Mustafa Karasu: Türkiye’de Kürtlere tek bir yol bırakılmıştır
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Özgür Gündem'de 'Hüseyin Ali' mahlasıyla yazdığı köşe yazısında AKP hükümetinin HDP milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırma girişimi, ‘siyasi soykırım’ operasyonları ve bunlara karşın siyasi temelde HDP’nin eksiklerini kaleme aldı.

Türkiye’deki demokrasinin Kürtsüzleştirildiğini savunan Mustafa Karasu, “Türkiye’de Kürtlere tek bir yol bırakılmıştır. O da resmi ideoloji ve politikayı kabullenmek! Bu kabulleniliyorsa her alanda yaşam hakkı vardır. Yoksa yoktur. Türkiye’de resmi politikayı kabul etmeyen Kürtlerin her alanda önü kapalıdır” ifadelerini kullandı.

Mustafa Karasu’nun Özgür Gündem’de “Kürt’ün siyasi iradesine dokunulamaz” başlıklı yazısı şöyle:

AKP iktidarı her alanda demokrasi güçlerine ve Kürtlerin seçilmiş temsilcilerine yürüttüğü saldırıyı şimdi de HDP milletvekillerine yönelik yapmaktadır. 3 Mart 1994 yılında DEP milletvekillerinin tutuklanmasına benzer bir saldırı söz konusudur. O zaman da Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi yükselişteydi; gerilla eylemleri yoğunlaşmıştı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiye edilmesinin bir ayağı olarak da DEP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılıp zindana atılmışlardı.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırma girişimi, Kürt halkının iradesine yönelik bir saldırıdır. Zaten her gün bir iki belediye eşbaşkanı, belediye meclis üyelerini tutuklayarak Kürt halkının iradesini tanımadığını ortaya koymaktadırlar. Mücadelenin yükselmediği ve sertleşmediği dönemlerde özel savaş gereği toplumu demokrasi varmış gibi oyalamak için seçilmişlere yönelmeyen soykırımcı sömürgecilik, mücadele yükseldiğinde yüzündeki maskeyi atarak Kürt düşmanı soykırımcı karakterini ortaya koymaktadır.

Türkiye’de demokrasi olmadığı gibi, var olan kimi haklar ve hukuklar da tamamen Kürtsüzdür. En iyimser dönemde bile Türkiye’deki siyasi sisteme Kürtsüz demokrasi denilebilir. Zaten zaman zaman dillendirdikleri demokrasi söylemi de tamamen Kürtsüzdür. Türkiye’de anayasa ve yasalar tamamen Kürtlerin yararlanmaması için dizayn edilmiştir. Anayasa ve yasalar da sadece Kürtlüğü inkar etmek üzerine değil; Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam istemini bastırma üzerine şekillenmiştir. En az anayasa ve yasalar kadar toplumun zihniyeti de böyle yönlendirilmektedir.

Türkiye’de Kürtlere tek bir yol bırakılmıştır. O da resmi ideoloji ve politikayı kabullenmek! Bu kabulleniliyorsa her alanda yaşam hakkı vardır. Yoksa yoktur. Türkiye’de resmi politikayı kabul etmeyen Kürtlerin her alanda önü kapalıdır. Ellerinden gelse Türk devletinin soykırımcı politikalarına itiraz eden Kürtlerin boğazındaki ekmek de ellerinden alınacaktır. Tayyip Erdoğan’ın bizim politikalarımızı kabul etmeyenin bu topraklarda yaşam hakkı yoktur anlamına gelen vatandaşlıktan çıkarma da tamamen bu zihniyetle ifade edilmektedir.

Türkiye’de inkarcı ve soykırımcı Kürt politikası terk edilmediği müddetçe Kürtler ne zaman bir siyasi güç haline gelirse siyasi soykırım operasyonları yapılır. Milletvekillerin dokunulmazlığının kaldırılması, siyasi soykırım operasyonlarının zirveleşmesi demektir. Zaten son günlerde Kürt siyasetçilerinin ve demokratik kurum yöneticilerinin tutuklanması yoğunlaşmıştı. Dokunulmazlıkların kaldırılması, bu siyasi soykırım saldırılarının her alanda daha da yaygınlaştırılacağının ilanı olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kürtler ne zaman özgür ve demokratik yaşam isteme iradesi ortaya koymuşlarsa, siyasi soykırım operasyonlarıyla karşılaşmışlardır. Bu durum Türkiye siyasi tarihinin kanunu gibidir. Bundan 7 yıl önce 29 Mart yerel yönetim seçimlerinde Kürt demokratik siyaseti başarılı olunca 14 Nisan’da siyasi soykırım operasyonları başlatmışlardı. Bu açıdan Kürtler ve demokrasi güçleri bu gerçeği görmelidirler. Siyasi soykırım operasyonları ve dokunulmazlıkların kaldırılması için ortaya konulan gerekçeler sadece kılıftır. Esas neden Kürtlerin siyasi irade olmaları ve Türk devletinin soykırımcı politikalarına karşı direnmeleridir.

Türk devleti 1958 yılında Irak’ta iktidar değişip Kürtlerin siyasi olarak güç olma ihtimali ortaya çıkınca DP (Demokrat Parti) hükümeti toplanır, bu konuyu tartışır. Menderes “40-50 kişiyi tutukla, bölücülükle suçla, idam et, herhangi bir kıpırdanış olmaz” önerisi yapmıştır. Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu bu durum Türkiye’yi zorlar, böyle olursa ben istifa ederim demiştir. AKP iktidarı da Kürtlerin siyasi iradesine yönelik saldırı geleneğini sürdürmektedir. 2009-2011-2012 siyasi soykırım operasyonları, Kürtlerin siyasi olarak güçlendiği düşünülerek yapılmıştır. Son bir yılda hızlanan siyasi soykırım operasyonları da 2015 7 Haziranı’nda Kürtlerin siyasi olarak güçlendiği görüldüğünden yapılmaktadır. Sorun, HDP milletvekillerinin ne yaptığı, ne söylediği değildir. Kürt halkının siyasi iradesi kırılmak istenmektedir. Tüm milletvekillerine, belediye eşbaşkanlarına ve siyasi kurumlara “Bizim politikalarımıza boyun eğmezseniz yeriniz zindandır” demektedirler. Ya baş eğeceksiniz, ya baş vereceksiniz zihniyetinin milletvekillerine uygulanması gerçekleşmektedir.

Aslında hiçbir zaman Kürtler için demokratik siyaset yapma imkanı tanınmamıştır. Özel savaş gereği psikolojik savaş argümanı olarak kullanmak için bazen gevşek yaklaşımlar ortaya konulmuştur. Ama özünde Kürtlerin böyle bir imkan kullanmasına fırsat verilmemiştir. Dokunulmazlıkların kaldırılmak istenmesiyle bu alan tamamen anlamsızlaştırılmıştır. Demokratik siyasal alanı kullanmanın ne imkanı ne de anlamı kalmıştır. Gelinen aşamada AKP iktidarının bu tutumuna karşı mücadele edilmesi gerekmektedir. Zaman zaman çözüm süreci yeniden başlasın, müzakereyle bu sorun çözülsün demenin politik bir anlamı olsa da pratik bir değeri yoktur. Şu anda bu tür söylem ve beklenti yaratma yaklaşımlarıyla zaman harcamak yerine bu tür siyasal soykırım saldırılarına karşı mücadelenin yükseltilmesi gerekir.

Aslında şimdiye kadar HDP’nin, daha önce BDP’nin siyasal soykırım operasyonlarına yaklaşımı gevşek ve yanlış olmuştur. Halbuki her belediye eşbaşkanı, meclis üyesi ya da il ve ilçe başkanları, yönetim üyeleri tutuklandığında bu bir serhildan gerekçesi olarak görülmeliydi. Halkın bir temsilcisi tutuklandığında ayağa kalkılmalı, kimsenin tutuklanmasına izin vermemeliydi. Ancak HDP’nin de, BDP’nin de bu konuda yaklaşımları eksik, yetersiz ve yanlıştı. Sadece eleştiri ve açıklamalarla yetiniliyordu. Halbuki tutuklanmaları bir mücadele gerekçesi yapılmalıydı. Halkın böyle bir bilinçle hareket etmesi sağlanmalıydı. Geçmişte bu konuda büyük yetersizlikler yaşanmıştır. Hiç değilse şimdi böyle bir yetersizlik içine girilmemeli, siyasi soykırım operasyonları ve dokunulmazlıkların kaldırılması bir direniş gerekçesi olarak görülüp ayağa kalkılarak AKP’nin bu saldırıları püskürtülmelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.