Karayılan: İmralı’da tıkandı, düzelecekse orada düzelir

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın, Başbakan Erdoğan, danışmanı ve İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamaları ele aldığı konuşmalar ANF’de yayınlandı… Karayılan, Öcalan’dan başka kimsenin diyaloga girmeyeceğini söylüyor…

TECRİDE YASAL KILIF ARIYORLAR

* Kimi Hükümet yetkilileri ve Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin değerlendirmeleri, aylardır avukatları ile görüştürülmeyen Öcalan’a tecridin yasal kılıfa büründürüleceği şeklinde yorumlandı. Siz bu konuyu nasıl ele alıyorsunuz?

AKP hükümetinin zihniyetini ve politikasını yansıtan bu yeni açıklama, aslında bir savaş kararının yansımasıdır. Şimdiye kadar zaten üç buçuk aydır devlet ve hükümet olarak ağır bir tecrit uygulamaktadırlar. Fakat şimdi buna yasal bir kılıf bulma çabalarının olduğu görülüyor.

Artık bir gerçek var; eğer bu sorun çözülecekse ancak isyanın Önderliğiyle görüşülerek diyalog içinde çözülebilecektir. Önder Apo’yu ilelebet tecrit altında tutacak uygulamayı yapan devlet, “ben bu kapıları kapatıyorum, sizinle sonuna kadar savaşacağım” demiş olacaktır.

Şunu kesinlikle belirteyim: Önder Apo dışında Kürdistan adına hiçbir kurum veya hiçbir teşkilat diyalog adı altında bir ilişkiye girmeyecektir. Bu sorunun tıkanması İmralı’da gerçekleşmiştir. Devlet heyeti, Temmuz ayının ortalarında verilen randevu temelinde İmralı’ya gidecekti; ancak gitmedi, vazgeçti, bıraktı ve dolayısıyla ipler orada koptu. Tekrar düzelecekse de orada düzelir, başka bir yerde düzelemez.

* Erdoğan, KCK’ye ilişkin “paralel devlete müsaade etmeyeceklerini” söylerken, “devlet silah bırakmaz ama onlar silah bırakırsa olumlu gelişmeler olur”, “inkar ve ret ortadan kalkmıştır” gibi açıklamalarda bulundu. Ayrıca, Türk basınında da KCK sistemi sürekli anti-demokratik, otoriter bir sistem gibi sunuluyor. KCK nedir ve Başbakan’ın açıklamaları ile KCK’ye yönelik suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi her şeyden önce KCK sistemi, bir devlet sistemi değildir; a-devlet sistemidir. Yani demokratik toplumun devlet olmayan, kendi kendini yönetmeyi öngören bir sistemidir. Daha çok sivil toplumcu bir anlayışı esas alan, devletleşmeyi hedeflemeyen, demokratik toplum olmayı öngören bir zihniyetten ileri gelmektedir. Şimdi biz şunu düşünüyoruz: Doğal insan, devlet olmadan önce daha özgür ve daha insani duygulara sahip bir insandı.

Yani biz PKK hareketi olarak devlet ve iktidarı öngörmeyen sivil-demokratik toplum çizgisini esas alıyoruz. Bizim görüşümüze göre ne kadar çok devlet, o kadar az demokrasi; ne kadar çok demokrasi, o kadar az devlet olur. Bu açıdan KCK sistemini, devlet içinde bir devlet olarak görmek doğru değildir; bu yanlıştır. Devletin kendisini kabulü, kendisinin de devleti kabulü temelinde, daha çok sivil toplumcu bir sistem diyebileceğimiz demokratik bir toplum sistemidir.

Türkiye’de bugün anayasa tartışmaları gündemdedir. Eğer gerçekten demokratik bir Türkiye, demokratik bir toplum öngörülecekse demokrasinin yolu buradan geçmektedir. Katı ulus-devlet anlayışıyla her şeyin merkezden zapturapt altına alındığı bir yerde demokratik bir toplumdan bahsedilebilir mi? KCK bunu öngören bir demokratik toplum sistemi, daha çok sivil toplum sistemi diyebileceğimiz, iktidarcı ve devletçi olmayan, A-devlet olan bir sivil toplum modelidir. Şiddetten, baskıdan, otoriteden uzak, toplumun kendi kendini yönettiği bir sistemdir.

Türk basın yayın çevrelerinde herkes kendine göre yorumlayarak yakıştırmalarda bulunmaktadır. Otoriter, totaliter, Stalincilikle bile bağlantısını kuranlar vardır. Oysa tam tersidir. Yani KCK sistemi, tamamen demokratik toplum, demokratik siyaseti öngören ve bugün Türkiye’de olmayan demokrasiyi geliştirmek isteyen bir mantığa ve anlayışa sahiptir. KCK sistemi, bütün yetkililerin seçimle göreve geldiği ve seçimle görevden alındığı bir toplum modelidir.

Biz şunu söylüyoruz; merkeziyetçi devlet yaklaşımı esnetilsin, yerinde yönetim anlayışı geliştirilsin ve demokratik seçim sistemi olsun. Kim kazanırsa o orada rol ve iş koordinasyonunu üslensin (Özellikle dikkatinizi çekerim, iktidar demiyorum. Biz iktidar kavramını kullanmak istemiyoruz, onun yerine rol ve iş koordinasyonu diyoruz).

Toplumu yönlendirecek, yürütecek organların seçimi oradaki toplumun kendi iradesiyle belirleyeceği kişilerle yürütülür. Yani bir gerçeğin çok ciddi bir biçimde çarpıtılması durumu söz konusudur. Sistemin mantığı doğru okunduğunda görülecektir ki, KCK sistemi pratikleştiğinde hem Türkiye’yi hem de Kürdistan toplumunu demokratikleşmeye zorlayan bir rol ve işleve sahip olacaktır.

DEVLETE SİLAH BIRAK DİYEN YOK Kİ

Şimdi diğer bir husus Başbakan, çok ısrarlı bir biçimde sürekli bir kavramı çarpıtıyor. İşte “Türk güvenlik kuvvetleri silah bırakmaz, silah onların enstrümanı gibi bir şeydir” demektedir. Peki, ben de soruyorum; kim dedi ki silah bıraksın? O çağrıları yapan çevreler diyorlar ki, “ellerini tetikten çeksin.” Yani “adam öldürmeyi durdursun” diyorlar. Başbakan niye bunu doğru ifade etmiyor ki? Kimse Türk ordusu silah bıraksın demiyor. Ben duymadım; hiçbir yazar, hiçbir çağrıcı, hiçbir çevre böyle bir çağrı yapmadı.

ÇÖZÜM OLACAKSA, SİLAHLAR KARŞILIKLI SUSTURULUR

Geçmiş pratik gösterdi ki tek taraflı elini tetikten çekmek sonuç yaratmıyor, savaşı durdurmuyor. Sen durduruyorsun, karşı taraf durdurmuyor, ardından sen de kendini savunmak zorunda kalıyorsun ve çatışma yeniden başlıyor. Meselenin esası budur. Şimdi diyorlar ki, “ben devletim, o da teröristtir.” Hayır, sen devletsin bu da bir halktır. Sen bu halkı inkar etmişsin ve bu halk kendisini örgütlemiş, bin bir zorlukla büyük baskı sistemleriyle boğuşa boğuşa, Diyarbakır zindanlarından geçerek, ‘90’ların o faili meçhullerinden geçerek gelen ve kendisini örgütleyen bir güce sahiptir. Yani bir öz savunması ve bir gerillası vardır. O gerilla tek taraflı silah bırakmaz. Çözüm olacaksa silahlar karşılıklı susturulur. Gerçek bu olmasına rağmen, AKP, hükümet olarak ilişkide olduğu bütün kanallara yüklenip ateşkes istemesi, tek taraflı olarak bu talebi yeniden bir biçimde gündemleştirmesinin iyi niyete yorumlanacak bir tarafı yoktur. Çünkü top bizde değil, karşı taraftadır. Buna rağmen topu bizden istemenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi de mümkün değildir.

BLAIR KARŞILIKLI ATEŞKES ÖNERİSİYLE MASAYA OTURMUŞTU

Şimdi bu konuda İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair’in geçmişte Türkiye’de verdiği bir demeç vardı; onu da çok çarpıttılar. Adam diyor ki, “biz IRA’ya silah bırakma şartını dayatmadık. Biz, ben otururken senin benim bir yakınımı öldüreceğini düşünmemeliyim, yani karşılıklı ateşkes yapalım dedik ve öyle diyaloga başladık” diyor. Biz de zaten yıllardan beri bunu savunuyoruz. Türk devleti olarak sizin yapmadığınız budur. Siz hem devlet olarak görüşmeye geliyorsunuz, hem çatışma yapıyorsunuz. Hem diyorsunuz sorunu çözeceğiz, hem adam öldürüyorsunuz, insanları tutukluyorsunuz. Böyle olmaz. İngiltere ile IRA masaya nasıl oturdu? Bari ona doğru bakın. Adam Türkiye’ye geldi, röportajda konuştu, o konuşmasını bile çarpıtıyorlar.

RET VE İNKAR BİR SÖMÜRGECİLİK SİSTEMİDİR, BU DA DEVAM EDİYOR

Şimdi Başbakan, “inkar ve ret ortadan kalkmıştır” demekte. Her şeyden önce inkar ve ret bir sistemdir. Bu sistemin adı da sömürgeciliktir. Bu devam ediyor, bunun neresi aşılmıştır. Kimseyi kandıramazsınız, kendiniz dışındaki insanları aptal yerine koymayla bir yere varamazsınız. Akıllı, düşünen insanları, dünü tanıyan-geleceği kestiren insanları aptal yerine koyarsanız kendiniz aptal durumuna düşersiniz. Bunu bilmeniz gerekiyor. Nasıl inkar ve ret aşılmıştır? Çağımızda anadil eğitim hakkı bir insanlık hakkıdır. Siz 20 milyonluk bir topluma bile anadilde eğitim hakkını vermeye yanaşmıyorsunuz. Asimilasyonun aşıldığını nereden çıkarttınız? Bu halkın siyasetçilerinin özgür iradeleriyle yürümesine bile fırsat vermiyorsunuz; en sıradan insanları bile içeri attınız. Bu nasıl inkarın kalkmasıdır? Şimdi eğer bazı temelsiz laflarla milleti kandıracağınızı sanıyorsanız siz yanılırsınız.

İÇİŞLERİ BAKANI BU KAFAYLA 100 YIL GEÇSEDE SORUNU BULAMAZ

Bu mantığın altında aslında sorunu görmeme ve tanımama vardır. Bakınız, daha 2004 yılında Başbakan Moskova’da sorulan bir soru üzerine “düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur” demişti. Bakın bugün atadığı İçişleri Bakanı da böyle söylüyor. Diyor, “gittim aradım bulamadım Kürt sorununu. Ne sağlıkta gördüm, ne eğitimde gördüm…” Sen bu kafayla ararsan 100 yıl da geçse bulamazsın. Çünkü sen yanlış yerde arıyorsun, çünkü sen görmek istemiyorsun. Madem Kürt sorunu yoksa sen niye Kürdistan’a 300 bin asker 200 bin polis koymuşsun. Sen Kürdistan’da polis terörüyle ayakta duruyorsun. Polis terörünü uygulama bakalım, orada ayakta kalabilecek misin? Siz Kürdistan’da şiddetle kalıyorsunuz. İşte sorun budur. Sorun şiddetin ortadan kalkmasıdır. Eğer ki siz ne zaman polissiz askersiz Kürdistan’da var olabildiyseniz o zaman Kürt sorunu kalmamıştır anlamına gelir. Ama siz şimdi büyük bir ordu ve büyük bir baskı gücüyle Kürtleri zorla tahakküm ve baskı altında tutuyorsunuz ve bir de diyorsunuz ki Kürt sorunu yoktur. Yani böyle çarpıtmalarla bir yere varılamaz. Bu zihniyet tehlikeli bir zihniyettir. Bu, savaş sürecinin yeniden başlatılması anlamına geliyor.

BAŞBAKAN SAMİMİYSE, KURDUĞU CÜMLEYİ ANAYASAYA EKLESİN

Zaman zaman Başbakan, bazı sözlerle çeşitli çevrelere umut veriyor ve onları beklentiye sokuyor ama bunlar hep pratikte uygulanmayan temelsiz sözler olarak kalmışlardır. Eğer Başbakan söylediği sözlerde samimiyse, kendisine ait olan “bu ülkede Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza,… yaşıyor, bunların hepsi bir zenginliktir” sözünü olduğu gibi anayasanın bir cümlesi haline getirsin. Bu çok önemli bir adım olur.

ERDOĞAN’IN SÖYLEDİKLERİNİ ERGENEKONCULAR VE ÇİLLER DE ÇOK SÖYLÜYORDU

Bununla birlikte işte “silah bıraksınlar, o zaman olumlu gelişmeler olur” gibi sözlere karnımız toktur. Bunu ‘90’larda Ergenekoncular çok söylüyordu, Çiller de çok söylüyordu. Hayır, eğer işler yoluna girecekse buyurun şimdiden bunun adımlarını atın, onun paralelinde diğer şeyleri geliştirelim. Kürt halkı, ortada bir şey yokken, yüzyılların bir birikimi olarak ulaşmış olduğu bu güçten asla vazgeçemez. Çünkü bu güç onun geleceğinin ve özgürlüğünün garantisidir. Bu nedenle özgürlük güçlerinin, özgürlük olmadan dağıtılmasını istemek, çözümden kaçmaktır. Yani bu, işi yokuşa sürme ve çözümden kaçmadır; çözüme gelmemedir. Bunun dışında başka bir şey değildir.

* Başbakan’ın danışmanının KCK operasyonlarının PKK’yle 30 yıllık mücadelenin en önemli hamlesi olduğunu söylemesi ve Başbakan’ın KCK operasyonlarını durdurmayı düşünmediklerini açıklaması, nasıl bir sürece işaret ediyor?

Bu bizim daha önceden dediğimiz, Gülen Cemaati’nin bir takım mensuplarının hazırladığı Erdoğan’ın da kabul edip uygulamakta olduğu ortak bir projeleridir. Bu, Kürt halkını güçsüzleştirme, bağımsız siyasetini tasfiye etme, soykırıma tabi tutup sömürgeci egemenliği hakim kılma projesidir, başka bir şey değildir.

NEDEN DİYALOG KURDUNUZ?

O zaman şunu sorarım: Peki, geçmişte niye bu diyalogları yaptınız? O zaman niye Kürt sorununun çözümünden bahsediyorsunuz? Çok iyi anlaşılıyor ki o “demokratik açılım” dedikleri şey, aslında kapsamlı bir planın perdelenmesi için ortaya atılmış bir söylemdir.

ÇÖZÜM PROJELERİ VARSA BUYURSUNLAR

Gerçek anlamda Kürt sorununun çözümüne dönük herhangi bir projeleri yoktur. Eğer varsa buyursunlar, açıklasınlar. Biz defalarca “projeleri nedir, açıklasınlar” demişizdir. Açıkladılar mı? Hayır, çünkü bir çözüm projesi yoktur, tasfiye projesi vardır. Yani yeni iktidara gelmiş güçler olarak Cemaat ile AKP, işte Kürtlere karşı önceden yürütülen mücadeleyi yetersiz görüp, “Kemalistler tüm Kürtleri hedefledi, din unsurunu kullanmadı, biz şimdi dini duyguları da kullanarak...” diyerek -ki Fethullah Gülen “din tutkal gibidir, onları tutar; onlar cahildir, dini bilmiyorlar, Hz. Muhammed’i tanımıyorlar; bunları anlatır, kavratırsak onları böyle tutarız” diyor- sözüm ona önceki Ergenekon’u eleştirerek, bazı Kürtleri yanına çekip, direnen Kürtleri hedefleyerek sonuç almayı öngören bir konsept oluşturuyorlar. Diğerinden farkı bu oluyor.

YEŞİL ERGENEKON BELGELERİ İÇİN BAŞVURAN GAZETECİLER OLDU

* Geçen hafta Yeşil Ergenekon ve Gülen Cemaati’yle ilgili elinizde önemli belgeler olduğunu, cesaretli adımlar atan gazeteciler olursa, noktasına bile karışmadan yayınlayacaklarını kamuoyuna beyan ettikleri takdirde kendileriyle paylaşabileceğinizi belirtmiştiniz. Bu konuda başvuru yapan gazeteciler oldu mu?

Evet. Bazı gazeteciler başvurdu; onları değerlendiriyoruz. Yalnız başvuranların aslında kendi köşelerinde, kamuoyu önünde açık söz vermeleri gerekiyor. Bizim vereceğimiz belgeleri harfiyen yayınlayacaklarına dair açık belirlemelerde bulunmaları daha iyi olur. Fakat biz gelen talepleri de değerlendireceğiz. Bu konuda öyle çok acele etmeye de gerek yok. Bakalım, süreci izliyoruz ama belirttiğimiz belgelerin uygun bir biçimde basına yansıtılması öngörülecektir. Gerçekten Türkiye toplumuna doğru ve eksiksiz yansıtan basın kurumuna verebiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.