Gezi davası ve ekonomiye dair eleştirileriyle gündeme gelen Eski TBMM Başkanı, Bülent Arınç gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Arınç, siyasilere 'üslup' eleştirisi yaptı, 'barış' çağrısını yineledi.

Arınç, “Bugünkü gidişattan memnun değilim. Herkes elindeki silahı bırakmalı, barış çubuğu tüttürmeli. Biz büyüklerimizden şöyle gördük. Kavga ediliyorsa kavgayı bir taraf derhal bırakmalı. Herkes haklı olduğunu söyleyebilir. Yine büyüklerimiz derdi ki, ‘önce haklı olduğunu düşünen bıraksın.’ Bu iki taraf içinde geçerli olacak. Kavga o hale yansıyor ki arabadan çıkan levyeyle çıkar, kafa göz giriyor. Karısıyla kavga eden adam, kiracısıyla tartışan silahına davranıyor. İyi olmalıyız. Biz hem bugünkü hayatımızda kişisel ilişkilerde saygıyı elde bırakmamalıyız. İnancımız da bize bunu emrediyor” dedi.

ABC Gazetesi'ne konuşan Bülent Arınç'ın sözleri özetle şöyle:

‘MAGANDAYA BİLE YAKIŞMAZ’

Bugün maalesef çok önemli kelimeler çok önemsiz ve özensiz bir şekilde kullanılıyor. 'Şerefsiz, ahlaksız, haysiyetsiz, çamur, sen şunun, sen bunun çocuğusun vs…' Bu sözler bırakın siyasetçiye bir maganda, maço erkeğin bile ağzına yakışmayan şeylerdir. Anadolu’da bu kelimelerden cinayet işlenirdi. Namusa, haysiyete taalluk eden sözleri halkımız affetmez. Eskiler ‘üslubu beyan aynı ile insan’ derlerdi. Ben siyasetteki üslubun yüksek olmasını isterim. Saygı hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. İnsanların eleştirileri yol gösterici olmalıdır. İnsanlar kendi hayatlarında uygulayacağı üslubu liderlerinden görmeli…

‘SİYASETTEKİ KAVGALAR HALKA YAYILDI’

70’li yıllarda Demirel, Özal, Ecevit, Erbakan, Türkeş bile birbirlerine karşı böyle bir üslup kullanmadı. Onlar da birbirlerine karşı ağır eleştirilerde bulunurlar ama hiçbir zaman saygıyı karşı tarafın kişilik haklarına saldırmazlardı. Özel hayat ve parlamenter hayatlarında birbirlerini rencide etmezlerdi. Bu üslubu halk da benimsemişti. Fakat 1980’e doğru giderken siyasette yaşanan kavgalar katman katman halka da yayıldı. Sokak hareketleri yaygınlaştı. Kötü günleri hatırlatmak istemiyorum ama siyasetin kavgasının halka yayılması tasvip edilemez.

Onur Haftası Komitesi'nden İstanbul Valiliği'ne: 24 Haziran'a kadar müddet veriyoruz Onur Haftası Komitesi'nden İstanbul Valiliği'ne: 24 Haziran'a kadar müddet veriyoruz

‘KAVGAYI DERHAL BIRAKMALI’

Bugünkü gidişattan memnun değilim. Herkes elindeki silahı bırakmalı, barış çubuğu tüttürmeli. Biz büyüklerimizden şöyle gördük. Kavga ediliyorsa kavgayı bir taraf derhal bırakmalı. Herkes haklı olduğunu söyleyebilir. Yine büyüklerimiz derdi ki, ‘önce haklı olduğunu düşünen bıraksın.’ Bu iki taraf içinde geçerli olacak. Kavga o hale yansıyor ki arabadan çıkan levyeyle çıkar, kafa göz giriyor. Karısıyla kavga eden adam, kiracısıyla tartışan silahına davranıyor. İyi olmalıyız. Biz hem bugünkü hayatımızda kişisel ilişkilerde saygıyı elde bırakmamalıyız. İnancımız da bize bunu emrediyor. Artık bu üslup terk edilsin. Bu üslup halkta gerginliğe yol açıyor. Lütfen birbirimize saygılı olalım. Bunu önce ben yapacağım. Zaten bu yüzden ifade ediyorum. Siyasetçiler olarak bizler düşman değiliz; rakip partilerin temsilcileri ve genel başkanlarıyız. Meclis’te Grup Başkanvekilleri de başlatabilir bunu. Birbirlerine laf yetiştireceklerine, ’sen haklısın’ deseler ne kaybedecekler. Karşı taraf eleştirisine verilecek cevabımız varsa güzel bir üslup içerisinde verilir. Cevabınız yoksa susun. Susmak bile kurtarır.

‘BARIŞ HAMLESİNİ YAPAN KAZANIR’

Nasıl ki kişilerin bir vicdanı var ise bir de toplumun vicdanı vardır. Biz ona maşeri vicdan deriz. Vicdanların kabul etmediği şeyleri nefretle karşılar insanlar. Siyaset herkesle birlikte yapılır. Siyasi partiler de iktidar olmak için kurulur. Herkesten çok oy alarak iktidar olunabilir, Cumhurbaşkanı olunabilir ancak. O yüzden herkesin düşünce, fikirlerine saygı gösterilmeli hürmet edilmeli. Tatlı dille konuşulmalı. Barış hamlesini yapan kazançlı olur.

'ZİLLET' DEMEK YANLIŞ’

('Zillet ittifakı' söylemi) Bence bu yanlış. Çünkü o ittifak içinde milyonlarca insan var. Bir ittifak kurmak, isim koymak haktır. Bir taraf cumhur, diğer taraf millet adını almış. Sen, ‘millet değil zilletsin’ dediğin zaman en az 20 milyon insanın, ’neden bize böyle diyorsun, bizim neremiz zillet' diye buna karşı çıkma hakkı olur. Bu lafı söyleyene karşı onunla kesinkes bir arada olmama gibi niyetleri olur. Biz insan kazanmakla sorumluyuz. AK Parti yüzde 50’yi nasıl aldı? Herkese saygı göstererek, diyalog kurarak, insanların güvenini kazanarak. ‘Hain, alçak, zillet’ gibi sözcükler siyasetçinin lügatinden çıkmalı. Daha çok güzel sözcüklerimiz var. İnsan kazanmanın yolu güzel söz söylemektir. Bir satıcının bile yüzü sirke satarsa elinde bal olsa satamaz. Bunları 78 ili, ilçeleriyle gezmiş birisi olarak söylüyorum. Biz kapı kapı ev ev köy köy dolaştık. Herkese elimizi uzattık. Bize en uzak, soğuk gelebilecek yerlere bile gittik.