Takvimin boş günü vicdani ret için doldu

Ercan Jan Aktaş / Demokrat Haber Diyarbakır

Birkaç anti-militarist ve de vicdani retçi arkadaş olarak, her 15 Mayıs Vicdani Ret Günü öncesinde İstanbul’dan doğru bir tartışma içinde oluruz. Vicdani retçiler, anti-militaristler olarak yıllardır yürüttüğümüz tartışmalardan bizde birikenleri bir şekilde paylaşmak istiyoruz. Özellikle de yılardır yürüyen çeşitli çalışma, etkinlik, tartışmalarda vicdani ret, militarizm, anti-militarizm kavramları çok farklı bağlamlarda bir içerik ile dolduruldu. İstanbul’da bu kavramları tartışmak, bir içerik yüklemek ile Amed’de bir içerik yüklemek birbirinden çok farklı yerlerde duruyordu. Bir yerde anlaşılır bir durum olsa da, yeterli bir bilgi ve deneyime dayanmadan çok rahat bir şekilde oluşan fikirler vardı.

Bu tartışmaları en iyi Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde gerçekleştirebilirdik.

Dünya Vicdani Retçiler Günü, 1993 tarihinde Ören-Milas’ta 40 ülkeden 90 katılımcının katılması ile gerçekleştirilen ‘8. Uluslarası Vicdani Retçiler Toplantısı’nda alınan bir karar ile 15 Mayıs olarak belirlenir. O tarihten bu tarafa her yıl 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü kapsamında İstanbul, İzmir, Ankara’da birçok buluşma, sokak/salon etkinlikleri gerçekleştirilir. Neden 15 Mayıs tarihi denirse, takvime bakıldığında bir tek o günün etkinlik/anma vs bağlamında boş bir gün olduğu görülmesindendir.

Yürütmek istediğimiz tartışmalardan dolayı bu yıl erken davrandık. ‘Amed’de mutlaka bir şeyler yapmalıyız’ diyerek süreci üç ay kadar önce başlattık. Böylesi bir çalışmayı yerelden örmek için Keskesor LGBT oluşumu ve Dut Ağacı Kolektifi olarak ilk adımı çeşitli atölyeler ile başlattık. Sonrasında bu çalışmaya HDK’yi katmak için bir dizi görüşme yaptık. Yapacağımız çalışmayı HDK bileşenleri EMEP ve ESP heyecanla karşıladılar ve her şekilde işin içinde olacaklarını söylediler. Ancak ilk bu temasın yarattığı beklentiler zamanla yerini bir boşluğa bıraktı. Dut Ağacı Kolektifi’nin de aslı gücü İstanbul’da olduğundan hemen hemen bütün koşturma Keskesor LGBT Oluşum’a kaldı. Etkinliğe birkaç gün kala İstanbul, Kocaeli, Kars’tan bu etkinlik için gelenler oldu. Cumartesi günü ise Siirt, Nusaybin, Erzurum, Mardin’den arkadaşlar bu çalışma için Amed’e geldiler.

Özellikle de son birkaç hafta yoğun bir çaba ve de emek ile iki günlük “Militarizm, vicdani red hareketi ve barış” konferansımız 18 Mayıs Cumartesi günü Yenişehir Eski Belediye Başkanı Fırat Anlı’nın moderatörlüğünde  ‘Güvenlik Siyaseti ve Demokratikleşme Mücadelesi’ başlığındaki oturum ile başladı. Bu oturumda 12 Eylül Askeri Darbesi’nden bu yana bu coğrafyada insanlara, doğaya yaşatılan vahşet konuşuldu. Militarizmin bu coğrafyada insan ve de doğal yaşam üzerindeki tahribatlarını bir kez daha konuşmak ve dinlemek salonda zaman zaman sessiz anların yaşanmasına neden oldu. Kimi zamanlar ise içten bir duygulanma eşliğinde yaşatılan bütün o vahşetlere hep birlikte güldük. Acısına gülen, acısı ile alay edebilen bir gerçeklikti bizimki artık. Belki de büyük travmaların üzerinden bu şekilde çıkabilmişti bu coğrafyanın insanları.

İlke defa böylesi genişlikte bir çalışma içinde olan arkadaşlarımızın ilk günkü heyecanı görülmeye değerdi. Öğlen başlayan ikinci oturumda İstanbul ve Ankara’dan gelen konuklar ile ‘Profesyonel ordu, toplumun militarizasyonu’ başlığı altında bir tartışma yürütüldü.

Oturum sonrasında hep birlikte Sümer Park’ta Veysi Altay’ın “Faili Dewlet” belgesel filmini izledik. 1993-95’ler Cizre, Nusaybin sokakları, panzerler, asit kuyularını, Tansu Çiller’in “ya bitecekler, ya bitecekler” hezeyanları eşliğinde izledik. Salonda koca bir sessizlik; tanıklığımızı anımsıyoruz, sonra; “o günleri görmeyenler bugüne baksınlar, Amed’in sokaklarında dolaşırken panzerler, akrepler, TOMA’lar ayaklarımıza dolanıyor, değişen şey araçların modeli, Renault Torosların yerini oldukça lüks araçlar almış durumda.” Bu anlamıyla militarizm hiç değişmeden hayatlarımızın orta yerinde durmaya devam ediyor.

Buluşmasının ikinci gününde ise “Savaşla Kurulan Hayatlar ve Barış Süreci” başlığında tartışma yürütüldü. Barış Annesi Emine Deniz Kürtçe yaptığı sunumda adeta ‘barış manifestosu’ sundu; “bir taraftan barış diyorlar, diğer taraftan ise karakollar inşa ediyorlar, barajlar yapıyorlar, biz bunlara değil halkımızın gücüne ve önderliğimize güveniyoruz, barışı biz kuracağız”.

Tamamen spontan/doğaçlama, derinden analizler içeren sunumu ile bütün salonu hayranlık içinde bıraktı. Uzun yıllardır yürüttüğümüz kimi tartışmalarımızı ise en son başlık; “Zorunlu Askerlik ve Militarizme Karşı Mücadele” altında tartıştık. Militarizmi, şiddetin her biçimini tartışırken buna karşı mücadelede meşru savunmayı içermeyen bir anti-militarist duruşun ciddi bir eksiklik barındıracağı ifade edildi.

Bitiremediğimiz tartışmalarımız ile hep birlikte FilmAmed Film Festivali kapsamında gösterilen “Benim Çocuğum” filmini izlemeye gittik. Amed’de olmak böyle bir şey, bir anda birçok farklı alternatif seni bekliyor. Cegerxwin Kültür Mekezi’ndeki salonu yüzlerce insan doldurmuştu. Filmin sonuna doğru zılgıtlar, sloganlar… Amed’de film izlemek böyle bir şeymiş. Daha sonra ayakta alkışlar ile film yönetmeni Can Candan ve filmde hikâyelerini izlediğimiz iki kadın sahneye çıktılar. Dakikalarca ayakta alkış… Bu şehirde Cinsel yöneliminden dolayı ailesi tarafından öldürülen R.Ç’nin silueti üzerimizde adeta. Diğer yandan, Amed bu coğrafyada değişim için ciddi bir dinamik olduğunu bir kez daha gösterdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.