Çok kullanılan ama yaşama uygulanmayan sözler yalama olur, gerçek anlamlarını yitirirler. Örneğin: DEMOKRASİ!

Yıllar önce bir günlük gazetede yazmıştım, “Herkesin demokrasisi kendine!”

En önemli demokrasi “Benim gibi düşünürsen…” demokrasisidir. Değişik düşüncelerden insanların dostluğunu engelleyen sorunların kaynağı buradadır. Sonucu “Benim gibi düşünmüyorsan canın cehenneme”dir. Birleştirici değil, ayrıştırıcı, tamamlayıcı değil dağıtıcı, çekici değil, iticidir bu anlayış.

Düşünce özgürlüğü; farklı düşüncelerin (Faşist düşünce hariç) bir arada geçinebilme becerisidir aynı zamanda. Aynı anne ve babanın çocuklarının aynı düşüncede olmamaları kadar doğal bir olay yoktur. Çocukların da anne ve babalarının düşüncelerine bire bir katılmama hakları vardır. Bu hakkı uygulamaya kalkıştıklarında anne ve babaların ilk medeni tepkisi “Yumurtadan çıktı, kabuğunu beğenmiyor” olur. İlkel tepki ise dayak, hakaret ve sonuçta evden kovmaktır.

Politika dünyasında düşünce farklılıkları durumunda en kolay uygulanan yöntem “Evden defetmek”, ardına da “Dönek, hain, tasfiyeci, işbirlikçi…” isimli bir kuyruk takmaktır. Ol nedenle demokrasiyi özümlememiş toplumlarda düşünce özgürlüğünün aslı “Biat etmek” veya “Bir biçimde biat ettirmekten” geçer. Eğ boynunu, al demokrasi ve düşünce özgürlüğünü, ama yöneticinin sözlerinin dışında asla bir söz yumurtlama.

Bu politikayı kendilerine ilke edinenlerin de gelişemedikleri, çoğalamadıkları, güdükleştikleri yadsınamaz bir gerçektir.

İnsanların “Herkes benim gibi düşünmek zorunda değil, ama ben onlarla pekala arkadaş, dost olabilirim” diye düşünebilmeleri için öncelikle mutfak kültüründe dayatmadan vazgeçmeleri gerekir. Mercimek çorbasını sevmeyen birine “Neden sevmiyorsun” diye baskı yapmak ne kadar anlamsızsa, siyasi konularda da (Faşist düşünceyi savunmadıkça) “Neden öyle düşünüyorsun, benim düşüncem en doğrusu, sen neden benim gibi düşünmüyorsun” diyerek hakaret içeren sözlerle saldırmak o kadar anlamsızdır.

Demokrasi bir yerde “Seçme” özgürlüğü demektir.

Herkes kendi beğenilerine göre seçer, yaptığı seçimin sonuçlarına da katlanır.

Nasrettin Hoca da öyle yapmış. Eşeğiyle giderlerken eşek yolda gördüğü at fışkılarını koklamış, Hoca da tutmuş bunları onun yem torbasına doldurmuş, evde takmış torbayı eşeğin başına, eşek başlamış kafasını oraya buraya sallamaya, “Kızma” demiş Hoca, “Sen kokladın ben topladım!”

Eşeğin beğenisi at fışkısıysa ona neden bunu beğendin demek yerine, beğendiğinin neden işe yaramaz olduğunu açıklamak daha iyidir.

O beğeni size göre zararlıysa bunu hakaret içeren sözler kullanmadan belirtmek, kişiyi iknaya çalışmak insanlık ödevidir, ama o düşünceden vazgeçirmek için korkutmak, hakaret etmek, hatta şiddet kullanmak ilkelliktir.

Bizim ülkemizde gerçek anlamda bir düşünce özgürlüğünün yaşanmadığını hepiniz biliyorsunuz. En sol görünen örgütlerde bile “Merkezi demokratiyetçilik” adı altında öldürülür düşünce özgürlüğü. Bu nedenle bu tür örgütler içinde muhalif bir kanat gelişmez, gelişenin de yaşama şansı asla olmaz. Oysa gelişmeyi, dinamizmi sağlayan muhalif düşüncelerdir. Bunlar dostça tartışılırsa gerçekler daha iyi açığa çıkarlar. O zaman da iyi olan yönetir, öteki yönetilmeyi gönüllü kabul eder, yeniden yönetime gelebilmek için daha iyi düşünceler üretmeye çalışır.

Biliyorum, şimdi bazıları benim bu sözlerimi “Burjuva özgürlük düşüncesi” şeklinde algılayacak ve yargılayacak. Umurumda değil. Basit burjuva demokrasisini özümseyemeyenlerin daha ileri bir demokrasiyi kurma şansları asla yoktur. Ol nedenle köylüler “Hıyar tarlasından soğan çıkmaz” demişler.

Bir kadın arkadaş yazmıştı, “Bize, kadınlara oy verme, seçme seçilme hakkı tanındı, sevindik elbette, ama ülkemizde kadınların çoğunluğu hala eşlerini seçme hakkından yoksunlar” diye yazmıştı geçmişte. Kendine milletvekili seçebilenin kendine eş seçememesi ne kadar acı bir durum değil mi?

Bir ülkede gerçek anlamda demokrasi için değişik düşünceleri savunabilen çok partinin olması kötü değil elbette, önemli olan insanların o değişik düşüncelerle bir arada yaşamayı becerebilmeleri. Ama olmuyor işte. İktidar hırsı gerçek anlamda düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırıyor hemen.

Düşüncelerimi çok açık ve Türkçe yazıyorum, bazı insanlar yazılanların içinde “Aslında şöyle demek istemiş de” diyerek Ayet yorumu arıyorlar, müthiş sinirleniyorum. Yaşamım boyunca düşüncelerimi özgürce söyleyebilmek için mücadele ettim, gelinen noktada pek de ilerde olduğumuzu söyleyemiyorum.

Birçok insan beni hiç tanımadıkları halde kendilerine “Düşünce düşmanı” ilan edebiliyorlar. Gülemiyorum!

Kimseye biat etmeyeceğim!

Doğru bulduğum düşünceyi, kimden geldiğine bakmadan savunacağım!

Birilerinin gönlü olsun diye sırt okşamayacağım!

“Bizim olsun çamurdan olsun” düşüncesini asla savunmayacağım ve bu konuda “Derici sevdiği deriyi taştan taşa çalar” ilkesine sadık kalıp, onların en amansız eleştirmeni olacağım!

Benim düşünce özgürlüğünden anladığım bu!

Bu uzun açıklamadan sonra seçim arenasına baktığımızda durumumuzu pek iç açıcı bulmadığımı, savunduğum düşünce özgürlüğü adına açıklıyorum. AKP, CHP, MHP parsayı toplayacak, biz yine üçle beşle yetinmek zorunda kalacağız ve bunun tek sorumlusunun bizler olduğunu yine yadsıyacağız.

Sevgisizlik sevgi yeşertmez!

Bu da bir düşünce işte, umarım kendince anlaşılır!