Arap ülkelerindeki devrimsel-eylemsel süreç içerisinde, Bahreyn'deki eylemlere baktığımızda; Şii çoğunluk olan halkın, Sünni azınlık tarafından yönetildiğine şahit oluyoruz. Çoğunluk olan Şiilere öyle baskı var ki, Şii'ler Bahreyn vatandaşı olmalarına rağmen polis yahut asker olamıyor, hatta çevre ülkelerden Sünni insanlar ülkeye getiriliyor, ülke vatandaşı yapılıyor ve bu görevlerin başına getiriliyor. Elbet Bahreyn yönetimindeki Sünni azınlık bu baskıda yalnız değil; Suudi Arabistan var, ABD unsuru var. Bu şer üçlüsünün temasında ise anti-İrancılık var.

Bir Müslüman olarak, bu mezhepsel bölünme ve zulmün karşısında haliyle rahatsız oluyorsunuz, hele mezhepçilik, ırkçılık halini almışsa buna tahammül mümkün değil. İslam zaten bu tür ayrılığa dayalı uygulamaları yasaklayan bir din.

Dinin normal şartlarda Cemaatlere bırakılmasından, devlet tekelinden çıkarılmasından yanayım ancak Türkiye dini-İslami açısından pek normal-normlara uygun olmadığından, Türkiye şartları için bunu -en azından şimdilik- talep etmem.

Diyanet'in laik devletin, Müslüman vatandaşları kontrol altında tutmak için kurulduğuna inananlardanım. Zaten yer yer Cuma Hutbelerindeki ırka dayalı vurguları, uydurma rivayetleri kınayan biriyim… Buna ek olarak son zamanlarda Diyanet uygulamalarındaki olumlu yönleri de takip ve takdir etmiyor değilim.

Malumunuz Diyanet'in dönemsel Kitap Fuarı etkinlikleri vardır. Çocukken annemin dernek faaliyetlerinden bazıları bu Diyanet Kitap Fuarı stantlarıyla aynı yerde yapılırdı, bu nedenden Diyanet'in bu tür etkinliklerine aşina sayılırım. Yine Diyanet'in bir kitap fuarı etkinliği varmış, varmış da orada Kürtlere, Kürtçeye yer yokmuş; olay şöyle:

"Diyanetin düzenlediği Kitap Fuarına İslami-Kürt yayınevi Nûbihar'ın katılım isteğinin kabul edilmediği bildirildi.

Nûbihar yayınevi tarafından yapılan açıklamada, Diyanetin düzenlediği Kitap Fuarına her yıl olduğu gibi bu yıl da bir İslami-Kürt yayınevi olarak katılım için başvurduklarını, fakat her defasında sudan sebeplerden, müracaatlarının kabul edilmediği belirtildi.
"
TimeTürk

Nûbihar Kürtçe ilkbahar demek… Nûbihar Yayınevi Türkiye'de ilk kez Kur'an-ı Kerim mealini-tefsirini, Riyazü’s-Salihin'i Kürtçe yayımlayan Kürt-İslami bir yayınevi. 1992'den bu yana yayın hayatına devam ediyor, tamamı Kürtçe 114 sayı Nûbihar Dergisini de bünyesinde barındırıyor. Yaklaşık 80 Kürtçe kitap yayımlayan, 20 kitabı Kürtçeye çeviren bir kurum.

Nûbihar birkaç Türkçe eser dışında Kürtçe eserler üzerine yoğunlaşmış İslami bir kurum. Ancak İslami bir kurum olan Diyanet tarafından ambargo görüyor. Allah Kürtçeye izin veriyor, Nûbihar İslami-Kürtçe yayın basıyor ama Diyanet kendi kitap fuarında bu yayınevini sudan sebepler ile bünyesine dâhil etmiyor? Bu ırkçılık değil de nedir?

Analojileri sağlıklı ve iş görür bulmam, çok da tercih etmem ancak insanın düşünürken, yorumlarken nereden fire verdiğini izah için kısmen başvururum. Diyeceğim o ki; Bahreyn'e baktığımızda, mezhepsel ırkçılığın boyutlarının Sünni-Şii ayrımında, Müslümanı, Müslümana ezdirecek boyuta geldiğini görüyoruz. Türkiye'ye baktığımızda durum aynı, Kürt-Türk ayrımı başlığında, Allah'ın emrini -haşa- hiçe sayan ırkçı bir tutuma şahit oluyoruz.

PKK'yı eleştirmek kolay, yerden yere vurmak kolay… PKK şiddetini(Elbet PKK’nın şiddetini kınayacağız), Marksist ideolojisini (?), seküler tavrını İslam’ı merkeze alarak eleştirmek de kolay... Peki, bir dini kurum olan Diyanet'in bu kendini bilmez tavrını eleştirmek neden zor? Kürt-Türk sorununda, Kürtlerle bağdaştırıcı, bir çatı altında toplayıcı tek ortak yönümüz olan "din" ortaklığı ortadan kaldırılırsa ve Müslüman bir kurum eliyle bu ayrılığa destek verilirse, Müslüman Kürtlerin bazılarının PKK yanlısı tutumunu, BDP desteğini kim, hangi yüzle eleştirebilir?

Bahreyn'deki zalim Sünni yönetimin, zalim ABD politikaları desteğiyle Müslüman Şii kardeşlerine yaptığı zulüm, Diyanet'in zalim laik-tek tipçi sistemin desteğiyle Müslüman Kürt kardeşlerine uyguladığı ambargo...

Geçtiğimiz aylarda Ali Bulaç Nûbihar temsilcisinin "İslamcılığın ve enternasyonalizmin bulunduğu noktadan Kürtler görülmüyor” sözüne üzüldüğünü yazmıştı. Sonra Ahmet Taşgetiren bayrağı bir öteye taşımış, bu sözler üzerine "Yani, oradan görülmüyor, biz buradan PE-KE-KE ile el ele tutuşup göstereceğiz" gibi bir cümleyle, meselenin özünü görmezden gelerek kınamıştı. Sahi Diyanet'in bu uygulamasından, Başbakan'ın "Tek dil Türkçedir" açıklamasından sonra “oradan bakınca Kürtler görülüyor mu?” Anadil Kürtçe görülüyor mu? Nûbihar görülüyor mu?

Görülmüyorsa, “PE-KE-KE” diye kınayamazsın belki ama İslam’a ırkçı tavırlar ile gölge eden Diyanet'i kınayabilirsin; vesile ile Diyanet başta olmak üzere, salt Müslümanlar diye tanımlayamayacağım, muhafazakâr Müslümanlar olarak tanımlayacağım zümreyi kınıyorum.

Diyanet’i pratik ve teorik olarak İslamcı görmüyor olsam dahi, görmediği Kürtçe için kınıyorum.