Aslında her insanın hayatı kağıttan ibarettir. Sade, beyaz bir kağıt insan hayatında önemli rol oynar. İnsanın dine göre yapımı bile kağıdın hammaddesini besler.
Öyle ki, yapraklardan yapılan kağıt, topraktan mineral ve suyu alır; dine göre insanda çamurdan, topraktan oluşmuştur, yani bir çeşit insanda kağıttır, yaşamı da kağıttan ibarettir.
Biyolojinin teorisi hayatın gerçekleriyle ve sosyolojisiyle birleştiği zaman siyasette alır kağıttan nasibini ve bugüne kadar da epeyce almıştır; insanoğlu kendisiyle pek anlaşamadığından kağıtla ilgili konularda da pek anlaşamaz, çünkü kendisi de kağıttan yapılmıştır, en başta kendisiyle anlaşamaz.
Hayatın bir sınav olduğunu söyleyenlere karşılık, o her zamanki geyik edebiyatını yaparak “Ben bu sınavdan kağıdımı verip çıkmak istiyorum.” deriz. Oysa, hayatın bir sınav oluşu kağıtlı bir sınav oluşundan çok farklıdır ama, hayatın içinde dahi kendi bileşenlerimizden bir şey buluruz.
Bileşenlerimizden bir şey bulduğumuz vakit, müdahale etmek istediğimiz şeylere karşı ortaya bizi oluşturan kağıdı ortaya koyarız ve yine anlaşamayız ama, o insanoğlunun içindeki müdahale ve hayat duygusuyla sistemle didişmeyi bırakıp kağıtlarla didişmeye başlarız.
Bu didişmeden ötürü sonunun ne olacağını pek bilemeyiz, umarsızca tartışmanın benliğimizin bize kazandırdığı en büyük ödünlerden biri olduğunu düşünürüz; hatta öyle ki kendimizi yönetenlere karşı genellikle kağıt sistemiyle didişiriz ve başarılı da oluruz.
Avrupa’nın hiçbir ülkesinde silahlı kuvvetleri başkanının isminin bilinmediği ama, bizim ülkemizde isminin sıkça duyulduğu bu ülke topraklarında yaşarız ve Genelkurmay Başkanı arkasına 35 tane generalini toplayarak kanalların canlı yayınında bize karşı işlediği suçları kapatmak adına “kağıt parçası” cümlesini kullanır, bu ona göre kağıt parçasıdır ama, biz kağıttan yaratıldığımız ve hayatımızın kağıttan ibaret olduğunu bildiğimiz için elbette ki buna inanmayız.
Çünkü, generallerin suçunu kağıtlardan okuruz, okumak için yazılan metinlerde kağıtlara dökülür ve dökülürken de o suç belgeleri tamamen kağıtlardan oluşur, arada teknolojinin gelişmesiyle birlikte elbette ki teknolojik araçlarda bu duruma yardımcı olur ama, genel manada kağıt bizim nelerle karşı karşıya olduğumuzu ispatlar.
Kendisi kağıt üzerinde başbakanın memuru olduğu halde, bunu önemsemeyip kendisini bu ülkenin yöneticisi olarak ilan eden bir general bu duruma “kağıt parçası” dese dahi, bunun pek bir önemi yoktur, kendi hayatlarımızdan ötürü bunu çok net bir şekilde biliriz.
Uslanmayan insan nasıl uslanmaz ise, uslanmayan memur da “işini bilir” ve uslanmaz, bu sefer başbakan yardımcısına suikast düzenlemeye kalkar ama, suikast düzenlerken de elinde bulundurduğu kağıda yazılmış krokiyi durum fark edilince yutmak zorunda kalır, kağıttan olduğumuz için o yutsa dahi biz bu suikast teşebbüsünü yutmayız, çünkü kendimizi yaratan bileşenin ne demek olduğunu biliriz.
Böylesine insanoğlunun kağıtlardan oluştuğu gerçeğiyle, Türkiye’nin de kağıtlardan ibaret olduğu bir gerçektir. Bunu idrak edemeyen birtakım insanlar elbette ki, demokrasinin sadece kağıt üzerinde geçerli olduğu bir memlekette demokrasi dışına çıkmak için fırsat kollayacaklardır, bu fırsatları genellikle tutmadığı için ve yine tutmadığı bir zaman yalayıcılığını yaptığı bazı kişilere “kağıttan kaplan” diyeceklerdir…
Üç tane kağıt olayının olduğu bir memlekette, böylesine üçkağıtçılığın olmaması düşünülemez şeklinde biz düşünürsek; bu topraklarda yine demokrasi kağıt üzerinde vardır, geliyor mudur gelecek midir bilemem; bunu ancak Derrida bilebilir ama, benim görüşüm ana muhalefetin genel başkan yardımcısının orduyu suç yapmaya çağırması demokrasinin ne şekilde olduğunu ve ne kadar içselleştirildiğini ortaya koyar.
Kağıttan kaplan olanları, zamanında sırtlarını sıvazlayanlar şimdi de onlara kağıttan kaplan diyecek kadar insan etiği bakımından ahlak dışı bir pozisyona elbette ki düşebilirler ama, kağıttan kaplanların sırtını sıvazlayanlarda demek ki cumhuriyetin yılmaz savunucusu(!) değillermiş de, kağıttan kaplanlarmış; ne de olsa kişi kendinden bilmez mi işi?
Hrant’ı öldürenlerin arkasındaki gücü araştırmayan, bu ülkedeki Kürt halkını yok sayan, darbe ve yargı vesayeti isteyen, Kemalizm’i ve milliyetçiliği kendisiyle özdeşleştiren insanlar da ancak kağıt üzerinde ucuz kahramanlık yapabilirler ve söyledikleri her lafta kağıt üzerinde kalır; öyle de kalması gerekir, çünkü onların genleri kağıt gibi işlenmiş değil, kağıdı oluşturan hammadde şeklinde kalmıştır.
Sonra da çıkıp “liberalleri partisine çağıran” genel başkan gülünç duruma düşebilir, önce genel başkan yardımcısının lafına bakmadığı gibi başbakanla ancak laf dalaşından başka da muhalefet etmeyip cumhuriyet mitinglerini hazırlayan ekipte yer alır ve insanlar da bu duruma acırlar mı gülerler mi bilemiyorum ama, bir genel başkanın sözleri ve eylemleri boş bir kağıttan başka bir şey de değildir.
“Büyük yazarlı, büyük gazetenin” kağıtlarına ülkeyi darbe ortamına sokmak için manşet atanlar, Hrant’ın bir kağıda düşüncelerini yazdığı için onu ensesinden alçakça vuranlar, Ahmet Kaya’yı kağıda Kürtçe şarkı söylemek için beste dökmesini ahlaksızca tehdit edenler, işin içine biraz görüntülü kağıt teknolojisi katıp bir genel başkanı yerinden edip onun yerine oturanlar ne yazık ki bu ülkede kağıt üzerinde kalmaya mahkum olacaklardır.
Onlar için konuşmaya bile değmez ama, şunu bilmekte fayda var; üçkağıtçılar ancak kağıtlarda kalır fakat, bu ülkenin gerçek demokratları ve vicdan sahipleri sözlerini ve eylemlerini kağıda değil, yüreklerine dökmesini bileceklerdir ve biliyorlar da.
- - - - - - -