Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?

AYŞE HÜR / Radikal

Hazreti Muhammed ile İslam’a hakaret ettiği belirtilen kısa film üzerine patlak veren ölümlü şiddet olaylarının bir kez daha gösterdiği gibi İslam dünyasında, bazen çok ehemmiyetsiz de olsa, Batılı birinin hatasını, tüm Batılılara ve en ağır şekilde ödetme şeklinde tezahür eden köklü bir Batı düşmanlığı var. Bazılarına göre İslam dünyasını, en azından Batı’yla ilişkileri açısından adeta ergenlik çağında çakılı bırakan travmatik olayların başında Haçlı seferleri geliyor. Benim çok katıldığım bir teori değil ama yine de bu haftaki yazımı bu tecrübenin tarihçesine ayırdım.

Haçlı seferleri Papa II. Urbanus’un 27 Kasım 1095’te toplanan Clermont Konsili’nde Kutsal Toprakları (Filistin) kurtarmak için yaptığı çağrı ile başlamıştı. Urbanus’un aradığı fırsatı ise Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos vermişti. Aleksios, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan beri kademeli olarak Anadolu’ya yerleşmekte olan Türklere karşı koyacak yeterli askeri güce sahip olmadığından, ordusunu kuvvetlendirmek için Batı’dan ücretli asker yardımı istemişti. Ancak Urbanus, imparatorun bu isteğini, Batı’nın kavgacı şövalyelerini, topraksız köylülerini, sefalet içindeki halkı, para ve toprak sahibi olacakları düşüncesiyle zengin Doğu’ya askeri bir sefer düzenlemeye teşvik ederek cevapladı.

Çapulcu ordusu Konstantinopolis’te
Haçlı seferine çıkan ilk ordu, Keşiş Pierre l’Hermite’in idaresinde toplanmış disiplinsiz bir çapulcu kitlesiydi. Belgrad’ı geçerek Bizans topraklarına girer girmez yağma hareketlerine başlayan bu güruh zorla disiplin altına alındıktan sonra 1 Ağustos 1096’da Konstantinopolis’e ulaşmıştı. Hırsızlardan, hatta katillerden oluşmuş gruplar şehrin dört bir yanına dağılıp evleri, dükkânları talan etmeye başlayınca Haçlılar 6 Ağustos’ta Boğaz’dan Anadolu yakasına geçirilerek Kibotos (Yalova yakınlarında) karargâha yerleştirilmişlerdi. Benzer sıkıntılar, Aşağı Loren Dükü Godefrei de Bouillon’un, Tranta Kontu Bohemond’un ve Toulouse Kontu Raimond de St. Gilles’in komutasındaki birlikler şehre geldiğinde de yaşandı.

1096-1097 yıllarında Selçuklu Rum Sultanlığı’nın orduları ile Haçlı orduları Nikaia (İznik) civarlarında bir kaç kez karşılaştılar. Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan İznik’i Bizans’a teslim etmek zorunda kaldı. Ama daha kötüsü (Eskişehir yakınlarındaki) Dorylaion mevkiinde Haçlı ordusu ile karşılaşan Kılıçarslan çareyi hazinesini bile geride bırakarak kaçmakta buldu. Arap tarihçi İbn’ül-Kalanissi durumu şöyle özetlemişti : “Frenkler Türk ordusunu paramparça ettiler. Öldürdüler, yağmaladılar ve köle olarak sattıkları çok sayıda esir aldılar.”

İnsan yiyen Frenkler Haçlı ordusu Antakya’yı ve bir Ermeni kenti olan Edessa’yı (Urfa) ve Maara’yı aldı. Arap tarihçi İbn’ül-Esir şöyle yazdı: “Üç gün boyunca insanları kılıçtan geçirdiler. Yüz binden fazla kişi öldürdüler ya da esir aldılar.” Sayılar abartılıydı ama Haçlıların halka uyguladığı muamele yazarın belirttiğinden daha ağırdı. Nitekim Haçlı ordusunda yer alan Frenk kronik yazarı Roul de Caen şöyle anlatmıştı yaşananları : “Maara’da bizimkiler yetişkin putataparları kazanlarda kaynatıyorlar, çocukları şişe geçiriyorlar ve kızartarak yiyorlardı.” Nitekim Müslümanlar, Batılıların bu yamyamlığını asla unutmayacaklar, tarih boyunca Frenklerden hep ‘insan yiyen kişiler’ olarak bahsedeceklerdi. Buna karşılık Frenk kronikçileri bu yamyamlığı o günlerde hüküm süren büyük kıtlığa bağlayacaklardı.

Kudüs’ün düşüşü Haçlıların yeni hedefi Mısır’daki Fatimi Halifeliği’nin elinde olan Kudüs’tü. Arap kaynaklarına göre daha ilk çarpışmada Fatımi orduları tabanları yağladı ve Kudüs 15 Temmuz 1099 günü Haçlı ordularının eline geçti. Şehri koruyan İftihar ve adamları antlaşma uyarınca Askalon limanına gönderildiler ancak Müslüman, Ermeni, Yahudi ayrımı yapılmaksızın şehrin tüm ahalisi kılıçtan geçirildi. Şehirdeki tüm kutsal mekânlar tahrip edildi ve İslam’ın altın çağı sona ermiş oldu.

Bir yıl sonra Papa II. Pascalis’in topladığı yeni ordu bu kez güçlerini birleştiren Kılıçarslan ve Danişmend tarafından tarumar edildi. Kılıçtan geçirilme ve esir alınma sırası Hıristiyanlara gelmişti...

Edessa’nın geri alınışı
23 Eylül 1144’te Edessa, Musul’un yeni Emiri İmadettin Zengi tarafından geri alındı. Şehrin hâkimi II. Jocelin’in vekili olarak bu olaya tanık olan Süryani Patriği Abu’l-Farac’a (Bar Habreus) göre, Zengi şehrin Ermeni ve Süryani halkının şehirden ayrılmasına izin vermiş, Frenklerin ise nesi var nesi yoksa aldıktan sonra liderlerini idam ettirmiş, sağ bıraktığı rahipleri, soyluları ve diğer ileri gelenleri Halep’e esir olarak götürmüştü. Eğer Kudüs’ün Haçlıların eline geçişi Frenk istilasının zirvesini oluşturuyorsa, Edessa’nın geri alınışı da Müslümanların zafere karşı uzun yürüyüşünün başlangıcını oluşturuyordu. Zengi 1146’da Frenk kökenli hizmetkârı Yarenkeş tarafından öldürüldü ancak oğlu Nureddin’in Kudüs’ü geri almaya kararlı olduğunu gören Avrupalılar Papa III. Eugenius’un gayretleriyle yeni bir Haçlı seferi başlattılar.Fransa Kralı VII. Louis’nin ve Alman Kralı III. Konrad’ın yönetimindeki Haçlı ordusu 1148’de Şam önünde Arap, Türk ve Kürt askerlerinden oluşan orduya yenildi ama Nureddin’in Kudüs’ü geri alma planları 1157 depremi ile bozuldu. Bu işin şerefi 39 yıl sonra, Nureddin’in Kürt komutanlarından Şirkuh’un yeğeni Selahaddin Eyyübi’ye nasip olacaktı.

Eyyübi’nin zaferleri
Selahaddin’i durduracak tek güç Bizans’tı ancak Bizans ordusu II. Kılıçarslan tarafından 1176 yılında Myriokephalon’da ezilmişti. Selahaddin’in şansı Kudüs (Haçlı) Kralı IV. Baudouin’in 24 yaşında cüzamdan ölmesi ve yerine altı yaşındaki yeğenin geçmesiydi. Çocuk kral bir yıl sonra ölmüş, annesi tacı gönlünü kaptırdığı Guy de Lousignan adlı şövalyenin başına takmıştı. Selahaddin’in orduları Hıttin denilen yerde karşılaştığı Haçlı ordularının susuzluktan kırılmasını sağladı. Ardından Akka, Beyrut, Sayda, Nasıra, Nablus, Yafa ve Aşkelon geri alındı. Kudüs kuşatması 20 Eylül’de başladı ve 2 Ekim 1187’de, Kudüs Haçlılardan geri alındı. O gün, İslam inancına göre, Hazreti Muhammed’in Kudüs’ten göğe yükseldiği gün olan Miraç’ın (27 Recep 583) 566. yıldönümüydü.

Selahaddin Eyyübi sözünde durdu, ne katliam ne yağma yaptı. Birkaç fanatik Kutsal Kabir Kilisesi’nin yıkılmasını istediyse de Selahaddin bunu önledi. Kiliseye çevrilmiş el-Aksa gülsuyuyla yıkanıp tekrar cami yapıldı. Selahaddin’in tek gösterişli işi 9 Ekim 1187 günü burada kıldığı namaz olmuştu. Frenklerin çoğu Kudüs’te kaldı, terk edenlerin malları Selahaddin’in şehre yerleştireceği Yahudilere verildi.

Haçlıların Kudüs ısrarı
1189 yılında Fransa Kralı II. Philip August, İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard ile Sicilya ve Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa komutasındaki Haçlı ordusu Kudüs’ü kurtarmak için yola çıktı. Haçlılar, Akka’yı Kudüs Krallığı’nın yeni başkenti ilan ettiler ve başına Richard’ın yeğeni Kont de Champagne’ı koydular. Bundan sonrası Richard’ın Selahaddin Eyyübi’yi, Kudüs’ü ve İsa’nın gerildiği çarmıhın parçası olduğuna inanılan Gerçek Haçı iade etmeye ikna girişimleriyle geçti. Selahaddin’in 55 yaşında ölmesi üzerine başa geçen kardeşi Adil, Frenklerin artık savaşmaya değmeyecek kadar zayıfladığını düşündüğü için barış yapmayı seçti. Böylece Arap-Frenk dünyası, sakin bir döneme girdi.

Konstantinopolis’in yağmalanması Ancak Bizans için tehlike sona ermemişti. 1198’de papa seçilen III. İnnocentius, Avrupa’nın büyük sorunlarını çözmek açısından faydalı bulduğu yeni bir Haçlı seferi örgütledi. 1202 yılında Haçlılar Venedik’te toplanmaya başlamışlardı ancak yolculuk için toplanan para yeterli değildi. Tam bu sırada kardeşi III. Aleksios Angelos tarafından Bizans tahtından indirilmiş olan II. İsaakios’un oğlu Aleksios’tan bir mesaj geldi. Aleksios kendisini tahta çıkardıkları takdirde Haçlıların Venediklilere olan borçlarını ödemeyi, Mısır seferi için para ve yiyecek yardımı yapmayı ve 10 bin kişilik bir Bizans ordusunu da yanlarına katmayı taahhüt ediyordu. Ancak teklif tam ters etki yarattı ve yıllardır içlerinde biriktirdikleri kini dökmek için bir fırsat yakaladıklarını düşünen Haçlı filosu 24 Haziran 1203’te Konstantinopolis önlerine boy gösterdi. Halkın korku dolu bakışları altında Haliç girişini kapayan zinciri kırarak surlara doğru hücuma geçen Haçlılar, şehir halkının canla başla direnişine rağmen kente hâkim olmayı başardılar ve 1 Ağustos’ta Aleksios’u IV. Aleksios adıyla babasıyla birlikte imparator ilan ettiler. IV. Aleksios’un bütün zorlamalarına rağmen Bizans (Ortodoks) Kilisesi yüzlerce yıldır arasının açık olduğu Latin (Katolik) Kilisesi‘nin üstünlüğünü kabule yanaşmıyor, dolayısıyla Haçlılara ödenecek para toplanamıyordu. Paranın toplanmasını beklerken şehri haraca kesen Haçlı birlikleri Şubat 1204’te IV. Aleksios’u tahttan indirerek yerine V. Aleksios Murtzuflos’u tahta çıkardılar ve Konstantinopolis’e nihai saldırıya geçtiler. 6 Nisan’dan 13 Nisan’a kadar süren saldırılar sonunda, imparator, patrik ve pek çok asilin terk ettiği şehir Venedik Doju Enrico Dandolo ve Haçlı reislerinin eline geçti.

Konstantinopolis Haçlı birliklerince üç gün boyunca korkunç bir yağmaya tabi tutuldu. Tarihçilerin yazdığına göre tarih boyunca hiçbir şehir böylesine acımasızca tahrip edilmemişti. 900 yıl boyunca Hıristiyan dünyasının merkezi olan Konstantinopolis bu yağma sonucu bütün ihtişamını, zenginliğini, sanat eserlerini ebediyyen kaybetti. Bütün kiliseler, manastırlar, saraylar, kütüphaneler, kamu binaları yağmalandı; paha biçilmez eserler, kutsal emanetler, ikonlar ve değerli eşyalar üzerlerindeki altın, gümüş ve değerli taşlara sahip olmak amacıyla tahrip edildi ya da gemilere yüklenip götürüldü. Hıristiyanlığın en kutsal mekânı sayılan Ayasofya’ya atlarıyla dalan Haçlılar buradaki tüm değerli ve kutsal eşyayı parçaladılar, Blahernai Kilisesi başta olmak üzere tüm kutsal mekânlar bu acımasız ve kin dolu talandan nasibini aldı. Bununla da yetinmeyen Haçlı askerleri, kadın-erkek, yaşlı genç demeden halkı kılıçtan geçirip evlerini yaktılar, kadınlara tecavüz ettiler. Bu üç günlük çılgınlıktan sonra ‘Şehirlerin Kraliçesi’ Konstantinopolis’ten geriye sadece yıkıntılar ve ölüler kaldı.

Yenilenlerin ruh hali
İlginçtir Kudüs, 1229’da Dördüncü Haçlı Seferi’nin başına geçen Friedrich Barbarossa tarafından savaşsız şekilde geri alındı. 1239’da Kudüs tekrar Müslümanlara (Eyyübilere) geçti ama Arap dünyası için asıl tehlike yoldaydı. Moğol orduları Buhara, Semerkant, Herat’tan sonra Anadolu’daki Selçuklu Rum Sultanlığı’nı da ateşe verecek ve 1258’de aynen Haçlıların Konstantinopolis’te yaptığı gibi, Bağdat’ı yağmalayacak, halkı kılıçtan geçirip, kadınların ırzına geçecekti. Böylece Araplar için Haçlı tehlikesi Moğol tehlikesiyle yer değiştirmiş oluyordu.

Bu tarihçeden görüleceği üzere, Haçlı Seferleri sadece Müslüman dünyasını değil, Ortodoks Bizans’ı da tarumar etmişti. Bu saldırıların en kötü etkisinin Arapların kendi içine kapanması olduğunu söyleyen Lübnanlı yazar Emin Maluf’a (Amin Maalouf) göre Haçlı Seferleri sayesinde Avrupa ekonomik açıdan gelişirken, gerek küçük Müslüman devletlerinin birbirleriyle- olan mücadeleleri, gerekse batıdan Frenklerin ve doğudan Moğolların istilası nedeniyle İslam dünyası kendi içine kapanmış, dayanıksız hale gelmiş, savunmaya çekilmiş ve hoşgörüsüz olmuştu.

Son şiddet olaylarını doğru değerlendirebilmek için, Osmanlı döneminin ve ardından Batı ile yaşanan kötü tecrübelere ve onların açtığı yaralara merhem olmayı amaçlayan Nahda hareketini ve Selefi akımları da incelemek gerekir ama yerimiz bittiği için şimdilik noktayı koyalım…

Özet kaynakça Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, Çeviren Mehmet Ali Kılıçbay, Telos Yayınları, 1997; Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, Dünya Yayıncılık, 1997; Steve Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, I-II-III, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2008; Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, Yeditepe Yayınları, 2010; Harold Lamb, Haçlı Seferleri (Demir Adamlar ve Azizler), İlgi Kültür Sanat Yayınları, 2010.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.