'Devletin Çerkeslere baskı yapmasına gerek yok!'

Çarlık Rusya’sından sürülen Çerkesler, kültürlerini 150 yılı aşkındır Anadolu’da sürdürüyorlar. Sürgünden kaçan Çerkeslerin Türkiye’deki sorunu ise devletin yerleşik asimilasyon politikası. Devletin anadil eğitimine destek vermemesi sebebiyle kaybolmaya yüz tutan Çerkesçe, her yeni nesilde daha da unutuluyor. Kültürel hakların tanımayan zihniyeti, kaybolan dili ve kültürel ayrımcılığı, Çerkes demokratik kitle örgütlülüğü gönüllülerinden Bjaşo Gujan Ceyhan, Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı. 

Röportaj: Doğu Eroğlu / www.siddethikayeleri.com


Anadolu’da Çerkeslerin yaşadıkları belli yerler var mı?

Türkiye haritasını açıp baktığınızda, Çerkesler’in belirli yerlere, kimi kaygılar sebebiyle yerleştirildiği anlaşılır. Çarlık Rusya’sından sürülen Çerkesler Anadolu’ya sürgün edildiklerinde, kenti dış etkilerden korumak için İstanbul çevresine yerleştirilmişler. Sinop’tan Hatay’a düz bir çizgi çekildiğinde, o hatta yaşayan pek çok Çerkes olduğu görülür. Herhangi bir Kürt isyanı patlak vermesi halinde Çerkeslerin tampon görevi görmesi planlanmış. Benzer sebeplerle Çerkesler, sorunlu Arap topraklarına, yani Ürdün, Suriye ve İsrail’e de yerleştirilmişler.

Çerkesler için tasarlanmış, Osmanlı döneminde başlayan bir asimilasyon sürecinin varlığından söz edebilir miyiz?

Osmanlı zamanındaki asimilasyon Türklüğe doğru değil, Çerkeslerin İmparatorluk’un bir parçası olması için yürütülüyordu. Elbette devlet eliyle yürütülenin yanı sıra, doğal bir asimilasyon da vardı; baskın kültür arasında ilk göçenler doğal olarak erimeye başladılar. Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde Çerkesler de bağımsızlık savaşına katıldılar ve pek çok cephede savaştılar. Ancak Çerkes Ethem vakası yüzünden tüm Çerkesler hain ilan edildiler. Ülkücü, milliyetçi kesimde de Çerkeslere ilişkin böyle bir yargı oluştu. Bu algının tüm Türkiye’ye yayılmamasının muhtemel bir sebebi, Çerkeslerin Kürtler gibi belli bir yerde toplu olarak yaşamamalarıdır. Ayrı yerlere yerleştirildiğimiz, çok defalar sürgün edildiğimiz için asimilasyonumuz Kürtlerden daha kolay oldu.

Asimilasyonun anadile etkisi nasıl oldu? Genç nesiller Çerkesçe konuşabiliyor mu?

Büyükannelerim ve büyükbabalarım Çerkesçe bilirler, evde de Çerkesçe konuşurlardı. Anne-babam da aynı şekildeydi; hala bizle Çerkesçe konuşurlar. Biz de az çok anlayabiliyoruz ancak aksi yönde yoğun bir çalışma yapılmadığı takdirde sonraki nesilde Çerkesçe tamamen yok olacak. Çünkü söylenenleri anlamamıza rağmen, Çerkesçe’nin telaffuzu da biraz zor olduğu için konuşamıyoruz. Bugün Çerkesçe UNESCO’nun kaybolmak üzere olan diller listesinde yer alıyor.

Çerkesleri hedef alan asimilasyon çalışmaları nasıl işletildi?

Eskiden Çerkeslerin köylerine “Türkçe konuş vatandaş!” yazan pankartlar asılıyordu. Elbette bunlar bizim neslimize yansımadı. Benim ayrımcılıkla tanışmam daha çok ismimden ötürü oldu. Adım Gujan olduğu için Çerkes olduğum hemen belli olur. Çerkesçe olduğunu anlamayanlar bile, “Bu isim hangi dilde? Anlamı ne?” diye sorarlar. Çerkesçe olduğunu söylediğimde ise genellikle, “Tamam canım, zaten siz de Türk’sünüz” gibi tepkiler verirler. Çerkesleri “Kafkas Türkü” olarak görme politikası azalsa da sürüyor. Çerkesler eylemlerle ve mitinglerle ön plana çıktıkça bu algı azalıyor.

Örgün eğitim kurumlarındaki endoktrinasyon tartışması, son yıllarda giderek büyüdü. Çerkesler için okul hayatının başka karanlık noktaları var mıdır?

Hep tartışılan öğrenci andı gibi meseleler elbette bizim için de geçerliydi. Her sabah andımızı okuyordum, “Türküm, doğruyum” diyordum ama çok da ilgimi çekmiyordu aslında. Ritüel gibiydi, bize ne söylerlerse bağırarak tekrarlıyorduk işte… Çerkesler için asıl büyük travma, ki hala da sürdüğünü sanıyorum, lise tarih derslerindeki kavgalardır. Lisede Çerkes Ethem anlatılacağı zaman tarih hocasıyla mutlaka kavga edilir! Neyse ki benim hocam oldukça anlayışlıydı, “Ben size müfredatı anlatıyorum ama bu işin aslı böyle değildir” diye belirtmişti. Tarih öğretmenlerinin çoğu Çerkes Ethem’i hain bellemiştir.


Aileniz Çerkesçe öğrenmeniz için özel bir çaba sarf etti mi?

Annem ve babam Amasyalı, bense İskenderun’da doğdum. Önce İzmir’de, sonra da Antalya’da yaşadık. 3 yaşıma gelinceye dek ailem benimle Çerkesçe konuşmuş ve her dediklerini de anlıyormuşum. Normalde bebekler 2 yaşından sonra konuşmaya başlarlar ama ben 3 yaşıma gelmeme rağmen hiç konuşmuyormuşum. Çift dille büyüyen çocuklar hep geç konuşur zaten… İzmir’de yaşadığımız sırada komşular, çevrede yaşayanlar, “Çerkesçe konuşmaya devam ederseniz çocuk hiç konuşamayacak” gibi şeyler söylemişler. Bu uyarılardan da etkilenip, benimle yalnızca Türkçe konuşmaya başlamışlar. Böylelikle ben Çerkesçe öğrenemedim; anadilden bana kalan kulak aşinalığı oldu. Hâlbuki köyde büyüyen kuzenlerim son derece iyi şekilde Çerkesçe konuşabiliyorlar.

Çocukken anadilinizi öğrenemediğiniz için pişmanlık hissediyor musunuz?

Elbette, bana Çerkesçe öğretmedikleri için ailem de pişman. Ama bu pişmanlıklarının epey bir süre farkına varamamışlar. Benim çocukluğumda evde Türkçe konuşmaya döndükleri için benden 5 yaş küçük kardeşim Jan’la da hiç Çerkesçe konuşmadılar. Onun benim kadar kulak aşinalığı bile yok… Ailem gibi ben de geç ayırdına vardım anadilimi bilmediğimin. Evin içinde devamlı duyduğum, çok kulak aşinalığım olan bir dil ama konuşmaya kalktım mı o kelimelerin hiçbirini hatırlayamıyorum, hatırlasam da telaffuz edemiyorum.

İsminizden ötürü sıkıntı yaşadınız mı?

İsmim Gujan ancak resmi kayıtlarda ismim Güşan olarak geçiyor, daha doğrusu nüfus memurunun uygun gördüğü ismim bu. Memur Gujan’ı aklı sıra Türkçeleştirmek için Güşan yapmış ama ne tesadüftür ki, Güşan da bir başka Çerkes ismi. Belli bir yaşa kadar, ortaokula dek Güşan ismini kullandım. Çocuklar o yaşlarda çok acımasız oluyorlar; ismimin değişik olmasından ötürü çok dalga konusu oldum. Gülşah adında bir sınıf arkadaşım vardı, ne zaman ikimizden birinin adını söyleseler, Gülşah da ben de ayağa fırlardık. Biraz da tepkilerden sıkıldığım için ortaokulun sonunda Gujan’ı kullanmaya karar verdim. İleride Gujan’ı resmi adım olarak kullanmak için mahkemeye de başvuracağım. Soyadımın da benzer bir hikâyesi var. O da devletin asimilasyon politikalarının bir ürünü. Çerkeslerde sülale isimleri önemlidir ve herkes kendini tanıtırken sülale ismini de söyler. Türkçe okunuşu Bjaşo olan soyadımız, Türkleştirilme sırasında rastgele Ceyhan olarak değiştirilmiş. Devletin bu tutumu yüzünden yeni bir gelenek oluştu; artık kendimizi tanıtacağımız zaman ilk önce sülale ismimizi söylüyoruz. Örneğin, Bjaşo Gujan Ceyhan diye tanıtıyorum kendimi.

Hâlihazırda süren dayatmalar neler?

Şu anda eksiklikler var, dayatmalar zaten zamanında gerçekleşti. Geçmişte Türkçe konuşmamız için baskı yapıldı, köy adları Türkçe’ye çevrildi, ilkokulda Çerkesçe konuşan çocuklar yüzünden öğretmenler bile cezalandırıldı. Ancak Çerkesler ayrı ayrı yaşadıkları ve örgütsüz oldukları için bu baskılar Çerkeslerin büyük bir kısmının asimile olmasına yol açtı. Bu yüzden, bugün itibarıyla Çerkesler üzerinde baskı kurulmasına ihtiyaç yok. Çünkü zamanında her şeyi yaptılar; Çerkesler şu anda geçmişte yitirilenleri geri kazanmaya çalışıyorlar.

Çerkesler kültürel haklarını savunduğunda kamuoyundan nasıl tepkiler alıyorlar?

Türk milliyetçisi çizgisinde olanlar çoğu zaman, “İşte, bunlar da başladı. PKK’nın peşine takıldılar” diyorlar. Kimlik mücadelemiz devam ettikçe baskıların artacağına da eminim. Çerkesler ne zaman kültürel bir hakka sahip çıksa, bölücü yaftası yiyorlar. Lise zamanlarımızda, “Siz de Türk’sünüz” gibi laflarla karşılaştığımda, Kafkasya’da yaşayan Türk kökenli halklar olduğunu, Çerkes kültürünün de o kültürlerle benzerlikler taşıdığını ama Çerkeslerin farklı bir millet olduğunu anlatırdım. Hala tartışmaların sürdüğü noktalar var. Genellikle kamuoyu Çerkesleri, Çerkes tavuğu, Çerkes kadınlarının güzelliği ve Çerkes oyunlarından ibaret görüyor. Bizim anayasamız sayılabilecek Xabze’mizi, Adiğağe’mizi bilmiyorlar.

Çerkeslerin kültürel haklar için örgütlülüğü hangi seviyede?

1960’lara dek Çerkeslerin Türkiye’de örgütlü bir yapısı yoktu. Birkaç şehirde Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği adında küçük örgütlenmeler vardı. Bu örgütlerin merkezileşip federasyon olma çabası sırasında, 5 Kasım 1977’de T’sey Mahmut Özden isimli bir genç, siyah bir cipten otomatik silahlarla açılan ateşle katledildi. 1979’da ise İçel Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nden Ali Öge isimli bir genç, dernek binasının taranması sonucunda yaşamını yitirdi. Ardından gelen darbeyle bütün dernekler kapatıldı ve federasyon çabası sona erdi.

Bu saldırıların hedefi neydi?

Örgütlenmenin bir üst kademeye geçmesini önlemek istediler ve o zaman için başarılı da oldular. Derneklerin çalışanları ve gönüllüleri sorgulandı, bazıları işkence gördü. İşin garibi ise, Kontrgerilla içerisinde çok sayıda Çerkes olması. 12 Eylül’de içeri alınanlar, kendilerini sorgulayan kişilerin Çerkesler olduğunu söylerler. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” derler ya, Çerkes’in de Çerkes’ten başka düşmanı yoktur!

Asimile olanlar olmamakta direnenlere baskı mı kuruyorlar?

Milletimiz Türkçe’de “Çerkes” şeklinde yazılır ve okunur. Ancak nedense “Çerkez” şeklindeki kullanımı yaygınlaşmıştır. Üstelik Türk Dil Kurumu da bu şekilde kullanır. Asimile olmuş bazı Çerkesler, Türk’ten daha çok Türkçü, devletten daha çok devletçi davranıp, Çerkesliklerini ikinci plana atarlar. Burada Çerkes kelimesi turnusol kâğıdı işlevi görüyor resmen. “Z” ile yazanlar genelde asimile olmuş olanlardır. Bu kişiler, biz işlerine gelmeyen bir şey yaptığımızda da “Bunlar Çerkes değil, biz böyle şey yapmayız. Biz Türk’üz” demeye başlarlar.


21 Mayıs 2011′deki Çerkes soykırımı anması mitinginden bir kare.

Çerkeslerin şu andaki örgütlülüğü ne durumda?

Kültürümüzü 150 senedir Anadolu’da yaşıyoruz. Bunu bu şekilde sürdürebilmemizin bir sebebi de örgütlülüğümüz; dernekler ve Kafkas Dernekleri Federasyonu. Şu anda federasyona bağlı 56 dernek var. Bunlara gidenler, çalışmalara katılanlar en az asimile olmuş, kültürünü hala kaybetmemiş olanlar. Çerkeslerin arasında devrimci bir yapılanma olmadığı için, benim de kurucu üyesi olduğum Yoksullar ve Yoksunlar İçin Demokratik Çerkes Hareketi diye bir örgütlenme yarattık. Federasyonun eksik kaldığı yerleri tamamlamak, diğer demokratik kitle örgütleriyle bağlarımızı güçlendirmek istiyoruz. 21 Mayıs 1864, Çerkesler’in en büyük sürgün ve soykırım günü. Bunu Türkiye’deki diğer halklara anlatmak istiyoruz. Diğer halklara kültürümüzü tanıtmak ve onların kültürlerini de tanıyarak dayanışmayı yükseltmek istiyoruz.

Çerkes demokratik kitle örgütlülüğüyle siz nasıl tanıştınız?

Antalya’ya taşındığımızda ailem kentteki diğer Çerkeslerle tanışmak için derneğe gitmeye başladı ve bana da gelmemi teklif etti. Xabze dediğimiz kurallar bütününün varlığını biliyordum ama içinde neler olduğundan habersizdim. Xabzemizin temeli saygıdır, kim olursa olsun saygı duyulması gerektiğini öğütler. Çocuk yaşta, henüz ortaokulda oraya gidip de bana yaklaşımlarındaki saygıyı görünce çok etkilendim. Merak edip gittim ama ilk gidişimden sonra bir daha da çıkmadım. Lisede okuldan sonra, eve bile uğramadan derneğe giderdik. Çoğu vaktimiz orada kitap okumakla, insanlarla sohbet etmekle, Çerkes kültürünü bizden daha iyi bilen büyüklerimizi dinlemekle geçerdi.


Çerkeslerin devletten kültürel talepleri neler?

İlk isteğimiz yer adlarının, köy isimlerinin iade edilmesi. Memleketim Amasya’nın Hamamözü Köyü. Çerkesçesi Hakuçhable olarak geçiyor ancak bu Çerkesçe ismin resmiyette hiçbir geçerliliği yok. Yer isimleri tamamen eski haline döndürülmese bile Çerkesçe yer isimlerinin de ikinci isim olarak eklenmesini istiyoruz. Dil konusunda devletten destek bekliyoruz. Dili bilen insanlarımız var ancak dili bilmek öğretme yetisine sahip olmakla aynı şey değil.

Çerkeslerin gündeminde anadilde eğitim mi, yoksa anadil eğitimi mi var?

Şu an için anadilde eğitim tartışılmıyor. İlk derdimiz kaybolmak üzere olan dilimizi kurtarmak. Akademik anlamda canlı tutmak zaten bizim yapabileceğimiz bir şey değil. Bazı dernekler gençler için kurslar açıyor ancak bu tür çabalar bir yere kadar faydalı olabiliyor. Ciddi manada Çerkesçe akademik bir birikimden söz etmek de henüz mümkün değil. Çerkesçe yayın Ankara Çerkes Derneği’nin gençlik komisyonu Dimag diye yarı Türkçe yarı Çerkesçe bir yayın çıkartıyor. Bunun dışında federasyonun çıkarttığı Nart Dergisi var. Ayrıca Jineps adında, Türkçe yayınlanan bir gazete var. Taleplerden bir diğeri de Çerkesçe radyo ve televizyon. Çerkesçe yayın yapan Ürdün merkezli Nart TV var ancak bunu da sadece uydu bağlantısı olanlar izleyebiliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.