‘Kredi kartı martı çekemem’


Sultan Kılıç / Demokrat Haber Malatya

 

Malatya’da dede, baba yanında daha çocukken çalışmaya başlayanlara “çekirdekten yetişme” derler. İşte bu çekirdekten yetişme esnaflardan biri de Peynirci Hikmet Toy.

 

74 yaşındaki Hikmet amcayı ‘eski usül’ dediği dükkânında ziyaret ediyorum. Malatya’nın süzek peyniri, tereyağı, çökeleği ve çiçek ballarını, kefeli terazisinde metal ağırlıklarla tartarak satıyor hâlâ.

 

Bana yenileri değil, eskileri anlat Hikmet amca, diyorum. Gülümsüyor, biraz mahcup; zaten benim hayatıma yeni denen hiçbir şey giremedi ki. Bak, telefonum yok, televizyonum yok; elektronik tartım, hesap makinem, fiş kasam bile yok. Eskilere meraklısın anladığım kadarıyla. Tam yerine geldin, diyor. Hikmet amcayla sohbet ediyoruz, bir yandan da fotoğraflarını çekiyorum. Anlatıyor Hikmet amca:

 

“Babamın dedesi, Malatya’nın Hekimhan ilçesinden 150 yıl önce şehre göçmüş. Dedem, Malatya’nın Sıtmapınarı semtinde, Çukurdere Mahallesi’nde doğmuş.

 

Ben de 1938 yılında Çukurdere Mahallesi’ndeki tek katlı kerpiç evimizde doğmuşum. Yol kapı dediğimiz arkası kol demirli, üstünde taklatmak için el şeklinde tokmak bulunan kanatlı kapıdan girilirdi evimize. Giriş bölümüne aralık derdik. Aralığa sağlı sollu oda kapıları açılırdı. Yol kapının karşısında da bahçeye açılan bağ kapı vardı. Bahçeliydi bütün evler. Şimdiki bahçeler kadar da değildi, dönümlerce bahçelerin içindeydi evlerimiz. Evlerin önünden, bahçelerimizin içinden ark geçerdi, su boldu. Bahçede kuyumuz da vardı. Her çeşit meyve bulunurdu bağımızda bahçemizde.”

 

“Pala Kadir, gençliğindeki meyve hırsızlığını anlatırdı. Teksif evlerinin tel örgülerini aralayarak bahçesine geçer meyve çalarlarmış. “Bahçaya daldım. Edirafıma şeyle bir göz gezdirdim. Almaya çıhsam sırpıncah (kaygan), erige çıhsam tikenli, ya bismillah esgi armıt, dedim. Armıda dırmandım. Sanki sahabı da beni bekliymiş orda. En lan pezevengin oğlu, deye hücuma geçince çalıların üsdünden dişeriye atladım” diyor. Dönümlerce meyve bahçesi olsa da çocukken başkasının bahçesinden meyve çalmak hoş oluyor galiba.

 

Hacıevliyagilin, Gancıhgilin bahçeleri vardı. Gancıh lafı ayıp oluyu amma herkes eyle derdi, ne yapam eyle tanınırdı o sülale. Bize de Doyranlıoğlu derlerdi. Babam, Doyranlıoğlu Peynirci Recep Toy’dur. Çok sert, haksızlığa gelemeyen, haksızlığa uğrayan mazlumun yanında yer alan bir insandı. Esnaflar arasında itibarlıydı.

 

1958 yılında Ortaköy Orhaniye Kışlası’nda askerdim. Büyük kızım 40 günlükken askere gittim. Kızım şimdi emekli öğretmen. Üç kızım var. Bir oğlum vardı. Oğlum, sinir hastası oldu önce. Sonra da kalpten öldü. Ölmemek için doğmamak gerekirmiş. Ondan bir torunum var. Çocuklarımdan 7 torunum var. 3 tane de çocuklarımın torunu, toplam 10 torunum var.

 

Çocukluğumun Malatya’sında bisiklete biner, Zaviye Mahallesi’ndeki ablama giderdim. Yolda, tanesi 5 kuruşa tespih şekeri satılırdı. Onun tadını asla unutamam.

 

Babam, ganerede (sebze meyve hali) çalışırdı. Kendi işimizdi, ben de babamla çalışırdım. Ganereden aldıkları sebzeleri satanlara da ganere denirdi. Bir de boş dolaşan, işe yaramaz insan anlamında, aşağılamak için kullanılır ganere.

 

Ganere, 1956’da belediye tarafından yıkıldı. Eski arasanın (buğday pazarı) oraya taşındı, şimdiki kasap pazarının çevresine yerleşen sebze meyve satıcıları yani. 1986’ya kadar o çevrede yağ peynir sattım. 1993’e kadar Pamuk Han’da aynı işi yaptım. 1993’ten beri de Teze caminin karşısında, Mısır çarşısının doğu yanında peynir, tereyağı satıyorum.

 

Peyniri, yağı bana doğrudan üretici getiriyor. Ben de her şey eski usül. Tartım bile kefeli, kilo ve gramlı. Kredi kartı martı çekemem. Dükkânı yenilemedim. Eskiden günde 300 kilo mal satardım. İstanbul’daki Viyana Restaurant’a, Rifat Bey’e çok mal yollardım.

 

Şimdi marketler çıktı. Gidip marketlerden kredi kartıyla alıyorlar. Biz bakkallar, artık iş yapamaz olduk. Masraf çok; gelir az. Aslında dükkânı kiraya versem daha kârda olurum; ama çalışmazsam hastalanır ölürüm. Buraya gelip oyalanıyorum hiç değilse.

 

Askerde komutanım, bir belgenin ne zaman geldiğini sormuştu. Ben de Malatya’daki gibi söyledim, isbat günü geldi demiştim. Malatya’da arife gününe isbat günü deriz ya, komutanım çok şaşırmıştı.

 

12- 13 yaşlarındayım. Çukurdere’deki kerpiç evlerimizin önünden de ark dolusu su akıyor. O arkın üzerinde de evimize ulaşabileceğimiz kadarıyla köprüler var. Akşamdan suyu dökerdik köprüye. Malatya’nın karı da 3 ay yerden kalkmazdı. Kar, suyu görünce cam gibi olurdu. Sabah başlardık buzda kaymaya.

 

Bir gün de Mor Ali’nin oğluna buzda tuzak kurduk. Buzun üstüne biraz kar sepeledik. Orayı kar zannetsin diye. Bir koca sitil yoğurtla geldi, tam bizim kayak yerimizde sitille yoğurt bir yana oğlan öte yanaMensucat (dokuma) fabrikasından çıkıp evlerine yol alan işçileri de çok düşürmüşüzdür. Çocukluk işte…

 

Arguvan’ın Mıneyik (Kuyudere) köyünden Musa dayının oğlu Turgut Dede, askerde benim bölüğümdeydi. Rahmetli Turgut’u çok kayırmış, kollamışımdır. Askerden sonra da arkadaşlığımız sürdü. Turgut, 110 kiloluk heybetli bir yapıya sahipti. Karpuzu, parmağıyla ikiye bölecek kadar güçlüydü. Ama itten çok korkardı. Muharremgile gidiyoruz bir gün. Muharremgilin kapıdaki enik, hırlıyor. Koca Turgut, geri geri kaçıyor.

 

Yine bir gün bizim 110 kiloluk Turgut, Niyazi Mahallesi’ndeki kendi evlerine giderken bakıyor ki ileride bir köpek. Biraz bu yanda da Malatya’nın o siyah beyaz kareli çarşafını başına örtmüş bir bibi, oturmuş bekliyor. Kadın, Turgut’u görünce sevinmiş. Eyi ki geldin çağam. İtden gorhumdan bekliyidim burada. Beni şu itten geçir, gurban, der. Turgut, bibinin desteğiyle ödü koparak karşıya geçer. Bibi, benim sayemde geçdiğini sanıyı; oysa ben gorhumdan bibiye sığınmışım, der arkadaşlarına.

 

Malatya’da o zamanlar telefonun tek tük olduğu yıllar. Birinin telefonla aranması, oldukça önemli bir haberin gelmesi anlamındadır. Ganerede (sebze hali) Ali ve Mustafa adlı iki ortak vardı. Ali’nin hastalandığı bir gün Mersin’den bir telefon gelir. Alo, sesini duyan Mustafa: “Ben Mısdafa gardaş. Alo, evde hasde yatıyı” der.

 

Malatya Bakkallar ve Bayiler Odası Başkanlığınca 54 yıllık bakkallığı, bir plaketle onurlandırılmış 74 yaşındaki Hikmet Toy’un. Nice yıllara, Malatya’nın ayaklı tarihi Hikmet amca…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.