Birkaç gündür “Siyasi Genel Af kampanyanızı destekliyorum” mailleri alıyorum Türkiye’den. Doğrusu önce şaşırdım, acaba böyle bir çalışma yapıyorum da benim mi haberim yok, diye düşündüm. Sonra Ragıp Zarakolu’nun “Özgür Gündem Gazetesi”nde yayınladığı yazıyı okudum da rahatladım ve güldüm elbette.

Sevgili Ragıp bir yıl önce başlattığımız bir kampanyadan söz ediyor, konuyu yeniden gündeme taşımaya çalışıyordu. İnsanlar da olayı yeni sanıp imza gönderiyorlardı.

Ama biz o günlerde bir türlü ulaşamamıştık bu imzalara.

O günlerde Avaşin Yorulmaz ve Hasret Birsel’in ortak yönettikleri “Beybun” isimli internet sitesinde “Siyasi tutsaklara özgürlük, siyasi genel af” çağrısını birlikte yaptık. Ulaşabildiğimiz sağ-sol tüm gazetelere, internet sitelerine, kurum ve kişilere, siyasi partilere bizi desteklemeleri için ısrarlı, hatta bazı hallerde yalvarmalı yazılar gönderdik. Kendimiz için bir şey istemiyorduk, utanmamız gerekmiyordu, ama bizim isteğimizi “Utanç” sayıp ana avrat dümdüz giden keskin siyasi ablalar ve ağabeyler boş durmuyorlardı.

Türkiye’den ve Avrupa’dan saygın insanlar imzalarını gönderdiler, sevindik, ama karşılaştığımız müthiş inat ve yediğimiz küfürler bizleri arada bir delirtmeye yetti.

“Af istemek” aşağılık bir davranıştı, küçüklüktü, yalvarmaktı…

Oysa bir “Siyasi genel affın” bu sayılanlarla hiçbir ilişkisi yoktu ve bunu defalarca açıklamamıza karşın o kalın kafalara sokamamıştık.

Aylarca, evet aylarca uğraşmamıza, ama gerçekten uğraşmamıza karşın sadece 700 imza toplayabilmiştik. Bu arada dinciler ve faşistler de boş durmamış, ismi “af istiyorum” olan bir internet sitesi açmış, bizlere karşı çalışma yürütmeye başlamışlardı. Onların çevrelerinde topladıkları insan sayısı bizimkinden fazlaydı.

Sonuçta toplayabildiğimiz imzaları ilgili kurumlara gönderdik ve sesimizi kestik.

Bunun böyle olmadığını, kendilerine hiçbir bilgi gelmediğini söyleyebilecek siyasi parti ve günlük gazete çıkabileceğini zannetmiyorum. Bazı gazetelerde “köşe yazarlığı” yapan arkadaşlarımızdan konuyla ilgili bir tek yazı yazmalarını defalarca rica ettiğimiz halde bizlere yanıt bile vermediler, kendilerini bilir onlar.

Beceremedik, konuyu gündeme getiremedik.

Sonra ne oldu?

Seçimlere “Blok” olarak katılanlar “Genel af” konusunu programlarına aldılar. Ama hala bu konuda etkili bir çalışma içinde olmadıklarını kendileri bile kabul edebilirler. O günlerde bizlere ağır sözler söyleyen “Kürt” ve kendilerine Marksist diyen bazı keskin solcu siyasiler ise susup kaldılar. Çünkü bu kez kendi partileri böyle bir istemi program maddesi haline getirmişti.

Aynı davranışı, ilgisizliği ne yazık ki Muzaffer Öztürk’e Özgürlük ismiyle başlattığımız imza kampanyasında da yaşadık. Gerçekte Muzaffer Öztürk bu çalışmada sadece bir simgeydi. Binlerce insan hala 12 Eylül mahkemelerinin verdiği cezaları yatıyordu ve Muzaffer toplamı 26 yılı bulan hapishane yaşamıyla rekoru elinde tutuyordu. Onu seçmemizin nedeni buydu. Bu nedeni defalarca açıkladık, yığınla insan yalvar yakar olduk, dökmediğimiz dil, çalmadığımız kapı kalmadı, BDP Genel Merkezi’ne gitti arkadaşlarımız bizzat, öteki sol partilerin yöneticileriyle görüştüler, seçim çalışmaları sırasında bir yığın politikacı ilgilenme sözü verdi, ama seçim bitti, yorgan gitti…

Bu kampanyada biraz daha başarılı sayılabilirdik, çünkü dörtbinin üzerinde imza toplayabilmiştik. Sayın avukat Mahmut Alınak kendi olanaklarıyla Tekirdağ Cezaevi’nde Muzaffer Öztürk’ü ziyaret etmiş, yalnız olmadıklarını belirtmişti. Sayın avukat Sennur Sezer seçim çalışmaları sırasında konuyu iletebildiği kişilere iletmiş, sonra da imzaları Mahmut Alınak’la birlikte ilgili makamlara göndermişlerdi. Onlara yürekten teşekkür ediyoruz.

Sevgili avukatlar sayın Mahmut Alınak ve sayın avukat Sennur Baybuğa 27.07.2011 tarihinde konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptılar ve bu açıklama bir çok internet sitesinde yayınlandı. Belki günlük gazeteler de bu açıklamayı yayınlayacaklar, bilemiyorum.

Şu anda her hangi bir “Siyasi Genel Af” çalışması yoktur. Eğer kişiler değil de siyasi partilerden biri böyle bir çalışma başlatırsa bunu elbette destekleyeceğim, elimden geldiği kadarıyla da katkıda bulunacağım. Biz yaptığımızda bizi desteklemediler diye kimseye küskün veya kırgın değilim, ama o günlerde küfür edenlerin bizlere bir özür borcu olduğunu, bunu yapmadıkları sürece dile getireceğim.

Partilerin seçim dönemlerinde oy kaygısıyla dillendirdikleri, seçimlerden sonra da bir daha gündemlerine almadıkları “Af” konusunda söyleyebileceğim tek şey var:

 “BOŞ VERİN, şaka yapıyorlar”!

Size gelince sayın Sırrı Süreyya Önder;

Bir soruya yanıt vermemek birçok hallerde geçerli bir “YANIT” sayılır. Açıktan söz verdiğiniz halde yazdığım iki açık mektup karşısında inatla sürdürdüğünüz suskunluğunuz için teşekkür ederim. Sizi bir daha asla rahatsız etmeyeceğime inanabilirsiniz!