Ali Kenanoğlu yazdı: Türkiye'de aleviliğin sorun ve çözüm yolları
Alevi Bektaşi Federasyonu kurucusu ve HDP İstanbul Milletvekili olan Ali Kenanoğlu'nun Heinrich Böll Stiftung'un resmi sitesinde "Türkiye’de alevilik: Sorun ve çözüm yolları; yedi talep, yedi öneri" başlığyyla yayımlanan yazısı şöyle:

Alevilik Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının kadim inançlarından olup, bugün İran, Irak, Suriye, Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Saraybosna, Makedonya coğrafyasında yerleşik nüfus olarak yaşamaktadır. Yaşanan göçlerle birlikte başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Alevi topluluklarına rastlamak mümkündür. Toplam nüfusun 50 milyon civarında olduğu varsayılmaktadır. 

Aleviliğin bulunduğu coğrafyalarda, hâkim inanç mensuplarınca baskı altında tutulmalarından kaynaklı olarak hâkim inanç lehinde değişikliklere uğradığını söyleyebiliriz.

Örneğin, İran’ın kuzeyinde yaşayan Alevilerin Şiilik etkisiyle yaşadıkları asimilasyon kendilerini Şiiliğe yakın bir Aleviliğe iterken, Arnavutluk’ta yaşayan ve Aleviliğin Bektaşilik koluna mensup olan Alevilerin geçirdikleri seyirler daha farklı olmuştur.

Alevi inancının temel yapısı

Aleviliğin ne olduğu, nasıl başladığı, nasıl oluşturulduğu bilim dünyasında bir tartışma konusudur.  Kimine göre Alevilik İslâm halifesi Hz. Ali ile başlarken, kimine göre bir Orta Asya Türk inancı olan Şamanizm’in Anadolu yorumudur. Kimine göre ise Zerdüştlüğün Anadolu’da yaşayan halidir. Kimilerine göre ise Alevilik Hititlerden bu tarafa varlığını sürdüren Anadolu coğrafyasının kadim bir inancıdır.

Bu tartışmalar bir taraftan sürüp giderken diğer taraftan da Aleviliğin İslâm ve Kur’an ilişkisi sorgulanmaktadır. Aleviler ibadet, inanç esasları bakımından kendi özgünlüklerini savunup bunu İslam’ın bir gereği olarak algılamakta ve şu an yaşanan İslâm’ı değiştirilmiş, dönüştürülmüş bir Emevi İslâm’ı olarak görmektedirler.

Aleviler bin yıldır Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına maruz kalmışlardır. Alevilerin Selçuklu İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti devleti süresince de rutin olarak katliamlara uğradıklarını ve sistematik bir asimilasyon politikasına tabi tutulduklarını görüyoruz ki bu halen sürmektedir.

Bu bakımdan günümüzde Alevilere yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikaları AKP hükümeti ve Erdoğan cumhurbaşkanlığındaki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kısa süreli bir politikası olarak görmek doğru değildir. Alevilere ve Aleviler gibi Türk ve Sünni olmayan tüm topluluklara karşı yürütülen bu politikalar geçmişten günümüze devamlılık arz etmektedir.

Aleviler açısından bunun nedenini anlayabilmek için Alevilerin hâkim Türk ırkı ve hâkim Sünni İslam inancı karşısındaki tutumlarına bakmak gerekmektedir.

Alevi inancına mensup insanlar Türkiye’de Kürt, Türk ve az sayıda Arap etnik kimliğine sahiptir. Türkiye’de Türk kimliği Sünni İslâm ile özdeş görülmektedir.  Müslüman olmayan bir Türk, makbul bir Türk olarak kabul görmemektedir. O nedenledir ki, cumhuriyetin kuruluşunda yaşanan devletlerarası mübadelelerde Kırıkkale civarlarında yaşayan Hıristiyan Türkler sınır dışı edilerek yerlerine Müslüman Türk nüfus alınmıştır. Bu yüzden özgün halleriyle Türk etnik kimliğine sahip Aleviler de Türk olarak kabul görmemişlerdir.

Dolayısıyla, Alevilerin yok sayılmasına neden olan şey hâkim İslâm anlayışı ile olan sorunlarıdır. Bu durumu anlayabilmek için öncelikle Aleviler nasıl bir inanç sistemine sahiptir ve Sünni İslam anlayışıyla aralarındaki farklılık nedir, ona bakmak gerekmektedir. 

Alevilere göre İslâm ve İslâm’ın kutsal kitabı Kur’an, Hz. Muhammed’ in hakka yürümesinden sonra müdahalelere uğramış ve aslının dışına çıkartılarak değiştirilmiştir.

Kur’an Ömer, Osman ve özellikle de Muaviye ile Yezit zamanında değiştirilmiş, birçok ayeti, sayfaları yakılmış, yok edilmiştir. Bu nedenle de Aleviler bizim Kur’anımız “Telli Kur’an” (saz - bağlama) ve “Kur’an-ı Natık” (Konuşan Kur’an) demektedirler. Ozanların, pîrlerin deyişleri, duaz imamları sözlerini Kuran’ın ayetleri olarak kabul etmektedirler.

Alevilere göre, Emeviler ve Abbasiler gerçek İslâm’ı yok sayıp dört mezhepten oluşan bir Sünni anlayış ortaya koymuştur. Hatta 1836’da idamla yargılanan ve Alevilerin Ser Çeşme mürşidi, inanç önderi Hamdullah Çelebi, Sünniliğe İslâm denilemeyeceğini ve Sünniliğin yapmış olduğu ibadet ve inanç esaslarının da İslâm inancı olarak kabul edilemeyeceğini söylemektedir. 

Aleviler camiyi ve mescidi değil, cemevi ve dergâhları kendisine ait ibadethane olarak görmektedirler. Şekli anlamda bilinen ve camilerde eda edilen namazı değil, cemevlerinde ve dergâhlarında yaptığı cemi ibadet olarak kabul etmektedirler. Oruç olarak Ramazan orucunu değil, Hızır ve Muharrem orucunu kabul etmektedirler. Kâbe’yi, kıbleyi insanın cemali olarak gören ve bu sebeple de ibadetinde yönünü insana dönen, yaradılıştan ölüme kadar bütün yaşam ve uygulamalarında Sünni anlayışının belirlediği ve olmazsa olmazlarını reddeden bir toplumdur Aleviler.

Müziği reddeden bir İslâm anlayışı karşısında, bağlamayı ve kemanı ibadetin içine sokmuştur. Resmi kabul etmeyen, hele hele ibadet edilen yerde resme ve heykele kesinlikle yasak koyan bir İslam uygulamasına karşı tüm ibadethanelerinde kendince kutsal saydığı değerlerin resimlerini asmıştır, heykellerini yaptırmış, koymuştur.

İbadette kadınla erkeğin kesinlikle yan yana duramayacağını kabul eden bir İslâm inanışının aksine, tüm ibadetlerini kadın erkek aynı mekân içinde yapmaktadır Alevi toplumu.

Kimilerinin cümbüş, kimilerinin dans diye nitelediği semahı da inancının, ibadetinin bir gereği olarak kadınıyla erkeği birlikte dönmektedir.

İçkiyi, bırakın ibadetinde, günlük yaşamda bile haram kılan bir İslâm inancının aksine, “Dolu ve Dem” diye nitelediği içkisini dualayarak içmektedir Alevi toplumu. Kimi bölgelerde cem ibadeti esnasında da içki “dem, dolu” olarak alınmaktadır.

Aleviliği İslâm içinde gören Aleviler İslam’ın özünü taşıdıklarına ve yansıttıklarına inanmaktadırlar. Kırklar Cemi’nde kadınlarla erkeklerin birlikte can olduklarına ve ilk semahı, üzüm tanesinin ezilip engür eylenmesiyle oluşan “dem”i alan Hz. Muhammet Mustafa’nın döndüğüne inanmaktadırlar.

Aleviler İslâm’ı Hak Muhammet Ali inancı olarak görmektedirler. Bu İslâm’da ibadethane cemevi ve dergâhlardır. Yeryüzündeki her mekândır. Her alandır. Toplu ibadet cemdir. Alevilerin İslâm’ın’da kadın - erkek ayrımı yapılmaz ve herkese “can” gözüyle bakılıp birlikte ibadet edilir.

Enel Hak felsefesiyle, ölüm yoktur. Hakk’a yürümek, Hak katına ulaşmak vardır. Alevilikte cennet ve cehennem değil, onun yerine “devriye” (reenkarnasyona benzer) vardır.

Alevi kimliğini oluşturan inançsal yapı bunlardır. Bu topluluk bu şekilde inanıyor olmasından kaynaklı olarak yüzyıllardır yaşadığı topraklarda katliamlara uğramışlar, dışlanmışlar, baskı altında tutulmuşlardır.

Pîr Sultan’dan Hamdullah Çelebi’ye

Osmanlı belgelerine göre, Pîr Sultan Abdal’ın katlini vacip kılan resmi gerekçeler özetle şunlardır: Pîr Sultan dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor, şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor, Müslümanlara “Yezit” diyor ve şarap içiyor, Kur’an ve İslâm peygamberi hakkında uygunsuz sözler söylüyor, İslâmiyet’in ilk üç halifesine sövüyor, peygamber hanımı Hz. Ayşe’ye hakaret ediyor, cem ayini gibi gizli toplantılar yapıyor, Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı, Rafızî kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor, saz ve çalgı çalıyor, törenlerde semah dönerek oyun oynuyor, törenlerde ve dışarıda haremlik selâmlık kuralına riayet etmiyor, Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor. 

Pîr Sultan Abdal’ın katiline sebep olan bu sebepler Alevi toplumunun inanç, ibadet esaslardır.

1836’da idamla yargılanan ve idam kararı verildikten sonra sürgün cezası ile cezalandırılan Hâcı Bektaş Dergâhı mürşidi Hamdullah Çelebi’nin suçları ise şöyle sıralanmaktadır: Ehl-i sünnet yolundan ayrılmak, Alevilik-Bektaşilik gibi bir yol tutmak, Hak olan dört mezhep dışında başka bir yola sapmak, Muaviye ve Yezit’e lanet okumak, namaz kılmamak ve Hâcı Bektaş Dergâhı’nda toplu namaz kıldırmamak, Kur’an okumamak ve Türkçe dua okumak, Allah’a şekil vermek, insana benzetmek (Enel Hak), dergâhta deyiş söyleyen âşıkların Enel Hak diye deyişler söylemesi, tövbe ederek günahların af olacağına inanmamak, gayrı-müslimlerle iyi diyalog içinde olmak, onlarla dergâhta muhabbetler etmek,  boşanmanın şeriata aykırı bir şekilde düşkün diye cezalandırılmasını kabul etmek, Hac ibadeti, zekât, oruç ve namaz ibadetini şekil ibadeti olarak görüp kabul etmemek, hayrın Allah’tan geldiğine, ama şerrin Allah’tan gelmediğine inanmak.

Gerek Pîr Sultan Abdal’ın, gerekse Hamdullah Çelebi’nin idam kararına bakıldığı zaman bu maddeler Alevi toplumunun inanıp uyguladığı ve kutsal kabul ettiği inançlar ve ibadetlerdir. Bu iki şahsiyet bu ibadet esaslarını kabul edip, Sünni esaslar olarak tabir ettiğimiz şeriat hükümlerini reddettikleri için cezalandırılmışlardır. 

Alevi kimliğini oluşturan inançsal esaslar bunlardır. Buradan yola çıkarak Alevilerin neden imhaya, inkâra ve asimilasyonlara uğratıldığını görebiliriz.

Osmanlı sultanlarından AKP hükümetine

Selçuklu’da, Osmanlı’da, Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevilerin bu inanç esasları kabul edilmemiş, Aleviler dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bugün AKP hükümetinin uyguladığı Alevi politikaları 16. yüzyılda Osmanlı padişahları tarafından uygulanmaya başlanmış politikalardır.

Kendi kabul ettikleri İslâm esaslarına Alevileri inandırmak ve Alevileri dönüştürmek için Alevi inanç merkezlerine cami yapma, Sünni din adamları atama politikası 16. yüzyıl ortalarında başlamış ve halen sürdürülmektedir.

Avrupa’da yaşayan Aleviler, birçok ülkede Aleviliği müstakil bir inanç olarak kabul ettirmiş durumdadır. Aleviliğin kendine özgün bir ibadeti, bir ibadethanesi ve kendine özgün inançsal ritüelleri olması Aleviliğin kendine özgün bir inanç olarak kabul edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin makbul vatandaşlığı “Türk ve Sünni” olarak belirlediğini hatırlatırsak Aleviliğin Müslümanlık dışında özgün bir inanç olarak kabul edilmesi güvenlik konseptinde ele alınmaktadır. Bu nedenle de cemevleri ibadethane olarak kabul edilmemekte, hatta devletin din adamlarınca bu durum “kırmızı çizgi” olarak nitelendirilmektedir. Türkiye’de Aleviliği İslâm dışında müstakil bir inanç olarak tanımlayan Aleviler “bölücü” , “marjinal” , “dinsiz”, Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen Avrupa’nın iş birlikçileri olarak tanımlanmaktadır. Aleviliğin İslâm ile olan veya olmayan ilişkisi teolojik bir konu olduğu halde Türkiye’de bu konu “güvenlik” meselesi olarak görülmektedir.

AKP hükümeti ile Alevilerin sorunları iki kat daha artmıştır. AKP öncesinde Alevilik yok sayılmakta ve Aleviler inanç ibadet olarak kabul edilmemekte, Aleviler Sünni inanç esaslarına tabi olmaya zorlanmakta, kendi inançlarını gizlice yerine getirmekteydiler. AKP döneminde bunlara ilaveten Aleviler aş ve iş sorunu yaşamaya başladılar. Aleviler bu dönemde güvenlik kaygısı duymaya başladılar. Devlet güçleri Alevi yerleşim birimlerine çeşitli bahanelerle sayısız operasyonlar düzenleyerek demokratik eylemleri kanlı bir şekilde bastırmaya başladı.

AKP döneminde Alevi inanç kimliğine sahip kişiler, başta devlet bürokrasisi olmak üzere birçok alanda karar mercilerinden uzaklaştırıldılar. Okullar, belediyeler, polis teşkilatı vb. tüm devlet kurumları Alevileri işe almazken, Alevi iş insanlarına iş vermezken, mevcut Alevileri de ya emekliye sevk ettiler ya da pasif görevlere verdiler, çoğunun da işten çıkmasına neden oldular.  Devlet kademelerinde yapılan bu uygulama aynı şekilde özel sektöre de yansıdı.

AKP döneminde Alevi çalıştayları yapılarak Alevilerin sorunlarına çözüm bulunacağı söylense de, bu söylemden öteye gitmedi. Yapılan çok sayıda toplantı sonrasında okullarda anayasal zorunluluk olarak okutulan ve “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” adı altında verilen Sünni İslam derslerinin içine Alevilikle ilgili iki ünite bilgi eklendi. Bunlar da Alevi dünyasında tartışma yaratan bilgilerdi.

Bunun dışında, 2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta 33 Alevi canın katledildiği Madımak otelinin Avrupa’daki örneklerinde olduğu gibi bir “ibret müzesi” haline dönüştürülmesi talebi üzerine otel satın alınıp kamulaştırıldı. Madımak otelini Alevilerin talepleri doğrultusunda düzenlemek yerine  “kültür merkezi”ne dönüştürüp içine bir “anı köşesi” yapıldı. Bu anı köşesine ise katliamda Alevileri katletmek için otele giren ve orada yaşamını yitiren iki katilin ismi de katliam mağdurları ile birlikte aynı panoya yazıldı. Bu durumun kendisi Alevilerce tepkiyle karşılanmaya devam edip hükümetin Alevilere olan yaklaşımını sergilemesi açısından da hafızalara kazınmış durumdadır.

Alevi toplumunun talepleri ve çözüm önerileri

AKP hükümeti ile Alevi kurum ve aktivistleri arasında yürütülen görüşmelerde, benim de bizzat yer aldığım Alevi kanadı mutabakatla şu talepleri ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini hükümete sundular:

1- Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir ve statüsü ibadethane olarak kabul edilmelidir.

2- Okullarda okutulan “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersi Sünni İslâm dersleridir ve Alevi çocuklarını Sünnileştirmektedir. Alevi çocukları muaf tutulmalıdır.

3- Pîr Sultan Abdal anma etkinliğine katılan 33 canımızın katledildiği Sivas Madımak Oteli “ibret müzesi” ne dönüştürülmeli, katliamı teşhir eden, lanetleyen görseller yer almalıdır.

4- Birçoğu devletin elinde veya başka kimselerce işgal altında bulunan, başta Hacı Bektaş Dergâhı olmak üzere, tüm Alevi inanç merkezleri, dergâhları Alevilere iade edilmelidir.

5- Alevilere yönelik her türlü ayrımcı tutumlar ortadan kaldırılmalı, ayrımcılık yapanlara karşı caydırıcı yaptırımlar oluşturulmalıdır.

6- Devletin resmi dini kurumu olarak görev yapan ve Sünni İslâm inancını devleti yönetenlerin hegemonyasına sokan ve Sünnilik dışındaki tüm inançlara karşı sistemli bir asimilasyon politikası yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır.

7- Alevilere yönelik her türlü asimilasyon politikalarına son verilmeli, bu bağlamda yürütülen Alevi köylerine cami yapma politikası derhal ve ilelebet durdurulmalıdır.

Alevi kurumlarının bu talepleri demokratik bir ülkede olması gereken talepler olduğu halde Aleviler bu taleplerin hayata geçirilmesi için yıllardır mücadele vermektedirler.

Bu talepleri hiçbir şekilde kabul etmeyen AKP ise bunun karşısında Alevi politikasını kendi çizdiği çerçeveler içerisinde çözme niyetiyle yola çıktı. Bu çizdiği yol Alevilerin kendi yürüdüğü yol olmayıp AKP’nin ve bir bütün olarak da Türkiye Cumhuriyeti devletinin Alevilere uygulamak istedikleri asimilasyoncu bir yoldur. AKP Alevileri Sünni İslâm hattında bir inanç ibadet yoluna çekmek istedi. Bunu ifade ederken de bizzat cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve başbakan Ahmet Davutoğlu kendilerini “dört dörtlük Alevi, en iyi Alevi” şeklinde tanımlamaya başlayıp adeta Alevilere “siz iyi bir Alevi olmak istiyorsanız benim gibi ibadet etmelisiniz” demeye getirdiler. Söylediklerinin tam olarak karşılığı buydu.

AKP hükümeti kendi politikasını kabul ettirebilmek için maddi olarak desteklediği kimi Alevi kurumlarını yanına alıp onlar üzerinden Alevi toplumuna ulaşmaya çalıştı. AKP’nin asimilasyoncu politikalarına karşı çıkan Alevi kurumları ise “marjinal Alevi” , “ateist Alevi” gibi tanımlamalara tabi tutuldular.

AKP ve Sünni İslâmcı cemaatler birçok yerde ise kendileri buldukları üç-beş kişiyle alternatif Alevi kurumları oluşturmaya başlayıp kendi muhatap Alevilerini oluşturma politikası izlediler.

Aleviler yaşanan tüm bu politikalara karşı itirazlarını yapıp demokratik yol ve yöntemlerle mücadelelerini sürdürdüler, sürdürmeye de devam ediyorlar. Bu dönemler içerisinde çok sayıda kitlesel miting, oturma eylemleri, yürüyüşler, açlık grevleri yapılıp davalar açıldı.

Açılan davalardan iç hukukta kaybedilip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınanlar oldu. Bu davalardan din derslerinden muaf tutulma, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve diğer ibadethanelerle eşit uygulamaya tabi tutulması, nüfus cüzdanının din hanesine Alevi yazılması hususlarında açılan davalar Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde, Alevilerin lehinde sonuçlandı. Ancak, bu sonuçlardan hiçbirisi uygulanmadığı gibi, bu kararların yanlış olduğu da bizzat dönemin başbakanı Erdoğan tarafından söylendi.

Suriye politikası ve Alevilere yönelik ayrımcılık

Bu süreçte Türkiye’nin yanı başında sınır komşusu Suriye topraklarında çatışmaların başlamasıyla AKP’nin Alevi politikası da başka bir yöne evrildi. Suriye’ye karşı işgalci bir tutum sergileyen AKP hükümeti yürüttüğü politikanın Türkiye’de geniş kesimlerce kabul görmemesi üzerine Esad’ın Aleviliği üzerine oynamaya başladı.

Selefi grupları açıkça destekleyen AKP hükümeti Esad’ı düşman ilan etti ve her fırsatta “Suriye’de Alevi subaylar katliam yapıyor” söylemini öne çıkarttı. Yürütülen Suriye politikası nedeniyle Türkiye’deki Alevilere yönelik ayrımcı tutumlar had safhaya ulaşırken Tayyip Erdoğan da Alevi kimlikli siyasetçiler üzerinden Alevilere hakaretler etmeye başladı. Devletin zirvesinde kullanılan bu dil toplumun geniş kesimlerinde de yaygınlaştı. Birçok bölgede Alevi mahallelerinde Alevi evleri tehdit altında tutulup işaretlendi. Okullarda din dersi öğretmenlerinin ve diğer idarecilerin Alevi öğrencilere yönelik hakaretleri artmaya başladı. Birçok iş yerindeki Alevi işçiler işten çıkartıldı.

Alevilerin taleplerini ısrarla savunması, mücadelelerini yükseltmeleri ve AKP’ye karşı yeni ittifaklar içerisine girmesi AKP’nin Alevi politikasın yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinde Alevi kurumları ile Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) ortaklaşması, birçok Alevi kurum başkanının HDP’den milletvekili adayı olması ve seçilmesi, günümüzün devlet aklını temsil eden AKP’yi zor durumda bıraktı. Alevilerin de desteğiyle yüzde10 barajını geçen HDP, bir taraftan mazlumların zalimlere karşı ittifak gücü olurken diğer taraftan da AKP’nin tek başına iktidarına son verdi.

Bütün bu sonuçlardan sonra bölgesel etmenlerin ve gelişen olayların etkisiyle AKP Alevileri devletin yanında yedekleyebilmek ve Aleviler ile Kürtlerin büyümekte olan ittifakını kırabilmek için yeni politikalar geliştirmeye başladı. 1 Kasım sonrasında kurulan hükümet programına Alevilere ilişkin maddeler konuldu. Alevilerin ibadethanesine statü verileceği ve Alevi dedelerine maaş bağlanacağı, cemevlerinin giderlerinin kısmî olarak karşılanacağı ilan edildi.

Çözüm: Demokrasi ve laiklik

Bu yaklaşımlar öncelikle Alevilerin Kürt muhalefeti ile olan ittifakının önünü kesip Alevileri devletin yedeğine alma girişimi olmakla birlikte, Alevilerin taleplerini karşılayacak hamleler de değildir. Neticede bunlar Alevilerin istemleri değildir. Çünkü hükümet cemevlerini ibadethane olarak değil, “İrfan Merkezi” olarak tanıyacağını duyurdu. Dedelere maaş verilmesi, cemevlerinin kısmî giderlerinin karşılanması ise tıpkı camiler ve Sünni din adamları gibi cemevleri ve Alevi din adamlarını kontrol altına alma girişiminden başka bir şey değildir.

Alevilerin talepleri demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti talebidir. Geçmişten günümüze Alevilerin sorunları Türkiye’nin demokratik bir ülke olmayışından kaynaklıdır. Çözüm ne cemevlerine statü tanımakla, ne de dedelere maaş vermekle çözülecek bir sorundur. Sorunun çözümü Türkiye Cumhuriyetinin din - devlet ilişkilerinde konumlandığı yerdir. Çözüm devletin dinden elini çekmesiyle mümkün olacaktır. Çözüm dinin, inançların eğitim-öğretimi dâhil, tüm işleyişinin sivil hayata bırakılmasıyla çözülecektir.

Sorun Türkiye Cumhuriyeti’nin anti demokratik oluşu ise, çözüm de Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir devlet olmasıyla mümkün olacaktır.

Aşk ile...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.