Cemil Bayık'tan Bülent Arınç'a: Ciddiye almıyorum!

Cemil Bayık, barış için 1993'ten itibaren 9 defa tek taraflı ateşkes yaptıklarını hatta son olarak gerillayı da geri çektiklerini, ancak bu saatten sonra artık adım atma sırasının devlette olduğunu aksi taktirde gerekirse 400 yıl daha savaşabileceklerini söyledi.

Yurt gazetesinden Nazan Özcan ve Veysi Polat, Kandil'de KCK Eş Başkanı Cemil Bayık ile çözüm sürecini konuştu. Bayık söyleşinin bugün yayınlanan son bölümü şöyle:

Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri konuşuyor, çözümü götüren Yalçın Akdoğan sizin açıklamalarınız için “Blöf yapıyorlar” diyor... Siz kimi ciddiye alıyorsunuz?

Biz Türkiye'deki halkları esas alıyoruz. Ve sorunu çözmek isterken, kim iktidardaysa elbette onunla görüşüyoruz. Ama sorunun çözümünü iktidardan ziyade, toplumla gerçekleştirmek istiyoruz. Bizi AKP'yle görüşmekle, AKP'ye destek vermekle suçluyorlar. Hükümet onlar! Hükümet olmayan bir parti sorunu çözebilir mi, çözemez. Biz bugün iktidarda AKP olduğu için onlarla görüşüyoruz, yarın CHP iktidar olsa onunla görüşürüz. Biz hepsinin açıklamalarına bakıyoruz ama şu anda AKP ve Hükümet'in siyasetini belirleyen Erdoğan. Erdoğan ne derse, AKP onu esas alır. AKP’de, Hükümet'te herkes Erdoğan'a bakar.

O zaman Bülent Arınç'ın “mecbur da değiliz mahkum da” lafını da o kadar ciddiye almadınız. Ama sizin açıklamalarınız için Arınç, “Ben teröriste cevap vermem” dedi.

Diyebilir, ciddiye almıyorum. Arınç, kadına yaklaşımında gerçeğini gösteriyor, kadına hakaret eden biridir. Kadına hakaret insanlığa ve topluma hakaret etmektir. Birini tanımak istiyorsanız, kadına yaklaşımına bakın, doğru ölçü budur.

ERDOĞAN ÇİLLER'DEN DAHA TEHLİKELİ

PKK için yapılan bir eleştiri var: 17 ve 25 Aralıkta PKK hiçbir şey söylemedi. ‘Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk olan bir sürece PKK ya da Kürt hareketi bir şey söylemeliydi’ eleştirileri yapıldı.

Çok dar, tepkisel ve duygusal yaklaşımlar. Bunların aşılması gerek. AKP politikalarıyla PKK kadar mücadele eden başka biri yok. Türkiye'de birçok hareket kendini AKP karşıtı gibi gösteriyor ama bunlar hep söylem düzeyinde. Biz “Çiller ve hükümeti ne idiyse, Erdoğan ve hükümeti de aynıdır, hatta Çiller'den daha tehlikelidir” açıklaması yaptık. PKK, AKP'nin yolsuzluklarına karşı bir şey demedi diyenler, en çok da AKP'ye destek verenlerdir. 'Yetmez ama evet' diyenlerdir, şimdi kalkıp PKK'yi suçlamaya çalışıyorlar. PKK o günlerde, AKP'ye karşı kıran kırana bir mücadele veriyordu. Onlar ise AKP'yi demokrasi gücü olarak görüyor ve destek veriyorlardı. Şimdi AKP'nin Türkiye'de demokrasi geliştirmediğini görünce, bu sefer AKP'yi eleştirmeye başladılar. Bu bize yapılan büyük bir haksız ve vicdansızlıktır.

Bu da “Çözüm süreci demokrasiyi rehin aldı” tartışmalarını getirdi.

Hayır, çözüm süreci demokrasiyi rehin almaz. Çözüm süreci, tam tersine demokrasiyi geliştirir. Dikkat ederseniz, Newroz'da Önder Apo'nun açıklamasında ne vardı: ‘Türkiye'nin demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak Kürt sorununun demokratik, siyasal çözümü.’ Sadece Kürt sorununun çözümünden bahsetmiyordu. Türkiye toplumunun, siyasetinin, devletinin demokratikleştirilmesinden bahsediyordu. Bu ne anlama geliyor? Bu yolsuzluklar, kirlilikler, haksızlıklar, baskılar, şiddet, eşitsizlik, katliamlar, asimilasyonlar olmayacaktı.

Amerika PYD'ye destek veriyor, Kobani'de IŞİD'i vuruyor. Sizin de PYD ile organik bağlanırız var. Ayrıca son açıklamanızda “Üçüncü göz Amerika olmalı” dediniz. Yeni müttefikiniz Amerika mı?

Biz kendimizi üçüncü bir çizgi olarak tanımlıyoruz. Ve üçüncü bir çizgi olarak da farklıyız. Biz ne 'muhalefet' dedikleri güçlerin yanında, ne de iktidar denilen güçlerin yanında yer aldık. Bölgede, uluslararası alanda iktidar ve 'muhalefet' güçlerine göre bölünmüş ve cephe oluşmuş durumda. Biz onun için üçüncü çizgiyiz. Bu ikisinin yaklaşımı şimdiye kadar neydi? Kürt kimliğini, iradesini, değerlerini kabul etmemek, buna karşı mücadele etmek. Gelinen aşamada bir taraf Kürtlerin kimliğini, değerlerini kabul etmeye başlıyor. Bu taktik ve stratejik bir yaklaşımdır. Şunu esas alıyoruz: Kim ki, bizi kimliğimizle, değerlerimizle tanırsa ve Kürtlerin halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarını kabul ederse, sorunu bu temelde çözmek isterse, onunla sorunu çözeriz. Kim olursa olsun, hangi ülke olursa olsun.

 PKK, ORTADOĞU'DA BELİRLEYİCİ

'Amerikan emperyalizmiyle kolkola girdi Kürt hareketi' deniyor bu sefer. Buna ne diyorsunuz?

Bunlar klasik söylemler. Onun için söylenenden çok, neyin yaşandığına ve neyin yapıldığına bakılmalı. Meşhur bir söz vardır, 'insanın gerçeği pratiğidir' diye. Bizim hareketimizin gerçeği de pratiğidir. Çok ucuz değerlendirmeler, eskiden 'kasaba siyasetçisi' derlerdi bunlara. Şimdi herkes yürüttüğü siyasetin halklar, dinler ve kültürler açısından neye yol açtığına baksın. Bugün halklar, dinler, kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görüyorlar. Eğer bazılarının o ucuz politikalarına göre ele alınsaydı halklar ve kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görmezlerdi. Elbette ki, herkesin kendi çıkarları var. Eğer bugün Türkiye DAİŞ'i destekliyorsa, Amerika Kobani'de bombardıman yapıyorsa kendi amaçları var. Peşmerge, Kobani'ye gidiyorsa amaçları var, YPG Kobani'de direniyorsa amaçları var... Burada elbette bazıları başarılı, bazıları başarısız, bazıları kısmen başarısız olur. Bu neye bağlıdır, yürütülen öncülüğe. Bugün PKK, Ortadoğu’da süreç belirliyor. Hiçbir güç PKK’nin bu gücünü görmezden gelemez. Amerika da görüyor.

Siz de uygun olduğu kadar Amerika ile işbirliği yaparız mı diyorsunuz yani?

Bizim için şu güç, bu güç diye bir şey yoktur, biz herkesle görüşürüz. Biz herkesle ilişkiye gireriz. Yeter ki bizim kimliğimizi kabul etsinler. Yeter ki, halklarımızın doğal haklarının teslimini öngörsünler.

Öcalan için sekretarya sözü verildi ve birkaç gün önce Ertuğrul Kürkçü, “Öcalan ve devletin Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık'ın isimleri üzerinde anlaştığını” söyledi. Kandil'den kim gidecek?

Devlet heyetiyle Önder Apo, İmralı’daki görüşmeler sonucunda bazı komiteler oluşturdu. Yani burada sekretarya kimden oluşacak, müzakere heyetini kimler oluşturacak, izleme komitesinde kimler olacak bu konularda bazı isimler belirlendi, öneriler oldu. Ama Türkiye şimdi bütün bunları inkar ediyor. Türkiye zaten her şeyi inkar ediyor.

Peki Kandil'den kim gidecek?

Biz niye ısrarla üçüncü taraf olsun diyoruz! İnkar olmasın diye. Buradan gidecek isim yok.

Söylemiyor musunuz yani?

Hayır yok. Biz buradan isim göndermeyi uygun görmüyoruz. Önderlik de uygun görmüyor.

Kandil'den kimse gitmeyecek mi?

Hayır, şimdilik kimse gitmiyor.

Şimdilik?

Şimdilik tabii. Daha müzakere olacak mı olmayacak mı, daha işin başıdır. Nasıl diyelim, burdan şu arkadaşımız gidiyor diye? Eğer müzakere olsaydı, pratik bir aşamada, belki burdan da bir isim katılırdı. Şu anda öyle bir durum yoktur.

Sabri Ok ismi geçiyor ama.

Hayır, öyle bir şey yok.

ÖCALAN'IN 2015'TE ÇIKMASI

Bir MİT belgesinden bahsediliyor. Öcalan’ın 2015’te İmralı’dan çıkması için ortada bir anlaşma olduğu, fakat bu tarihin 2017'ye çekildiği söyleniyor.

Bizim böyle bir bilgimiz yok. Kaynaklar kimse, onlara sormak lazım. Bırakalım Önder Apo’nun 15 ya da 17’de bırakılmasını, tarihleri, Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi adamlar adım bile atmıyor, her şeyi dondurduk, başa geçtik diyorlar. E şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bıracaklar?

Bir anlaşma yapıldığı söyleniyor.

Hiçbir anlaşma yoktur.

“Hiçbir” imza atılmadı mı, “hiçbir anlaşma” yapılmadı mı bu bir buçuk yıldan fazla süreçte yani?

Hiçbir imza atılmadı, hiçbir anlaşma yoktur. Hep diyalog var, Türkiye hep diyalog sürecinde tutuyor, müzakereye geçmek istemiyor. Onun için de hiçbir şeyi belgelendirmek istemedi. Hiçbir şeyi imzalamak istemedik. Biz niye müzakerede dayatıyoruz, niye izleme komitesinde dayatıyoruz, bunlar için.

Peki daha ne kadar ısrar edeceksiniz?

Bitti! En sonuna geldik ısrarın. Kürtlerin yapacağı bir şey kalmadı, gerisi Türkiye’nin atacağı adımlardır. Bizim yapacağımız bir şey kalmamıştır. Biz yapacağımızın en azamisini zorlayarak yaptık. Bundan ötesi artık Türkiye’ye bağlıdır.

Ne yapılsa süreç rayına oturur peki?

Eğer Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı zihniyetini değiştirirse yoluna girer.

DAİŞ KÜRTLERİ YAKLAŞTIRIYOR

Nasıl bir zihniyet değişimi?

Onlar müzakere yapmıyorlar. Onlar süreci askıya aldıklarını söylüyorlar. Onlar mahkum olmadıklarını söylüyor. Biz söylemiyoruz. Eğer onlar bunlardan vazgeçerse, müzakereyi kabul ederlerse, müzakere şartlarını yerine getirirlerse, o zaman sorun çözüm yoluna girer.

Önder Apo bir Kürt ulusal kongresinin toplanmasını istedi. Ve bu kongreden bir yürütmenin çıkmasını istedi. Yine Kürt diplomasinin yürütülmesi için bir komitenin oluşturulmasını istedi. Yine burda Kürt savunma güçlerinin oluşturulmasını istedi. Bir ortak Kürt savunma gücü, bir barış gücü oluşsun dedi. Bunlar yıllar önce bizim savunduğumuz ve pratikte geliştirmeye çalıştığımız düşüncelerdi ve geliştiriyoruz da. Kongre için çalışmalar yürüttük, bir yere kadar getirdik. Şimdi zemin elverişli hale geldi, kalınan yerden bunları yürütüp yönetmek istiyoruz. Yani biz çalışmalarımıza devam ediyoruz hala.

DAİŞ faşizmi kendi iradesi dışında, Kürtleri yakınlaştırıyor. Kürtlerin sorunlarını çözmesine hizmet ediyor. Demokratik ulus anlayışının gelişmesine zemin hazırlıyor. Dikkat edilirse, DAİŞ, Güney Kürdistan'a saldırdığında gerilla halkı korumaya Şengal'e koştu. PKK gerillası orada Ezidilere sahip çıkarak, insanlığa ve insanlığın değerlerine sahip çıktı. Onun için herkes bunu gördü ve dillendirmeye başladı. PKK’ye saygılı olduğunu söyledi, PKK'nin bir insanlık hareketi olduğunu, insanlığa sahip çıktığını söyledi. PKK'ye karşı birçok düşünce ve algı değişmeye başladı. Büyük bir güven oluştu. Kürtler büyük saygı görüyor, herkes bu direnişe göre yeni politikalar oluşturuyor.

400 YIL DAHA MÜCADELE EDERİZ

Ama bir taraftan Türkiye de çatışmaların başlayacağı kaygısını yükseltiyor.

Adım atarsa Türkiye, çözüme gider, adım atmazsa da bu iş biter. Biz 40 yıllık bir hareketiz, eğer sorunu çözmezse, teslim olacak değiliz. PKK’nin kuruluşu, teslimiyete karşıdır zaten.

TESLİM Mİ OLALIM?

İnsanlarda yine eski çatışmalı günlere döneceğiz korkusu başladı.

Ne yapalım, yani teslim mi olalım? 40 yıl mücadele ettik, Kürt sorununu ortaya çıkardık, çözümü siyasi yolla yapalım dedik, 93’ten beri tek taraflı dokuz kez ateşkes ilan ettik. Sonunda gerillayı geri bile çektik, daha ne yapalım? Gerisi teslim olmaktır. Türkiye’nin de AKP’nin de istediği bu zaten. E şimdi biz tasfiyeyi mi kabul edeceğiz yani? Eğer bunu dayatıyorlarsa, büyük bir yanlıştalar. Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek.

HERKESİN SÖYLEDİĞİ BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR

Aysel Tuğluk “AKP partner değil”, Sırrı Süreyya Önder “Darbe mekaniği”, Hatip Dicle “Paralel yapı” diyor. Öcalan “Süreç sürüyor”, siz “zaten yoktu ki” diyorsunuz. AKP oyalıyor evet ama sizin söyledikleriniz de mesaj karmaşası yaratıyor.

Bir mesaj karmaşası yok. Herkesin söylediği birbirini tamamlıyor. Şimdi bir PKK’linin söylediği ile PKK’li olmayanın söylediği aynı olamaz. Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya Önder, Hatip Dicle bir PKK’li değil. Ben PKK’liyim, ben PKK’nin kurucularındanım. Elbette ki benim sürece yaklaşımım değerlendirmelerim farklı olur, HDP'lilerin ya da PKK’li olmayanın farklı olur. Burda yadırganacak bir şey yok. Evet PKK, belki Kürt hareketi içindeki her şeyi kapsıyor, öncülük yapıyor ama hepsi PKK değil. Ama söz birliği isteniyorsa, o zaman Türkiye’deki halkların, demokrasi ve sosyalist güçlerin hepsinin Kürt özgürlük mücadelesine destek vermesi ve Türkiye devletine bu sorunu çözmesi için baskı uygulaması gerekiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.