışmalar yapılıyor, yorumcular meseleyi aydınlatmaktan çok karartmayı tercih ediyorlar. Suveyhli’nin verdiği bilgiler ise Serrac hükümetiyle Türkiye arasındaki ilişkilerin doğasına az çok ışık tutuyor.

Libya’da ailesi önemli bir siyasi aktör olan Ahmet es Suveyhli, Gazete Duvar’dan İslam Özkan’ın sorularını yanıtladı.

‘SUUD YANLISI MEDHALİ SELEFİLER, IŞİD’E KARŞI MÜCADELE ETTİĞİNİ İDDİA EDEN HAFTER’E BÜYÜK DESTEK VERİYOR’

Libya’daki son durum ve gelişmelerle ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz öncelikle?

Taraflar arasındaki kriz, Hafter güçleri Trablus hükümetine savaş açtığını ilan ettiğinde geçen sene nisan ayında patlak verdi. Hafter geçen sene Trablus’a ilk saldırısını gerçekleştirdiğinde BM Genel Sekreteri Guterres Trablus’taydı. Bu herkes için beklenmedik bir şeydi ve büyük bir şok yarattı. Hafter’in baştan beri hedefi, Libya’da güç yoluyla iktidarı ele geçirmek ve ülkenin diktatörü olmaktı. Nitekim daha önce yaptığı bir açıklamada Libya’nın demokrasiye hazır olmadığını söylemişti.

Kendisi IŞİD’le ve selefi cihadilerle mücadele ettiğini söylüyor ama onun askeri alandaki en etkili silahı, fanatik Selefilerdir. Biz onları Medhali Selefiler olarak adlandırıyoruz. Savaş suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Libya hükümetinden kendisini yargılamak üzere verilmesini istediği tek kişi, aşırılıkçı selefi olan Mahmut Vurfelli’dir. Bu kişinin, tıpkı IŞİD’in yaptığı gibi sokak ortasında binlerce insanı infaz ettiği videoları internette bulmak mümkündür. Bu fanatik selefiler olmasa, Hafter şu an Trablus eteklerine kadar gelemezdi. Zira onlar, Hafter’in veliyyi emr (Kendisine itaat edilmesi gereken yönetici) olduğuna inanıyorlar. Talimatlarını da Suudilerden alıyorlar.

Peki askeri olarak son durum nasıl? Hafter’in, Libya topraklarının yüzde 90’ını elinde tuttuğuna dair haberler geliyor. Bu haberler doğru mu?

Uluslararası toplum tarafından tanınan Trablus’taki meşru hükümetin durumu son derece kötü. Birkaç nedenden dolayı. Şu anda Hafter’e bağlı güçler Libya’nın doğusunu bütünüyle ele geçirmiş durumda. Doğu bölgesinde Hafter’in ele geçiremediği tek yer Sirte kenti. Şu anda orada çatışmalar devam ediyor.

‘LİBYA’DE EN FAZLA NÜFUSA SAHİP OLAN KENTLER, SERRAC HÜKÜMETİNİN KONTROLÜNDE’

Son olarak Ulusal Mutabakat Hükümeti sivillere zarar gelmemesi için Sirte kentinden çekildiğini ilan etti.

Evet dört gün önce böyle oldu. Hafter güçleri ülkenin doğusunu uzun süredir elinde tutuyor. Ülkenin güneyine gelince, buralarda kabileler var ve hiçbir gücün kontrolü altında değil. Bu anlamda bakıldığında herhangi bir güç, iki ya da üç gün içerisinde ülkenin güneyini ele geçirebilir. En fazla stratejik öneme sahip bölgeler, ülkenin doğu ve batısında kalan, denize kıyısı olan bölgelerdir. Hafter güçleri, ülkenin doğusunu tamamıyla ele geçirmiş olabilir ancak Trablus hükümeti, ülkenin batısındaki birçok kenti, en büyük kent olan ve nüfusu yaklaşık 3 milyon olan Trablus’u, ülkenin ikinci büyük kenti olan ve nüfusu 500 bin civarında olan Mısrata’yı, ve diğer büyük kentler olan Zaviye, Zivara, Hums, Zılitin, Berberilerin bulunduğu Cebeli Nüfusa ve Zintan kentlerini elinde tutuyor. Berberiler Hafter’den nefret ediyor çünkü o, kendisine bağlı paramiliter güçler için “Arap Ulusal Ordusu” ifadesini üzerine basa basa kullanıyor. Arap ırkçılığı vurgusu çok fazla. Ancak yine de durum Trablus hükümeti açısından pek iç açıcı değil.

‘FRANSA, AB’NİN HAFTER KARŞITI KARAR ALMASINI ENGELLEDİ’

Peki sizce Türkiye’nin vermiş olduğu destek ve gönderdiği yardımlar Trablus hükümetini kurtaracak mı?

Türkiye’nin göndermiş olduğu yardımlar, Libya halkını kurtarma açısından son derece önemli. Hiç abartmıyorum. Çünkü Hafter, öncelikle askeri olarak BAE, sonra S. Arabistan tarafından beş yıldır destekleniyor. Siyasi, diplomatik, lojistik ve teknolojik olarak ise Fransa, tarafından destekleniyor. Fransa, Avrupa Birliği’nin ve Güvenlik Konseyi’nin Hafter karşıtı bir karar almasını engelledi. UHM’nin destek aldığı ilk ve tek devlet Türkiye.

Katar daha önce hiç destek olmadı mı?

Hayır, bütün bunlar söylentiden başka bir şey değil. Hafter’e destek olanların yaydığı söylentiler. Katar’ın şu an yardım etmesi, abluka altında olması nedeniyle mümkün değil. Şu an kendi sorunlarıyla meşgul. Fakat Katar, Trablus hükûmetini diplomatik olarak destekliyor. Hafter, bu ülkelerin desteği sayesinde Trablus kentinin dibine kadar gelmiş durumda. Ben bu yüzden Libya’daki iç savaşın Tobruk hükümetiyle Trablus hükümeti arasındaki bir savaş değil beş ülke ile Libya halkı arasında yaşanan bir savaş olduğuna inanıyorum.

Bu nedenle ben sosyal medyada İngilizce olarak yaptığım paylaşımlarda “UAE is war with Libya” (BAE, Libya ile savaşta) ifadesini kullanıyorum. BAE, Libya ile savaşıyor. Mısır da aynı şekilde. Trablus’un şu son birkaç ayda başının en büyük belası, BAE’nin kullanmış olduğu insansız hava araçları. Son birkaç haftada ise Rus özel şirketlerine bağlı Wagner güçlerinin Libya’da savaştıkları ortaya çıktı.

‘MEŞRU HÜKÜMET, HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİNE SAHİP DEĞİL, EN BÜYÜK ZAAFI DA BU’

Peki tekrar Türkiye’nin yardımlarına dönersek bu sınırlı yardımlar Trablus hükümeti için yeterli olacak mı? Sembolik yardımlar düzeyinde mi kalacak yoksa Trablus hükümetinin ciddi birtakım kazanımlar elde etmesini sağlayacak mı?

Bu soru bana çok soruldu. Ben daha çok işin Libya tarafındayım, bu yüzden Türkiye’nin planının ne olduğunu bilemem. Ancak söylediğim şey şu: En önemlisi BAE insansız hava araçlarına ve uçaklarına dur diyebilmek. Şayet bunu sağlayacak teknolojik yardımlar ve gelişmiş hava savunma sistemleri meşru hükümete verilirse bunun önemli ölçüde dengeleri değiştireceğini düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla da Trablus hükümeti, Türkiye’nin üretmiş olduğu “Bayraktar” insansız hava aracından geçtiğimiz aylarda birkaç tane satın aldı. Doğru telaffuz ediyorum değil mi Bayraktar?

Evet Bayraktar.

Bu, Trablus hükümeti için askerden daha önemli. Çünkü Trablus hükümetinin askere değil, hava yardımına ihtiyacı var. Zira Trablus hükümeti karada güçlü de olsa, hava savunma sistemi denebilecek bir sistemi yok. BAE, hemen hemen her gün Trablus’a havadan bombardıman düzenliyor. Yemen ve Suriye’dekine benzer bir durum var.

Peki Trablus hükümeti neden daha önce yardım istemedi, hava savunma sistemi inşa etmekte bu kadar gecikti? Bu ciddi bir ihmal ve hata değil mi?

Katılıyorum, büyük bir aymazlık. Zaten Serrac hükümetine yöneltilen en büyük eleştirilerden biri de bu: İhmalkârlık ve zaaf. Zaten Libya’nın bu hale gelmesinin nedenlerinden biri de hükümetin içinde bulunduğu zaaf ve ihmalkârlık. Bu son haftaların ya da ayların bir sorunu değil, daha eski. Türkiye ile yapılan diplomatik anlaşma elbette Trablus hükümetinin elini güçlendirecektir. Fakat Serrac, deneyimli biri olmaması ve zayıf bir kişiliği olması nedeniyle bunu şu ana kadar yapmadı. Ama bir şeyin geç olması, hiç olmamasından iyidir. Ve şimdi, Trablus halkını destekleyen Libya halkı, Türkiye ile yapılan bu anlaşmayı destekliyor. Türkiye resmi olarak yardım gönderme kararı alıp anlaşma imzalanınca bir de bakıyoruz ki AB ve ABD, hemen harekete geçiyorlar. Keşke Türkiye daha önce harekete geçseydi.

‘IŞİD’E KARŞI MÜCADELE EDEN TARAF HAFTER GÜÇLERİ DEĞİL, TRABLUS HÜKÜMETİDİR’

Peki siz şu an Libya krizinin daha çok Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar üzerinden okunması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

Doğu Akdeniz meselesinin Libya krizinde önemli bir rol oynadığı açık. Örneğin Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrailli liderler Atina’da buluştu. Bunun dışında İsrail, Mısır ve Yunanlı bakanlar bir araya geldi. Son fotoğraf ise Erdoğan’la Putin’in İstanbul buluşmalarıydı. Bunun anlamı nedir? Son tahlilde bu iki ekip Akdeniz’in doğal kaynakları konusunda birbirine rakip. Tabii Hafter bir süredir “Biz, terörle mücadele ediyoruz, milislerle mücadele ediyoruz, biz Libya’da istikrar olsun istiyoruz” gibi laflar edip duruyordu.

Şurası açık ki, Libya’daki meselenin Hafter’in söyledikleriyle alakası yok. Libya’da çok ciddi petrol, doğal gaz ve altın rezervleri var. Bu yüzden meselenin IŞİD’e karşı mücadeleyle ilgisi yok. IŞİD’e karşı mücadele etmiş olan taraf Trablus hükümetidir ve onu birçok yerde mağlup etmiştir. Hem de Trablus hükümeti, terörle mücadelesinde hiçbir devletten yardım almadan bunu yapmıştır. Katkısı olan tek ülke, 2015 ve 2016 sürecinde havadan yaptığı bombardımanlarla ABD oldu.

Trablus hükümetini bugünlerde her gün vuran BAE ve Mısır, uçaklarıyla IŞİD’i vurmadı mesela. Neden? Sirte’de IŞİD’in varlığı, aslında Hafter’in IŞİD’e karşı mücadele kamuflajı altında, Mısrata güçlerinin ona saldırmasının önüne geçmek ve onun Sirte’yi ve hatta Libya’nın doğusunu ele geçirmesini kolaylaştırmak içindi. Çünkü IŞİD’in tam da Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki Sirte kentindeki varlığı buna neden oluyordu.

‘SURİYELİ GRUPLAR MANŞETLERDE AMA CANCAVİD MİLİSLERİNİ KİMSE ANLATMIYOR’

Burada bazı basın ve yayın kuruluşları ile sosyal medyada, Suriye’de savaşan bazı milis grupların Libya’ya geldiğine dair haberler çıktı. Bunları teyit etme imkânınız oldu mu? İkincisi Trablus hükümetine katkı sağladı mı?

Gerçekten ben de bunları duydum ama teyit edemedim, elimde kanıt yok. Ama söylemek istediğim şey, tam da İngiltere gazetelerinde Sudan’daki Cancavid milislerinin Hafter’e destek için Libya’ya geldiğine dair haberler çıkarken, Rus şirketi Wagner’e ait paralı askerlerin Libya’da Trablus hükümetine karşı savaştığına ilişkin teyitli bilgiler yer alırken Trablus hükümetine destek için gelen paralı askerler meselesine böyle bir zamanda neden bu kadar önem veriliyor? Suriye’den gelen muhalif gruplardan birkaç yüz savaşçı olabilir. Neden medya bu meseleyi bu kadar büyütüyor? Açık ki bazı medya kuruluşları tarafsız değil ve sürekli Hafter’i meşrulaştırmaya çalışıyor. Açık ki burada Türkiye’ye açık bir saldırı var. Çünkü Batılı medya, binlerce Sudanlı Cancavid milisinin burada ne yaptığını sorgulamıyor. Bir gazete, Cancavid milislerinin Hafter’e vekaleten petrol yataklarını kontrol altında tuttuğunu yazıyordu.

Başka önemli husus, Bingazi (Hafter’in kalesi) ile Şam arasında yapılan günlük uçak seferlerini gözlemleyen İtalyanlara ait radar internet siteleri var. Hafter’in Esad’la güçlü ilişkileri var. Neden bu ilişkileri konuşmuyoruz?

Türkiye’nin yardımlarıyla ilgili şunu sormak istiyorum. Körfez haber sitelerinde ve medyasında Hafter güçlerinin birkaç kez Türk marka drone’ları düşürdüğüne dair haber çıktı. Bu demektir ki Libya ile Türkiye arasında anlaşma imzalanmadan önce de Türkiye sahada vardı, Trablus hükümetine destek veriyordu. Bunun dışında Türk ordusunun Libya’daki ayaklanmanın zafere ulaşmasında da yardımlarının rolü oldu. Türkiye oradaki bazı gruplara ve ayrıca Trablus hükümetine bağlı güçlere de askeri eğitim verdi.

Tabii Kaddafi’nin devrilmesi ve sonraki süreçlerde durum biraz farklı. Siz de biliyorsunuz ki Libya’da Kaddafi devrildikten sonra Libya’nın bir ordu inşa etmesi gerekiyordu ve birçok ülke eğitim desteğinin yanı sıra lojistik vs. destek verdi. Askeri unsurların düzenli olarak eğitilmesi bütün ülkeler için geçerli.

Öte yandan Trablus hükümetinin drone vs. silahlar alması kendisinin en doğal hakkı. Bu son derece meşru bir şey.

‘TRABLUS HÜKÜMETİ İLE TÜRKİYE ARASINDA ANLAŞMA TAMAMEN YASAL VE DEMOKRATİK’

Ben ondan bahsetmiyorum, her tarafın kendini koruma hakkı var elbette ama Türkiye, orada sahada olduğu halde BM’nin tanımış olduğu Trablus hükümetinin hava savunma sistemleri konusunda hiçbir şey yapmamış şimdiye kadar. Bu ilgi çekici değil mi?

Belki bunun nedeni, Trablus hükümetinin sadece Türkiye’den İHA satın almakla yetinmesidir. Ancak şimdiki durum farklı. Hükümet sadece Türkiye’den İHA almıyor aynı zamanda bu araçları ve başka hava savunma sistemlerini kullanacak ve yönetecek ekip de Türkiye’den geliyor. Burası önemli. Çünkü Libyalıların bu tür aletlerin kullanımına ilişkin pek bir deneyimi yok.

Türkiye ile meşru Libya hükümeti arasında demokratik yollardan onanmış resmi bir anlaşma olması çok önemli. Ama BAE ya da Suud ile Hafter güçleri arasında herhangi bir resmi anlaşma imzalandığına tanıklık etmedik. Hafter için gönderilen silahlar ülkeye hangi anlaşmaya binaen ve ne tür yöntemlerle ülkeye sokuluyor, bu bilinmiyor. İşin bu yönü karanlık. Ama iki resmi ve meşru hükümet arasında bir anlaşma imzalandığında tüm dünya ayağa kalktı ve tepki gösterdi.

‘BAE, TROL ORDULARI SAYESİNDE LİBYA HALKI ARASINA AYRILIK TOHUMLARI EKMEYE ÇALIŞTI’

Sormak istediğim bir başka soru, neden Libya halkı “Devrim”den sonra bir türlü birleşemedi?

Devrimden iki sene sonra çalışmalarına başlayan BAE, Libya halkının birleşmesine fırsat vermedi. BAE, asla Arap dünyasındaki özgürlük ve demokrasi hareketlerine sıcak bakmadı, onların güçlenmesine izin vermemek için elinden geleni yaptı. Mesela, Libya’daki en güçlü partilerden biri, Mahmut Cibril’in başkanlık yaptığı Ulusal Koalisyon Hareketi’ydi, bu arkadaş bir parti lideri olmasına rağmen Abu Dabi’de ikamet etmekteydi. Hiçbir zaman parlamentonun seçilmiş bir üyesi olmadı.

Dikkat etmeli, BAE, şu an aynı şeyi Tunus’ta yapmaya çalışıyor. Bu parti örneğin, mecliste karar alınmasını engellemek için mücadele ediyordu. Meclis’in oylama için yeterli üye sayısını yakalamaması amacıyla vekillerini meclisten çekiyordu. Cibril, demokratik süreci engellemek ve kesintiye uğratmak için elinden geleni yaptı. Kaddafi’nin Ekim 2011’deki ölümünden sadece iki sene sonra Hafter, sahaya girdi ve 2014 yılında darbe yapmaya çalıştı.

‘SAVAŞ TEHDİDİ ALTINDA OLAN BİR HALKIN BİRLEŞMESİ BEKLENEMEZ’

Yani birleşmek isteyen bir halkı BAE yönetimi tek başına durdurabilir mi? İçsel ayrılıkların bunda rolü yok muydu?

Irak’ta bunu gördük. Bir ülke teröristlerin uzun süre tehdidi altındaysa bu ülkede istikrar, birleşme, uzlaşma olur mu? Bu arada ben Hafter’i terörist olarak görüyorum. Bütün Libya kentlerinde terör estiriyor. Hafter başkent Trablus’u uçaklarla vurdu diyoruz da Hafter, 2015’ten beri birçok Libya kentine hava bombardımanı düzenliyor. Bunun görüntüleri halen internette mevcut. Libya halkı, hiç istikrar ve huzur yüzü görmedi.

Merkezinde sosyal medyanın yer aldığı çok önemli bir konuya değinmek istiyorum. Körfez ülkeleri sosyal medyaya büyük bir bütçe ayırdı, bu konu üzerinde uzun süre çalıştı ve trollere milyarlarca dolar para harcadı. Troller, Arapça sosyal medya üzerinden Libya kentleri arasında düşmanlık tohumları ekecek yüzbinlerce paylaşım yaptılar. Kaddafi döneminde örneğin bölgeler ya da şehirler arasında ayrım yoktu. Kimse birbirine kabilesini falan sormazdı. Ben üniversite eğitimimi Trablus’da aldım, öğrenciler olarak biz, kim hangi kabileden bilmezdik. Neymiş efendim Mısratalılar Bingazilileri sevmezmiş, Dernelilerle Trabluslulara düşmanmış -vs.. İşte bunun arkasında Suud ve BAE’nin desteklediği trol ordusu var.

‘SEKÜLER KARAKTERİYLE BİLİNEN SİRTE KENTİ, IŞİD’İN ELİNE NASIL GEÇTİ?’

Kabile ve aşiretler arasında daha önce hiç mi rekabet ya da husumet yoktu?

Hayır yoktu. Örneğin Sirte kenti Kaddafi’nin doğduğu, aile ve akrabalarının bulunduğu şehirdir. Burada hiçbir zaman İslami fanatizm olmazdı. Ama Sirte’yi bir dönem IŞİD ele geçirdi. Bu nasıl oluyor? Çünkü IŞİD’i buraya sonradan yerleştirdiler.

Peki ABD’nin tutumunu sormak istiyorum şu anki krize ilişkin…

Özellikle Trump’ın yönetimi altında şu an durum, çok net değil. Kendisinin de kendisini anladığını pek zannetmiyorum. Türkiye ile de Rusya ile de iş tutuyor. Suud ve BAE ile de iyi ilişkileri var. Öngörülemez bir adam. Ancak unutmayalım ki bazı Amerikan Kongre üyeleri, yaklaşık bir sene önce, Dış İlişkiler Komitesi’nde, Hafter’in işlediği savaş suçları konusunda tahkikat yapılması için Adalet Bakanlığı ve FBI’ya başvuruda bulundu. Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörler mektupla bu taleplerini yetkili mercilere ilettiler. Hafter’in Amerikan vatandaşı olduğunu unutmayalım.

‘SERRAC DAHA ÖNCE HAFTER’LE ÇALIŞIYORDU, M. KARDEŞLER ÜYESİ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL’

Ulusal Mutabakat Hükümeti içerisindeki ittifaklara girelim isterseniz. En azından Türkiye’de bazı kesimler, UMH’nin bir Müslüman Kardeşler hükümeti olduğunu düşünüyorlar. Bu bilgi sizce doğru mu?

Hayır değil tabii ki (Gülüyor). Sorun şu ki şu an başbakanlık yapan Serrac, eskiden Hafter’in hâkimiyeti altındaki Tobruk hükümetinin temsilciler meclisi üyesiydi. Kimse Serrac’ın M. Kardeşler yanlısı olduğunu iddia edemez. Ancak Suheyrat Anlaşması ve Hafter’in muhalefetinden sonra Serrac’a İhvan yaftası yapıştırmaya çalıştılar.

Maalesef, Arap dünyasında herhangi bir kişi demokrasi, özgürlük ve liberalizm istediğinde hemen İhvan yanlısı ya da İslamcı olmakla suçlanmakta.

‘LİBYA HALKI İSLAM DEVLETİ İSTEMİYOR, İSLAMCILARA DA OY VERMEZ’

M. Kardeşler, Trablus hükümetini destekliyor ama öyle değil mi? Ancak bu, hükümetin bütün üyelerinin M. Kardeşler yanlısı olduğu anlamına gelmez tabii.

Bugün ülkede seçim yapılsa Libya halkı asla bir İslamcı partiye parlamentoda çoğunluk olmasını sağlayacak oyu vermez. İmkansız. Çünkü bu halk ne bir diktatörün başa geçmesini ne de İslami bir devlet istiyor. Libya, Mısır ve Tunus gibi değil. Burada bir İslami hareket yok. Kaddafi döneminde çok gizli bir şekilde örgütlenmiş son derece sınırlı bir hareket vardı.

Bu arada son dönemde Cezayir’in de sesi yükseldi. Cezayir hükümetinin tutumunun nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

Cezayir’le Mısır’ın arası pek iyi değil. Ve Hafter’in Libya’daki varlığını, Cezayir’in ulusal güvenliğine tehdit olarak görüyorlar. Onlar Hafter’e çok güçlü bir şekilde karşılar. Türkiye, Cezayir ve Tunus birlikte Hafter’in ülkedeki gayrimeşru varlığına bir son vermek için birlikte hareket edecekler diye düşünüyorum. Tunus demokratik bir ülke, onlar da asla Hafter’den hazzetmezler. Hafter, Trablus’u ele geçirirse, biliyorlar ki bir sonraki hedef Tunus olacaktır. Tunus parlamentosu da normal süreci rayından çıkartmak isteyen bazı yabancı ellerin oyunlarına tanık oldu. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Libya ile Türkiye arsındaki ilişki çok eskidir ve İtalyanlara karşı verilen bağımsızlık savaşına ve öncesine dayanır. Hatta Kaddafi döneminde bile Türkiye-Libya ilişkileri gayet iyiydi. Libya halkı bu iç savaş sürecinde hep Türkiye’ye gitmeyi tercih etti. Libya halkının Tunus ve Ürdün dışında, seyahat için gittiği tek yerdir Türkiye, Libyalılar için Avrupa’ya önemli bir giriş noktasıdır. Türkiye ile Libya arasındaki ticaret de iç savaş devam ederken bile oldukça yüksekti. Özellikle Mısrata ile Türkiye arasındaki ticaret oldukça hacimlidir. Bu yüzden Türkiye ile Libya arasında bu çapta bir anlaşmanın olması, garip sayılmamalı. Bu anlaşma çok önceden imzalanmalıydı.

Söyleşinin tamamı burada.

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2020, 12:31

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER