CHP'nin Olası Azınlık Hükümeti

Baybora Atav / aikineyzen@gmail.com

AKP’nin Meclis’te kendi Meclis Başkanı olmayacak, komisyonlarda çoğunluk olamayacak, tabi en önemlisi Genel Kurul’da bırakın anayasayı, yasaları bile çıkartamayacak. Meclis’ten “Cumhurbaşkanlığı makamı Çankaya’dır” yasası çıktığında “beyefendi” tıpış tıpış sarayı boşaltacak. Sadece bu mu? Yolsuzluk komisyonlarının önünü de tıkayamayacaklar. İşte bunların gerçekleşebilmesinin yolunu açabilecek tek güç HDP'nin barajı geçmesi olacak.

Selahattin Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” ve “ne içeriden ne dışarından AKP ile hükümet kurmayacağız” açıklamalarının ardından CHP ve MHP de, koalisyon defterlerini bir bir kapamaya başladılar. Aritmetik bize HDP’nin barajı geçmesi durumunda, AKP’nin tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısının bir hayli altına düşeceğini gösteriyor. Bunda hemfikir olmayan yok. Eğer sandıklarda ciddi büyük bir manipülasyon yapılmaz, HDP tabanı dışında artarak gelmeye devam eden destek seçim gününe kadar devam ederse Meclis’te her renkten adayı ile HDP yerini alacak. Eskisinden daha güçlü, daha çok sesli bir şekilde HDP muhalefetin en özgün sesi olacak. Diğer yandan sosyal demokrat tabanının bir kısmını HDP’ye kaptıran CHP’nin de diğer kesimlerden alacağı oy ile bu açığı kapatarak üstüne çıkması büyük olasılık olarak gözüküyor. Zaten MHP’nin de oyunu yükseltmesi beklenen bir gerçek. Bu senaryoda -yani HDP’nin barajı geçmesi durumundaki senaryoda- CHP ve MHP’nin AKP karşısında gücünün artacağını artık bu partilerin yöneticileri de anlamış görünüyor. Yani HDP’nin barajı geçmesi durumunda, AKP’den yaklaşık 50 milletvekili düşecek ve iktidar partisinin Mecliste bulunduracağı milletvekili sayısı diğer partilerin sayılarına yaklaşacak. Yani milletvekili dağılım haritalarında o her yanı kaplayan sarı rengin korkutuculuğu azalacak. AKP’nin Meclis’te kendi Meclis Başkanı olmayacak, komisyonlarda çoğunluk olamayacak, tabi en önemlisi Genel Kurul’da bırakın anayasayı, yasaları bile çıkartamayacak. Meclis’ten “Cumhurbaşkanlığı makamı Çankaya’dır” yasası çıktığında “beyefendi” tıpış tıpış sarayı boşaltacak. Sadece bu mu? Yolsuzluk komisyonlarının önünü de tıkayamayacaklar. Ama bunların yapılabilmesi için bir de hükümet gerekiyor değil mi? Öncelikle ülkenin reel durumunu göz önüne alarak fazla uçuk senaryolar kurmamak gerekiyor. AKP’nin hükümet kuramaması onu yine de en çok milletvekili sayısına sahip olmasını engellemeyecek. Yani her şekilde Cumhurbaşkanı hükümet kurmak için ilk hakkı AKP’ye verecek. AKP koalisyon için ilk CHP’nin kapısını çalacak. Kılıçdaroğlu, ilk dönemlerde koalisyon kapısını kapatmamıştı, ancak son söylemleri bu olasılıktan vazgeçtiği yönünde. CHP’den yüz bulamayan AKP, ikinci olarak aslında ideolojik olarak kendisine en yaklaşan ve benzer tabanlara hitap eden partinin, yani MHP’nin kapısını çalacak. İlk dönemlerin aksine MHP de koalisyon ihtimalini geri plana attı gibi. HDP’nin de net olarak AKP ile koalisyon kurmayacağını açıklamasıyla AKP’nin koalisyon kurma ihtimali zayıflıyor. Eğer AKP, 3 partiden de eli boş dönerse, sıra CHP’ye gelecek. Tabii Tayyip hükümet kurma görevini CHP’ye verirse. Vermek zorunda elbette, ama işi uzatmak için elinden geleni yapacaktır. CHP’nin bu görevi alması durumunda çok fazla opsiyonu olmayacak. Ya CHP- MHP- HDP koalisyonu olacak (ki bunun bu konjonktürde olması imkansız. Hem barış sürecine ilişkin MHP’nin tavrı, hem de uzlaşmaz ideolojik farklar nedeniyle). İkinci seçenek ise CHP’nin tek başına azınlık hükümeti kurması. Ben bu ihtimalin her üç partinin lider kadrosu tarafından en olası senaryo olarak kabul edildiğini düşünüyorum. Yani CHP’nin azınlık hükümeti kurmasıyla HDP ve MHP dışarıdan şartlı destek verecek. Peki nasıl? Buna şimdi biraz daha yakından bakalım.

CHP aslında 70’li yıllardan beri bir cenderenin içinde. Sol değerler ile devlet partisi olmaktan kaynaklı resmi ideoloji arasında her zaman hassas bir denge kurmaya çalışmış, ama çoğu zaman (70’lerdeki Ecevit dönemi ve SHP süreci birazcık farklıdır ) ibre resmi ideolojiden yana göstermiştir. Ancak Kılıçdaroğlu ile birlikte bu dengeyi yeniden kurma girişimleri bir parça başarılı oldu. Hüseyin Aygün, İlhan Cihaner, Şafak Pavey gibi daha solda duran isimler öne çıkmayı başardı. Ama tabi ki ibre Avrupa sosyal demokrat değerleri noktasından daha ileri gidemedi. Bu sıkışmışlığın da uzun vadede bir çözümü olmadığından, bu dengeyi sürdürme politikası devam edecek gibi. İşte bu noktada bu iki kanatın bir kısmının yüzünü MHP’ye diğer kesimin ise yüzünü HDP’ye dönmesi şaşırtıcı olmaz. Yani olası bir azınlık hükümetinde kendi iç dengesini muhafaza etmekte uzmanlaşmış CHP, bu iki ayrı uçtaki partilerin çok uzaklaşmadan hükümeti şartlı destelemelerini sağlayabilir. Tabii bir süre ... Peki o süre ne kadar?

MHP’nin desteklediği bir CHP hükümetinin, çözüm sürecini Dolmabahçe mutabakatının çizgisinde sürdürmesini beklemek çok zor. Ancak AKP’nin de tek başına iktidar olduğu zaman bu 10 maddeye asla sahip çıkmayacağının emareleri zaten çoktan alınmış. Suriye savaşına ilişkin tavır, Ağrı’daki provokasyon, bitirilen kalekollar, Ekim olaylarında kitlelerin üzerine salınan Hizbullah militanları… Bunlar seçim sonrası AKP’nin tek başına iktidar olduğunda nasıl bir süreç izleyeceğini az çok bize gösteriyor. Hele ki Meclis’te temsil edilmeyen bir HDP olduğu taktirde bu politikasını çok daha pervasızca sürdüreceğini tahmin etmek zor değil. Zaten İç Güvenlik Yasası denilen sıkıyönetim yasası da bunun tüm alt yapısını hazırlamış durumda… Zaten HDP’nin “seni başkan yaptırmayacağız” açıklamasının arkasında durmasını sağlayan, ilkelerin dışında bu reel durumdur. İşte bu yüzden CHP’nin daha yavaş, daha temkinli ama savaşa ve çatışmaya neden olmayacak politikası, olası AKP politikasından çok daha tercih edilir olacaktır. Açık açık yapılacak olan görüşmeler MHP tarafından tepkiyle karşılanacağı için, bu süreç yavaşlasa da daha alttan devam edecek MHP’nin buna ses çıkarmayacağını daha önceki hükümet deneyimlerinden çıkarsayabiliriz. İdamın kaldırılmasına onay vermese de hükümeti bozacak bir noktaya gitmemişti. Peki çözüm süreciyle ilgili atıl dönemde ne olacak?

Aslında AKP’nin birçok politikasına karşı yapılan muhalefette, HDP, CHP ve MHP planlı olmasa da aynı tarafta oldular. 4+4+4 eğitim düzenlemesi, İnternet Yasası, İç Güvenlik Yasası düzenlemelerine karşı muhalefet ederken, bu partiler aynı söyleme sahip olmasalar bile AKP’ye karşı duruş noktasında yan yana geldiler. Yolsuzluklara ilişkin tavırda, 4 bakan ile ilgili gensoru görüşmelerinde ve daha birçok Genel Kurul ve komisyon toplantısında benzer bir tablo ile karşılaştık. Aslında AKP’nin kimseye danışmadan burnunun dikine giderek hazırladığı bu yasalara farklı saikler ile karşı durulsa da birbirinden tamamen zıt partiler pratikte ortaklaştı. Bunları anlatırken şunu demek istemiyorum: “HDP ve MHP aslında benzer düşünüyorlar ve bu yüzden yakınlaşabilirler” Hayır. Sadece CHP dolayımıyla olağanüstü bir Meclis sürecinde, AKP tarafından kapatılmak istenen dosyaların yeniden açılmasında yan yana gelebilir, ortak oy verebilirler. İç Güvenlik yasasının iptal edilmesi, bakanlar ile ilgili dosyaların yeniden raftan indirilmesi, yolsuzluk komisyonunun kurulması, Suriye politikasının yumuşatılması, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin azaltılması, muhalefetteki belediyelere aktarılacak kaynakların çoğaltılması, eğitim konusunda AKP’nin uygulamalarının törpülenmesi, İnternet düzenlemelerinin geri çekilmesi, kıdem tazminatı düzenlemesi hazırlığına son verilmesi, taşeron işçiler ile ilgili iyileştirmeler, yandaş şirketlere giden hortumların kesilmesi ve tabii ki başta yargı olmak üzere devlet içindeki AKP kadrolaşmasının önüne geçilmesi ya da en azından belli oranda etkisizleştirilmesi… Bu liste daha uzayabilir. Her 3 parti de bu olağanüstü dönemde kendi ideolojik keskinliklerini diğer partilere yansıtmadan yaklaşık 1-2 senelik bir hükümetin sürmesini sağlayabilir. Peki bu süreçten bu partiler ne kazanacak?

Öncelikle bu süreçte AKP’nin tüm foyasının ortaya çıkması, bu partinin seçmen kitlesini de partinin iç dengesini de darmadağın edecektir. Yolsuzluk ile ilgi dosyaların yeniden açılarak korkusuzca üstüne gidilmesi zaten bütün bu ilişkiler ağını Yüce Divana götürecek şekilde ortaya dökecektir. Bu süreç aynı zamanda AKP’nin içinde görece temiz kalmış kesimlerin seslerini yükseltmesine ve belki de bu sürece destek vermesine neden olacaktır. Belki de bu kesimler partiden ayrılarak, daha merkezde duran bir parti kurarak AKP’nin oy potansiyelini daha da dibe sokacaktır. Yani AKP’nin belki de yüzde 20’lere kadar düşebilecek oy oranı her üç partinin de kayda değer şekilde oy kazanmasına neden olacaktır. Bu bile başlı başına CHP’nin azınlık hükümetinin diğer iki parti tarafından desteklenmesi için güçlü bir neden olabilir. CHP kendini gösterme imkanı bulacağı gibi, MHP de çok uzun süre önce devlet kademelerinde yaşadığı tasfiyenin etkilerini biraz olsun gidermeye çalışacaktır. Bu iki neden de CHP ve MHP’nin bu olasılığa sıcak bakmasına neden olabilir. HDP ise hükümet üzerinde bir baskı unsuru olarak varlığını koruyacak ve çözüm süreci yavaşlasa da bunu dengeleyecek bazı taleplerin karşılanmasını sağlayabilecek. Kürt illerinde belediyeler üzerindeki baskıların azalmasını talep edebileceği gibi, kimliğinden dolayı devlette iş bulamayan seçmen kitlesinin en azından adilce sınavlara girmesini talep edebilecek, anti demokratik yasaların kaldırılmasıyla da zaten olabilecek en büyük kazanımlardan birine sahip olacaktır. Ayrıca her renkten adayları ile ötekilerin sesi olmaya Meclis’te devam edecektir.

Velhasıl, bu süreç çok hassas bir dengede yürütüleceği için dış müdahalelere her zaman açık olabilir. Özellikle olası bir ekonomik kriz bu süreci başlamadan bitirebilir. Ve AKP’nin bir daha hiç gitmemecesine koltuğunu sağlamlaştırabilir. Ama tam tersi durum yani ülkeyi yaşanmaz hale getirenlerin en üst kademedekiler de dahil olarak yargılanması olasılığı nedeniyle bile tarafların bu dengeyi ellerinden geldiğince korumaya gayret edeceğini tahmin ediyorum. Ayrıca, uluslar arası kamuoyu, büyük burjuvazi ve tabii ki Fethullah Gülen cemaati bu süreci gizli kapaklı desteleyeceğinden yeni bir krizin bertaraf edilmesi daha kolay olacaktır. Peki bu süreç ne zaman sona erer?

Tahminimce bu süreç yolsuzlukları gerçekleştirenlerin ceza alması, Suriye savaşı süresince işlenen savaş suçlarının su yüzüne çıkması, AKP’nin içinden en azından vicdanlı grupların yeni siyasal ortama entegre olarak bu partinin tabanını kendilerine çekmelerine kadar devam edecektir. Bu da tahmini iki yıl olabilir. Tabii ki bu bir tahmin ama bir dahaki seçimin erken seçim olması muhtemeldir. Ancak tekrar vurgulamakta yarar var: Bunların gerçekleşebilmesinin yolunu açabilecek tek güç HDP'nin barajı geçmesi olacak.

Sol cenahtan gelen olası bazı itirazları duyar gibiyim. “Ya çözüm süreci ne olacak?” , “MHP faşist bir parti, nasıl onlarla bir arada olunabilir?” “Ya CHP eline gözüne bulaştırırsa…” “AKP devlet bürokrasisini ele geçirdi, bu dediklerini yapmak o kadar kolay olmaz”… Bu sorulara aslında yukarıda yanıt verdim ama birer cümle ile yeniden geçmek gerekirse, Kürtler hükümeti tek başına kurmuş güçlü bir AKP’nin bölgede savaş çıkartmasındansa, yavaşlamış ama CHP hükümetiyle ite kaka giden bir süreci yeğler. 2. Soruya verilecek yanıt basit, asla bir koalisyon içinde bir arada olmayacaklar. Sadece durmuş bir saatin günde iki kere doğruyu göstermesi gibi kısa süreliğine yan yana duracaklar. 3. Sorunun yanıtı ise beceremeyeceklerine inanıyorlarsa zaten partiye kilidi vursunlar gitsinler. Ama bu süreç bir şekilde başarılı olursa CHP’nin oyu yüzde 30’ları aşacak, HDP yüzde 15’leri zorlayacak, belki de bir sonraki seçimin iktidarı olmak için büyük avantaj yakalayacak, MHP de daha merkez bir parti olma yolunda ilerleyecektir. Aynı şekilde AKP’den kopan bir parti de siyasi arenaya yeni hareketlilik getirecektir. Bu süreçte barajın yüzde 5’e çekilmesini büyük olasılık görüyorum. Ve böyle bir gelişme de artık yüzde 50’leri zorlayan hükümetler dönemine son verecektir. Ayrıca Başkanlık tartışmaları da bir daha gündeme gelmemek üzere kapanacaktır.

Bu yazdıklarım aslında olasılıklardan bir tanesi. Yani rasyonel düşünüldüğünde kötünün iyisi... Bu senaryo olacaktır demiyorum ama bu anlattığım ayrıntıların çoktan bir B planı olarak cepte tutuluyor olması muhtemel. Tabi koalisyon arayışlarından sonuç çıkmadığında, yeniden erken seçime gidilmesi nasıl bir görünüm yaratır kestirmek zor. Yani ikinci erken seçimden AKP güçlenerek de çıkabilir eriyerek de. Bir diğer olasılık ise bu senaryonun gerçekleşmesinden korkan AKP’nin büyük bir pervasızlıkla HDP’nin oyları ile oynayarak onu baraj altına düşürmesi ya da kararsız seçmenin sandığa gittiğinde HDP’yi desteklemekten vazgeçmesi. Bu durumda HDP’nin 9,9 ile barajın altında kalması ülkeyi bir felakete sürükleyebilir. Ancak muktedirler HDP barajı aşsa da aşmasa da savaş çıkarmaktan asla çekinmez. Bir olasılık kapana kısılmanın paniği ile çılgınlık yapmak, diğeri ise gücün tamamını ele geçirdiğinden onlara dur demenin imkansızlığından çılgınlık yapmak. Bu nedenle bu çılgınlıklara da hazırlık olmalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İbrahim Uçak 2 yıl önce

seçim öncesinde, seçim sonrası en olası senaryoyu görebilen ve adeta nokta atışı yapabilen bu yazınız ve öngörünüze hayran kaldım. teşekkürler.