PYD, Rusya'dan sonra ABD'ye de büro açıyor

Haberdar yazarlarından Ergün Babahan bugünkü yazısında Brüksel'de PYD lideri Salih Müslim ile görüşmesine yer verdi. Yazısında PYD liderinin Rusya'ya büro açmasına değinen Babahan, Müslim'in ABD'ye de bir büro açmak için gerekli temaslarda bulunduğunu aktardı.

Türkiye hükümetinin Kürdlerle olan mücadelesinin toplumu geri dönüşü olmayan bir kırılmaya götürdüğünü aktaran Babahan, 1915'te Ermenilere yapılan soykırımla bugünü karşılaştırdı.

Ergün Babahan'ın bugünkü yazısı şöyle:

Suriye’nin geleceği Cenevre’de barış masasından ziyade savaş alanında belirlenecek. Çatışmasızlık durumu olarak ilan edilmesi beklenen gelişme, IŞİD, El Nusra gibi terörist denilen kesimleri kapsamayacak. O yüzden YPG de, Suriye Ordusu da Ankara’yı rahatsız eden ilerlemelerini sürdürecekler.
 
Brüksel’de görüşme imkanı bulduğum PYD Eş Başkanı Salih Müslim, barış masasında da olmaya önem veriyor. Sinirleri alınmış görüntüsü var Müslim’in ve açıkçası sözlerinin çarpıtılması endişesiyle medyaya, özellikle de Türk medyasına konuşmamaya özen gösteriyor.
 
Salih Müslim, IŞİD’in Suriye’deki gücünün para ve silaha dayandığını, bunlar kesilince bir etkilerinin kalmayacağını belirtiyor. Kürt hareketinin ise arkasında halk desteği olduğunu, imkansızlıklara rağmen başarıya ulaşacağının altını çiziyor.
 
Esad’ın söylemine rağmen artık Kürtleri bir güç olarak görme noktasına geldiğini belirten Müslim’e göre, Suriye yönetiminde bir zihniyet değişikliği olmazsa, ülkenin normalleşmesi 5-10 yıl gibi bir süreyi alabilir.
 
Rusya, Kürtler konusunda net. Zaten kendilerinin 82 farklı yapısı var, özerlik onların zihniyetine ters değil. Rojava Kürtlerinin özerkliğini destekledikleri de bir sır değil.
 
Salih Müslim, Moskova’da büro açmalarının Türkiye’ye karşı bir tepki sonucu gündeme gelmediğini, bir yıldır gündemde olan bir konu olduğunu vurguluyor. Amerika’dan da büro açmaları için talep geldiğini söylüyor ve bir süre sonra Washington’da da büro açabileceklerini belirtiyor.
Evet, Türkiye bir yandan kendi Kürtleri ile bir savaş tutuşmuşken, diğer yandan da Suriye Kürtlerinin bir statü elde etmesini engellemeye çalışıyor. Bu amaçla Riyad’da oluşturulan ama Suriye’de sahada bir gücü, karşılığı olmayan Riyad grubunu da, El Nusra gibi uluslararası sistemin terörist kabul ettiği grupları da destekliyor.
 
Büyük umut bağladığı Halep’in düşme noktasına gelmesi, Kürtlerin sınıra doğru ilerlemesi ve Azaz’ı almak üzere olmasını engellemek için akıl sınırını zorlayacak işlere girişebiliyor.
 
Rusya Başbakanı’nın tavrı net: Türkiye’nin Suudilerle birlikte Suriye’ye müdahalesi büyük bir savaşa yol açabilir. Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin bu tehlikenin farkında olduğu ve Birleşmiş Milletler kararı veya açık NATO desteği olmadan böyle bir girişimde bulunmayacağı anlaşılıyor.
 
Ankara’nın yanlış politikaları, toplumsal bir sorunu hukuk veya demokratik kurallar içinde çözmek yerine şiddet yolunu seçmesi çok tehlikeli bir hal almış bulunuyor. Sonu ve sonuçları belirsiz bir döneme girmiş bulunuyor.
 
Tarih bize, bir halkın özellikle uluslararası toplumun geniş desteğini sağlamış bir halkın taleplerinin bombayla, hapisle bastırılamayacağını gösteriyor. Ankara ısrarla bu gerçeği görmüyor ve açık söylemek gerekirse 1915’te Ermenilere karşı aldığı tutumu bugün aynen Kürtlere karşı sürdürüyor. PKK’nin tarih sahnesine çıkmasından bu yana kaç paket açıldı, savaş kaç kere kazanıldı, örgüt kaç kere çökme noktasına geldi hatırlamıyorum ama yakın tarih, artık tamamen uluslararası bir sorun haline geldi.
 
AKP’nin artık dışa vuran korku hali bölgede katliamlara yol açıyor. Cizre’de yaşananlar kendisine demokratik hukuk devleti diyen bir ülkede yaşanması mümkün olmayan bir kıyım. Bir bodrumda bekleyen insanların çoğunluğu yakılarak öldürülmüş durumda.
 
Burada yaşananlar raporlar, görüntülerle bir dosya oluşturularak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne getirilmiş durumda. Hukuk dışına çıkanların uluslararası sistem önünde hesap vermesi ihtimal dışı değil.
 
Türkiye artık yandaşların bile kabul etmek zorunda kaldığı gibi, Kürt meselesinde şiddetli rüzgarlara karşı yürüyor ve sonucunda hukuktan, insan hakkından, adaletten savruluyor.
 
İç savaşın devlet sisteminde, geçmişte olduğu çürümeye yol açması, sistemin yozlaşması ve çökmesi çok büyük bir ihtimal. Kendi topraklarını yeniden yurt edinme fikriyle yola çıkan bir zihniyetin, bırakın istikrarı ülkeye huzur ve barış getiremez.
 
Kürt gerçeği artık şiddet yoluyla bastırılamayacak bir noktaya gelmiştir. Şiddet yoluyla çözümün tek yolu, 1915 benzeri bir tehcir ve kıyımdır ki, bugünün dünyasında düşünmesi bile suçtur.
 
Bu uygulamalar, kendi vatandaşları dahil, bütün Kürtleri Türkiye’ye düşman edecek ve bir arada yaşamak imkansız hale gelecektir.
 
Müttefiklerine sürekli şantaj yapan, bulunduğu coğrafyada çözümün değil, sorunun parçası haline gelen Türkiye’nin hızla sürüklenmekte olduğu kanlı iç savaş ortamı yakın gelecek için hayır işareti değil. Kazananı olmayacak bir savaşın kaybedeninin kimler olacağı ortada.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.