"Bu yara vicdanımızın en orta yerinde hep kanasın"

Macide Şimşek / Demokrat Haber


Bir süredir Şırnak'taydım, İdil'deydim, Dargeçit'teydim, Nusaybin'deydim…

Her yolculuk bir hüzün. Gitsen hüzün, kalsan hüzün. Yüreğim yangın yeri..

İyi şeyler olacağı inancının yitimini yaşıyoruz… Her gün onlarca ölüm haberi… Adını bilmediğimiz insanların yiten hayatları, onları seven insanların mahvolan hayatları… İçimiz gözyaşı ülkesi adeta…



Nasılsın cümlesinin manasını yitirdiği bölgede savaşın tam orta yerindeydim. Cehennemin içinde. Cehennem bu olsa gerek diyorum. Bazı geceler aklımı kaçıracağımı sanıyorum. Çok canım yanıyor. Cidden erken yaşıyorum ben cehennemi sanki. Ölen her çocuğun, ağlayan her ananın, dökülen her damla kanın sızısını içimde hissediyorum.

Sokağa çıkma yasağı yokken böyle olan yerler, yasak olunca nasıl olur diye sürekli düşünce içine giriyorum. Daha önce yaşananlardan farklı bir savaşla karşı karşıya Kürt halkı.. Halkın üzerine vahşice tanklar, toplar, uçaklar yürütülüyor, evi, damı, ocağı bombalanıyor, çoluğu çocuğu öldürülüyor. Devlet ellerindeki tüm imkânları uçaklar dahil kullanıyor. Hendek olmayan mahallede sabah bakıyorsun kar üzerinde ölü bir beden ve sokak ortasında günlerce bekletiliyor. Aileler kendi ölülerini alamıyor, defnedemiyor, yasını tutamıyor. Gerçek çok acı...



BU YARA DİKİŞ TUTMAYACAK GİBİ

Bundan önce Kürdistan'a gittiğimde Cizre'de 20 gün kalmıştım.. Birinci yasaktan sonra Cudi mahallesinde.. Oradaki halk meclisini gözlemlemek istemiştim. Meclisin eşbaşkanları Mehmet ve Asiye beni misafir etmişti, bıkmadan, usanmadan bana meclisi anlatmışlardı. Yirmi gün boyunca onlarla meclis nasıl çalışıyor deneyimlemiştik. Bodrum katında mahsur kalmış, kurtarılmayı bekleyen o insanların sesini, çığlıklarını dinlettiler bize. Onların haykırışlarını dinlerken o bina üzerimize çöktü sanki. Ertesi gece… Ajanslar ölüm kustu.. Küle dönmüş cesetler servis edildi.. 200’e yakın kişi infaz edilmişti… Ve Asiye de, Mehmet de onların arasındaydı..

Nasıl desem?… Bu yara dikiş tutmayacak gibi. Zaten tutmasın.. Bu yara vicdanımızın en orta yerinde hep kanasın, taa ki biz de kül olana kadar..



“BU DEVLET BU GENÇLERİ İNTİKAMCI YAPTI”

İdil'de Cizre'den göç eden aileler var. Cizre'nin tarihi bu acılarla dolu diyorlar ve 21 Mart 1992 Newroz'unu hatırlatıyorlar. “Ne oldu?” diyorum. Esma başlıyor anlatmaya:

"Biz Cizre'de yaşıyorduk, Cizre bu katliamları çok gördü. 1992 yılı Newroz bayramımız Cizre'de devletin kanlı katliamıyla bitti. O yıllarda bizim mahalle komitelerimiz vardı, mahalleli hemen hemen her akşam toplanıyorduk. Newroz için yine planlama toplantısı yapmıştık. Newroz günü Cudi mahallesi rengarenk kuşanmıştı. Kadınlı, erkekli yöresel giysilerimizi giymiştik. Yurtdışından da çok parlamenter ve basın gelmişti. Dört koldan toplanıp Newroz alanına yürüyüş yapacaktık.

Biz İpek yolunda toplandığımızda panzerler bizden önce gelmişti. Basının ve yabancı heyetin olduğu gruba gaz bombaları ve rastgele ateşler açarak halkı dağıttılar. Bir kadın arkadaş eline megafon alarak tililili çekti. O zılgıtla birlikte halk yeniden toplanmaya başladı. Şırnak, İdil, Nusaybin halklarının çoğu Cizre'deydi, 30-40 bin kadardık. Yine 40-50 panzer ve tankla önümüzü kestiler. O dönemin kaymakamı en öndeydi ve bize ilk ateş açıldığında o kaymakam vermişti emri. O dönemde de devlet Cizre'yi yakıp, yıkmak istedi. İşte o Newroz'da devlet yüz ellinin üzerinde insanı kadın, erkek, çocuk demeden katletti.

Şimdi bu direnen çocuklar o zaman 9-10 yaşlarındaydı, bunların hepsini onlar da yaşadı, kiminin babası, kiminin abisi, ablası o Newroz bayramında katledildi. Bu devlet bu gençleri intikamcı yaptı. Bu çocuklar her gün bu topraklarda ölümü gördüler, onlara kızmıyorum. Şimdi yine aynı şeyleri yaşıyoruz. O zaman bu nasıl zulüm demiştim. Zulmün daha beteri varmış, yaşıyoruz ve de görüyoruz. O zamanki devlet yaptı bu katliamı.. Şimdiki devlet de yapıyor. İşte ben o katliamdan sonra İdil'e yerleştim, burada ölürsek ölürüz, başka da gidecek yerimiz yok. Bunlar bizim yaşarken kanayan yaralarımız"



ACI İNSANIN BEDENİNİ DELİP GEÇİYOR

Anlatırken gözleri doluyor Esma'nın. Bu bir yaşanmışlık, bunun gibi çok yaşanmışlıklar var. Hangi birini anlatayım. Botanlı kadınların yaşadıkları hayatı, zorlukları, ölümleri ve bunların karşısındaki direnişlerini yazmaya satırlar yetmez. Her gün evladının cesedini görme korkusuyla yaşamak. Kimi yaşanmışlıkları dinlerken dehşete kapılıyor insan. Bu topraklardaki acı insanın bedenini delip geçiyor.

İdil'de Turgut Özal mahallesindeydim. Hendekli ve barikatlı iki mahalle vardı. Yeni Mahalle ve Turgut Özal mahallesi. Sokağa çıkma yasağı gelmeden önce de fiili olarak yasak vardı. Şehir içinde tanklar, panzerler dolaşıyordu. Gençler polisler tarafından sorguya çekiliyordu. Gençsen ve sokakta dolaşıyorsan mutlaka devlet nezdinde "terörist"sin.

Cep telefonları kontrol ediliyor ve gözaltı yapılıyor. Gündüz karanlık basmadan insanlar evlerine çekiliyor. Her gece mahalleleri tarıyorlar. Bunun yanında devlet bir de psikolojik savaş yürütüyor ve savaşın alt yapısını oluşturuyor. Üç hafta boyunca her Cuma “sokağa çıkma yasağı gelecekmiş” fısıltısı mahallede dolaşıyor. İnsanları göçe zorlama politikası. Bu yüzden birçok insan İdil'i terk etti. Kimi Midyat'a kimi köylere yerleşti. Giderken de "biz çocuklarımızdan değil bu katliamcı devletten kaçıyoruz" dediler.



"BAŞIMIZI ÖNÜMÜZE EĞMEYECEĞİZ"

Turgut Özal mahallesinde “Mala Gel” dedikleri bir halkevi var. Bütün halk, yaşlısı genci orada toplanıyor ve günü değerlendiriyorlar. Direnişçi gençler de orada toplanıyor. O gençler İdil'in çocukları, orada yaşayan çocuklar. Halk ve direnişçi gençler Cizre'de neler yaşandığını, katliamı, infazları birlikte izlediler ve buna rağmen direnişten vazgeçmediler ve "başımızı önümüze eğmeyeceğiz" dediler...

Kürt halkının öfkesi de acısı da çok büyük… O gençlerden biri "yüreğimin dört bir yanına ölüm düşmüş, nicedir ağlıyor analar, bedeli ölüm bile olsa zalime boyun eğmeyeceğiz" diyor, bir diğeri "Savaş kapıya dayandı, bizler de halkımızın özsavunmasını yapmayı üstlendik. Özsavunmasını yapmayan bir canlının yaşama şansı olur mu?" diye soruyor.

O gençlerin arasında kadınlar da var. Yaşları 19-25 civarında, o mahallenin genç kadınları onlar. Kadınlar "bu bir devrimdir, kadınların ve gençlerin devrimidir" diyorlar. Kadınlar çok örgütlüler, sayı olarak da çok fazlalar.
Günlerce şaşkınlıkla izledim o gençleri , gözlerinde hiç korku görmedim ve "Elbet bir bildiği var bu çocukların, yoksa kolay değil genç yaşta ölmek" diye düşündüm.

Şimdi İdil yasaklı. Çatışmaların olduğunu bazı medyadan okuyoruz. Dehşet içinde devletin başka bir ülkeye savaşa gider gibi yüzlerce tank, top, panzer, helikopter, binlerce asker ve polisiyle o gençlere saldırdığını okuyorum ve devletin cinnet geçirdiğini düşünüyorum.



SİLAH SESİ DUYMAMIŞ İSEK ENDİŞE EDİYORUZ

Şırnak da İdil'den farklı değil. Sokağa çıkma yasağı yok ama fiili olarak var gibi. Esas olarak çatışmalar Bahçelievler, Dicle, Yeni, Yeşilyurt, Cumhuriyet ve Gazipaşa mahallelerinde yaşanıyor. Karanlık basmadan herkes evlerine çekiliyor, sokaklar bomboş. İnsanlar çok tedirgin. Gecenin sessizliğini silah ve bomba sesleri bozuyor. Bazı geceler silah sesi duymamış isek neler oluyor, neden bu akşam mahalleyi taramıyorlar diye endişe bile ettiğimiz oluyor.

Nusaybin'in Şırnak ve İdil'den farkı daha önce sokağa çıkma yasağı geçirmiş olması. Yasak gelince neler olacağını halk çok iyi biliyor. Altı kez yasak yaşamış Nusaybin halkı. Dicle, Abdülkadirpaşa, Fırat ve Yenişehir mahalleleri hendeklerin, barikatların en yoğun olduğu mahalleler. Burada da fiili yasak mevcut.. Her gece mahalle taramaları, taramalardan oluşan ölümler ve ölümlere yaklaşamamalar tam bir travma.. Mahalleden çıkanları gözaltına almalar...



SESSİZLİK ÖLÜMDEN DAHA DA ACI

İçişleri bakanının "İdil dışında Nusaybin var, barikat, çukurlar var, bunlar kaldırılacak” açıklamasından sonra bazıları Nusaybin’i terk etti. Kalan halk ise yasak gelmeden ihtiyaçlarını stoklamaya başladı. 59 yaşındaki sekiz çocuk annesi Dilşat kadını yoldan geçen bir panzer tarayarak öldürüyor. Yine 12 yaşında Muğdat Ay mahallede bilye oynarken panzerden açılan ateş sonucu hayatını kaybediyor ve yanındaki arkadaşı da Azad Denger yaralanıyor. Daha 12 yaşında ve küçücük bedeni yerde kanlar içinde.. Siz her öldürülen çocuğun ardından kendi çocuklarınızın yüzüne nasıl bakıyorsunuz? Bu sessizlik ölümden daha da acı...



“NASIL HESAP VERECEKLER?”

"İnsanlık nerede, nasıl hesap verecekler? Cesaretimize mi hesap verecekler" demişti, Cizre'de yakılarak katledilen ve eşi Lütfiye Duymak'a külleri ve beş kilo kemikleri teslim edilen Mahmut Duymak bağlandığı canlı yayında televizyona.

Bugün Kürt halkına yapılanlar 1915 yılında Ermeni halkına yapılan imha ve soykırımı hatırlara getiriyor. Kürtlerin istediği model ve bunun için ödedikleri bedel sadece kendileri için değil, Türkiye'nin bütün bölgelerine demokrasi, özgürlük ve zenginlik getireceğine inanıyorlar.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
dimitri 10 ay önce

ufukta halklar görünmedi

Avatar
dimitri 10 ay önce

vicdan ne arar...